BİZLER bir emanetçiyiz ve bize verilen birçok emaneti bir
gün sahibine geri vermek üzere, üzerimizde taşırız. Sahip olduğumuzu sandığımız
her şey bize verilmiş bir emanettir. Bedenimiz, kalbimiz, nefsimiz, aklımız,
çocuklarımız, mallarımız, tabiat, vaktimiz... Gözümüzü açtığımız zaman etrafta
gördüğümüz her şey, aklımızı yokladığımız zaman zihnimizde canlanan her şey
bize verilmiş ve vakti geldiğinde de hepsinden tek tek hesaba çekileceğimiz
birer emanettir.
Bunlardan belki de en önemlisi sağlığımızdır. Fakat
ihmalkârlığımız yüzünden önemli listemizin en alt sıralarında kalır sürekli.
Mesela yeni bir eşya edineceğimiz zaman o bizim için en önemli gündem maddesi
haline geliverir. Bir araba alacağımızda yahut ev sahibi olacağımızda günlerce
araştırır, soruşturur, gecemizi gündüzümüze katar en iyisini, bizi en rahat
ettirecek olanını ararız. Bir hasarı olup olmadığına bakarız, kullanışlı
olduğundan emin olmak isteriz ve kalbimiz tam olarak mutmain olmadan da
kesinlikle karar vermeyiz. Çünkü o çok önemlidir bizim için. Gerekirse çok daha
fazla ücret ödemeyi göze alırız. Yeter ki bizi rahat ettirsin, uzun süre idare
etsin ve güzel bir şey olsun. Bunun illa büyük bir eşya olmasına gerek yoktur;
telefon, bilgisayar, beyaz eşya hatta alacağımız bir kazak için bile bir hayli
düşündükten sonra karar veririz.
Fakat nedense bunların hepsinden daha önemli olan ve bizi
sağlıklı bir şekilde uzun yıllar idare etmesi gereken bedenimiz olduğu halde,
onun rahatını yeterince düşünmeden hareket ederiz. Tutarız çocuğumuzun elinden,
alırız ailemizi yanımıza ve marketlere koşarız. Canımız ne istediyse alırız,
çocuğumuz elini neye uzattıysa onun elini kesinlikle boş çevirmeyiz oradan. Bir
kez de çevirip arkasını bakmayız aldığımız şeylerin. Herhangi bir şeker,
çikolata, sakız, cips, içecek hiç fark etmez. Tek önem verdiğimiz şey bizim
canımızın o an onu istemiş olması ve alabilecek imkânımızın olmasıdır.
Sahi hangimiz marketlerde, bakkallarda ya da evimize
hediye gelmiş olan yiyecek, içeceklerde Bunun içinde ne varmış acaba deyip
de içindekiler bölümüne bakıyoruz Hangimiz can parçamız olan, bir zarar
gelmesin diye üzerine titrediğimiz yavrularımızın eline, birkaç dakika içinde
yiyip bitireceği bir yiyeceği verirken Acaba bu çocuğuma zarar verir mi
endişesi taşıyoruz Canımız çekmiş, çok mu önemli Çocuğumuz ağlıyormuş, onun
sağlığından daha mı kıymetli Artık her yer bu tür yiyeceklerle doluymuş,
Allah ın buyruğundan daha mı değerli
Şüphe yok ki helal gıda tüketmek, haram olanlarını terk
etmek, şüpheli olanlarından uzak durmak, günümüzde hem mevcut sisteme karşı hem
de kendi nefsimize karşı vermemiz gereken çok önemli bir kavga haline
gelmiştir.
Evet, sağlığımız bize emanettir. Kendileri akledip
düşünemeyen çocuklarımızın sağlığı da bize emanettir. O halde öne süreceğimiz
hiçbir bahane geçerli değildir. Tek tek her aldığımızın içinde ne olduğunu
inceleyeceğimiz için market alışverişlerimizin vakti uzamak zorundadır. Ama
yazılanlardan hiçbir şey anlamıyoruz gibi bir bahanenin de ardına sığınmadan
telefonlarımıza E kodlarını kolayca sorgulayabileceğimiz programları yüklemek
zorundayız. Gözümüzü dört açmak ve seçeceğimiz ürünlerin üzerinde Helal
sertifikası aramak zorundayız. Velev ki diğerlerinden daha pahalı olsun, helal
olanı tercih etmek zorundayız.
Hiç kimseye hiçbir şeye güvenimizin kalmadığı bu dünyada
Onların helal olduğuna nasıl inanacağız peki gibi sorular zihnimizde
dolanabilir, haklı olarak. Fakat biz elimizden geleni yapmakla mükellefiz. Biz
temiz kalmak için uğraşmakla, Rabbimizin bize verdiği bedeni korumakla
sorumluyuz. Ve Helal gıda konusunda da elimizden gelen tüm titizliği
göstermek ve elimizden gelmeyenler için de Allah a sığınmak zorundayız.
Son yıllarda ülkemizde de çok ciddi çalışmalar yapılan,
sebepsiz hastalıklarımız, küçücük çocuklarda bile psikolojik travmalara varan
asabiyetimiz arttıkça ve artık Acaba biz ne yiyoruz da böyle oluyor diye
düşünmeye başladığımız bu önemli konuda bilgi sahibi olmamız ve çevremizdeki
herkesi uyarmamız, bilinçli bir tüketici ve şuurlu bir Müslüman olmanın bir
gereğidir.