İçeride Aslan kesilmek!..

Abone Ol

Bu ülkede sürekli olarak topluma ülkenin içeriden gelen birtakım tehlikelere maruz kaldığı söylenerek, gerçek tehlikeler görmezden gelindi. Bir başka ifadeyle siyasi kadrolar içeride birtakım çevreleri ülke düşmanı ve hain ilan ederek esas dış tehdide karşı pasif kalmayı tercih ettiler. Bu ülkede uzun yıllar gençlik sokaklarda ‘Komünistler Moskova’ya’ ya da ‘Def ol Amerika’ sloganları attırılarak ülkesine sahip çıktığı hissine kaptırıldı. Siyasi partiler de benzer bir yola başvurdular. Bir taraf ülkenin komünizmin tehdidi altında olduğunu söyleyip toplumun oylarını almaya çalışırken ve genellikle de bu taktikle başarılı olurken, karşı kesim de ABD emperyalizminin ülkemizi tehdit ettiğini söyledi. Aslında her iki söylemde de haklılık payı vardı. ABD’nin başını çektiği Batı dünyası ile Rusya’nın başını çektiği Doğu Bloku sanki sürekli birbirleriyle kavga ediyormuş gibi davranarak dünyayı paylamışlar ve paylarına düşen ülkeleri sonuna kadar sömürmeyi sürdürdüler.

Soğuk Savaş yılları olarak nitelendirilen uzun yıllar boyunca güya birbirinin kanlı düşmanı gibi gösterilen iki taraf arasında ciddi bir çatışma söz konusu olmadı. Gerilimler oldu ama sonuçta iki taraf doğrudan karşı karşıya gelmediler. Çünkü onlar için önemli olan dünyanın paylarına düşen bölümünü çatışmaya meydan vermeden sömürmekti. Hatta bir adım daha ileri giderek diyebiliriz ki, birbirine düşman gibi görünen ABD ve Rusya sömürü hususunda birbirlerine yardımcı bile oldular. Çünkü iki kutbun dışında kalan ülkeler kendilerini saldırıdan korumak adına iki taratan birinin kanatları altına girmek zorunda oldukları duygusuna kapıldılar. Zaman geçti Sovyetler Birliği’nin dağılması ile dünya tek kutuplu hale geldi. Ne var ki, bu tek kutuplu dünyada ABD ve Rusya birbirlerinin alanlarına girmemeye dikkat ediyorlar. Söz gelimi geçmişte Suriye’de Rusya etkili görünürken son yıllarda eski etkisini ABD ile paylaşmış görünüyor.

Böyle olunca ister istemez dünya üzerindeki tüm gelişmelerde ABD’nin daha çok sesi ve ABD’nin belirleyiciliği ön plana çıkıyor. Hatta bu tek başınalık ABD’yi öylesine havalara sokmuş ki, ülkemizde yaşanan birtakım olaylarda nasıl davranmamız gerektiğini belirleme küstahlığına kadar gidebiliyorlar. Bunun ötesinde ülkemizin bütünlüğünü koruma mücadelesi verdiğimiz bir dönemde ABD doğrudan terör örgütlerine desteğini sürdürüyor ve bunu gizlemeye bile gerek duymuyor.

Söylediklerimize son iki günlük gazetelere yansıyan haberlerden vereceğimiz örnekler ABD’nin küstahlıkta hangi noktaya geldiğini göstermeye yetecektir. Gezi olayları ile ilgili olarak başlatılmış olan soruşturma sonucunda bazı isimlerin gözaltına alınmasının hemen ardından ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauert, Gezi kalkışması kapsamında gözaltına alınan akademisyenlere destek verdi. ‘ABD olarak endişeliyiz’ diyen sözcü, gözaltıların keyfi olduğunu öne sürdü. Bu açıklama Türkiye’nin içişlerine müdahale anlamına gelmez mi?

Bir başka olay ise son yıllarda ülkemize yönelik Afganlı göçünün artmasını değerlendiren İçişleri Bakanı Soylu, bu göçün arkasında ABD’nin olduğunu söylüyor.

Bir başka haberde de, “PKK/PYD’nin hamisi ABD’nin sevkiyat rotası Türkiye sınırı oldu. ABD TIR’ları ile gelen silah, cephane, zırhlı araç ve iş makinelerini AynelArab ve Kamışlı, Malikiye, Dırbesiye, Tel Abyad bölgesine sevk edildi. ABD’den PKK’ya tünel desteği” başlığı altında verilen bu haber bile savaş sebebidir.

Bu arada Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayında da başından beri ABD istihbarat örgütünün işin içinde olduğu ve bu cinayetin ülkemizde işlenmiş olduğu düşünülürse içeride kamplaşma ve ayrıştırmayı terk ederek dışa karşı birleşmek gerekiyor. Bir başka ifade ile ülkeyi yönetenler içeride farklı ses çıkaranlar karşısında coşup kükremek yerine bu dış düşmanlar karşısında kükremek durumundalar.