Taleplerimiz içimizdeki çocuğun talepleri ile genellikle
çelişir. Yaşımız ya da konumumuz gereği topluma katılmak ve burada kendimize
bir yer edinmek isteriz. Fakat içimizdeki çocuğun korkuları vardır, o
incinmekten başarısız olmaktan ve kendini ifade edememekten korkar ve direnç
gösterir.
Çocuk korkularını açıkça ifade edemez, kendini farklı
şekillerde göstermeye çalışır.
Bazen bir erişkinle bir çocuğun arasında kalır ve birine
ret cevabı veririz.
İçimizdeki çocuğun incinmesini istemeyiz fakat onun
yarasına merhem de olamayız.
Çocuğun yarası yeni değildir geçmişlere dayanır o yüzden
korkuları vardır:
Çocuk ret edilmekten ve rencide olmaktan korkar.
Onaylanmamaktan ve haksızlığa uğramaktan korkar.
Terk edilmekten korkar.
Anlaşılmamaktan ya da duygularının örselenmesinden korkar.
Bizim geri çekilmemizi ve kendisine gelebilecek zararın
önüne geçmemizi ister. Olaylardan kaçma şansımız yoktur fakat çoğu zaman iç
sesimizi dinler ve kendimizi geri çekeriz.
Korkularımızı yönetemez ve yapmamız gereken bir çok
şeyden vazgeçeriz, içimizdeki çocuğu kendi imkânlarımızla iyileştirme yoluna
gitmez hep bir savunma halinde oluruz.
Dışarı çıkmaktan ve topluma katılmaktan kaçınan çocuğun
niçin böyle davrandığını anlamak istemeyiz. Geçmişte yaşanmış acıların üstünü
örter fakat onlarla yüzleşmeyi aklımıza dahi getirmeyiz.
İçimizdeki çocuğun sorunlarını dile getirmekle yetinir,
onunla uzlaşmayı ve onun endişelerini azaltmayı düşünmeyiz. Onu küçük bir
havuza hapseder ve yakınma seslerine kayıtsız kalırız. Oysa hiç birimiz onu
büyütmeden onun ıstırabını dindirmeden hayatımıza mutlu ve huzurlu şekilde
devam edemeyiz. Çünkü hepimiz çocukluğumuzun bir parçasıyız ve ondan kopamayız.