İktidar tüm dikkatini ve enerjisini paralel yapıya yönlendirmiş olduğu için çevremizdeki gelişmeler iç politikada fazlaca gündeme gelmiyor. İktidar partisinin seçim propaganda stratejisinin temelini paralel yapıya yönelik hamleler oluşturunca seçim kampanyası giderek ikili bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Bir yandan Başbakan’ın seçim meydanlarında paralel yapıya meydan okumaları, öbür yandan paralel yapı olarak nitelendirilen oluşumun başı ve yandaşları her gün gerçekleştirdiği karşılı hamleler gündemi işgal ediyor. Tüm toplum bu ikili kavgayı izlemeye mahkum edilmiş durumda. Sanki Türkiye’nin tek sorunu paralel yapı ve tüm sorunlarımızın kaynağını da bu yapı oluşturuyor. Bazı sorunların temelinde paralel yapı olabilir. Ama, Türkiye bu paralel yapıdan ibaret değil ve bu ülkeyi yönetenlerin tek ilgi duyacakları konu bundan ibaret olamaz. Çevremizde cereyan eden olaylar eskisi gibi, hatta daha da ağırlaşarak devam ediyor. Suriye’de çatışmalar 3 yılını doldurdu. Çatışmalar sürdükçe Suriye’yi terk edenlerin sayısı artıyor. Artık, başta Türkiye olmak üzere komşu ülkeler Suriye’den gelen mültecilere yardım konusunda tıkanmış durumda. Çatışmaların başlangıcında Suriyeli mülteciler için sınır bölgemizde kamplar oluşturulmuş, gelenler buralarda barındırılıyor, ihtiyaçları giderilmeye çalışılıyordu. Şimdi Suriyeli mülteciler ülkemizin her iline dağılmış durumda. Mültecilerin günlük 5 liraya çalıştırıldığı haberleri medyada yer almaya başladı. Bu haberler doğru ise kendi insanımız iş bulamazken mültecilerin çok ucuza istihdam edilmesi ile hem emek istismarı söz konusu olmakta hem de işsizlik rakamları yükselmektedir.
Bu arada İsrail’in açık hava hapishanesine çevirdiği Gazze ABD ve İsrail destekli Mısır’daki darbeciler tarafından daha da yaşanılmaz hale getiriliyor. Gazze’de yaşayan Filistinlilerin hayati ihtiyaçlarını karşıladıkları tüneller Mısır’da darbenin ardından Mısır ordusu tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hale getirilmişti. Şimdi de Mısır tarafındaki bazı evlerin altında tünel var diye bu evler bombalanıyor. Evler yıkılırken Gazze tarafındaki ev ve camilerde tahrip oluyor. İsrail bir yandan Mısır yönetimi bir yandan Gazze teslime zorlanıyor. Ne var ki, ülkemizin gündeminde fazlaca yer almıyor.
Irak’ta iç çatışma sürüyor, olaylar giderek bir mezhep çatışmasına dönüşüyor. Belki baştan beri böyleydi de işin aslı giderek netleşmeye başladı.
Kısacası, Irak, Suriye, Mısır ve Filistin’de olaylar ABD ve İsrail’in istediği şekilde devam ediyor. Tüm bu gelişmelere Rusya seyirci kalmakla yetiniyor. Bu arada Kırım’da yapılan referandumdan Rusya’ya bağlanma isteğinin çıkmış olması karşısında da dikkat edilirse AB ve ABD bir takım açıklamalarla yetindi. Bu arada bazı Rusların mal varlıklarının dondurulacağı açıklandı. Kırım’da referandum yapıldığı takdirde Rusya’ya bağlanma soncunun çıkacağını sağır sultan bile biliyordu. Çünkü Kırım Tatarları Sovyetler Birliği zamanında yurtlarından sürülmüş, yerlerine Ruslar yerleştirilmişti. Yani Kırım’da çoğunluk buranın gerçek sahipleri Tatarlar da değil Ruslarda idi. Buna rağmen referanduma giden yolda ABD ve AB bir takım diplomatik temaslar ve açıklamalarla yetindiler ve sonuçta Kırım Rusya dedi.
Buna karşılık dünyada belirleyici olmakla övünen Türkiye’deki yönetim de böyle bir gelişmeye ABD’nin izin vermeyeceğine olan inancı sebebiyle, ”Referandumun meşruiyeti yoktur” demeden öte geçemedi. İktidar Suriye’de de ABD’ye güvenmiş kısa zamanda Esad’ın iktidardan uzaklaştırılacağına olan inancı sebebiyle sert açıklamalar yapmıştı. Ama sonuçta Esad, 3 yıldır iş başında 150 bin insan hayatını yitirmiş durumda.
Kısacası, ABD ile Rusya’nın aslında nüfuz alanlarındaki gelişmelerde birbirleri ile çatışmaya girmeyeceklerini görmek ve ona göre strateji belirlemek gerekiyor. Ne var ki, biz iç çekişme sebebiyle seyircilikten öte geçemiyoruz.