İç, dış barış ve cihat

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Zihniyetinin temeli kin ve nefrete dayanan inkârcı ve zalim Yahudilerin, Hıristiyanların ve işbirlikçi münafıkların içeride ve dışarıda barışı sağlamaları mümkün değildir. ABD ve İsrail’in birlikte temsil ettiği ve AB ülkelerinin de taraftar olduğu Siyonizm akidesi, kin ve nefretten beslenen ve barış karşıtı, adalet düşmanı bir karaktere sahiptir. Dünyanın yönetimi bunların insafına bırakılamaz. Gerçek şu ki, insanlık ve İslam dünyasının gafleti yüzünden, dünyanın yönetimi, kuvveti üstün tutan Siyonist akide mensubu Yahudi ve Hıristiyanların elindedir. Bunların ilah, insan ve çevreye bakışları sakat olduğu için, kurup yürüttükleri düzenler de sakat ve zararlıdır. Bunun için insanlık ve Müslümanlara reva gördükleri şey, ya üstün ırk Yahudi’nin kölesi olarak yaşamaya rıza göstereceksin ya da Yahudi’nin kestiği cezaya razı olacaksın, yani öleceksin. Siyonist Yahudi ve Hıristiyanlar, Yeni Dünya Düzeni’ni bu itikat üzerine kurmuşlardır. Güya, Ortadoğu, yani Nil’den Fırat’a “vaat edilmiş topraklar” Yahudi’nin mülküdür. Bu toprakları sahiplenip üzerinde yaşayan milletler, işgalci konumdadır. ABD’nin üretip geliştirdiği BOP, bu toprakları işgalden kurtarıp gerçek sahipleri Siyonist Yahudilere teslim etme projesidir. “İsrail’in kendini savunma hakkı vardır” sözü, sözde kendisine ait toprakları işgalden kurtarmak için, her türlü soykırımı yapma hakkına sahiptir sonucunu doğurmaktadır. ABD ve İsrail’in Gazze’de, Lübnan’da ve Ortadoğu’da yürüttüğü kirli savaşın sebebi, bu sapık akidedir. İsrail’i bu soykırıma teşvik eden şey, bu akidedir. Bu vahşete karşı direnmesi gereken Müslümanlar, gaflet uykusundan uyanıp, zalimlere, fesatçılara ve fitnecilere karşı topyekûn bir mücadeleye yönelmedikleri sürece, bu coğrafyada kan ve gözyaşı son bulmayacaktır. ABD, İsrail ve AB ülkelerini, İslam’a ve Müslümanlara duydukları kin ve nefret ayakta tutuyor. Bunlardan merhamet ve insaf beklemek, aptallık ve ahmaklıktan başka bir şeyle ifade edilemez.

MÜSLÜMAN BİR TOPLUM

Müslüman bir toplumun temel görevlerinden birisi de, zulüm ve vahşeti ortadan kaldırmak ve dünyada barışı sağlamak için cihat etmektir. Eğer Müslüman bir toplum; iyilik olan Adil Düzen’i ve Yeni Bir Saadet Dünyasını kurmak, kötülük olan zulüm düzenlerine mani olmak için çalışmaz ise zelil ve hakir olur. İç ve dış huzursuzluktan, terörden, maddi ve manevi bunalımdan yakasını kurtaramaz. Evlerde, ya ölen evladına gözyaşı döken dertli analar veya ölen kocasına ağıt yakan gözü yaşlı dul kadınlar bulunur. Hiç kimse hayatından emin olmaz. Anarşi ve terör, milletin ırz ve namusuna kadar el uzatmış olur. Hâlbuki gayesi bütün insanlığın saadeti olan Müslüman bir milletin iç bünyesinde bu türden olumsuz şeyler olmaz.

Hakkın hâkim olması için çalışan Müslüman bir toplum, kendisini bütün fitnelere karşı koruma altına almış olur. Hakkın hâkim kılınması neticesine ulaşabilmek için Müslüman toplumun güçlü, kuvvetli ve önüne çıkan engelleri ortadan kaldırabilecek donanıma sahip olması şarttır. Müslümanlar bugün, zihniyet, fikir ve donanım olarak, böyle bir mücadeleye hazırlıklı değillerdir. Kendisi gaflet içinde olan bir milletin hak bir davayı temsil etmesi mümkün olmaz ve onun eliyle telkin ve teklif edilecek İslam gerçeğinin başkalarınca kabullenilmesi de beklenemez. Müslüman bir kadroyu ayakta tutan şey, güçlü bir iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiyedir. Güçlü bir imanın iki ayağı vardır. Birincisi Allah’ın tek hak ilah olduğu gerçeğini kabullenmek, bu konuda tereddüt içinde olmamak, ikincisi ise Allah’ın ilahlığına itimat edip güvenmek ve tayin ettiği elçilere tabi olmaktır. Bu ikisi bir arada olmadan güçlü bir iman gerçekleşmiş olmaz. Kadınlar ve erkekler Allah ve Resulü tarafından konulmuş bir hükme, bu hükmün bağlayıcılığını bildikleri halde uymazlarsa, böyle kimselerin imanında sıkıntı vardır demektir. Misalen; tesettürün farz olduğuna inanan kadın ve erkekler, bu kurala riayet etmeden ortalıkta dolaşır vitrinde yer alırlarsa, bizler Allah’ın yardımını nasıl yanımızda bulabiliriz? Salih amel, Allah ve Resulü’nün fert ve toplum yararına yapmamızı emrettiği şeyleri yapmaktır.

GÜÇLÜ OLMAK

Müslüman bir toplum olarak güçlü olmak istiyorsak, ABD ve İsrail işbirlikçiliğinden, AB hayranlığı ve Batı taklitçiliğinden, karanlık ve cehaletinden Millî Görüş’e dönmek gerekir. Millî Görüş’e dönmek demek; Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya için canla başla cihat etmeye dönmek demektir. Millî Görüş’e dönmek demek, Önce Ahlak ve Maneviyata sarılmak, maddi ve manevi kalkınmayı birlikte planlayıp gerçekleştirmeye dönmek demektir. Millî Görüş’e dönmek demek, kadını, erkeği ve aileyi İslam ile koruma altına almayı, gençlerimizi de Kur’an’la eğitmeyi tercih etmek demektir. Millî Görüş’e dönmek demek; Allah’ın verdiği zenginlikleri servete çevirmek için milli heyecana sahip olmak, faizci kapitalist düzeni terk edip Adil Düzen’e dönmek demektir. Günümüzde her türlü anarşi ve terörün tek kaynağı ABD, İsrail ve AB’dir. Anarşi ve terör, bunların telkin ve teklifleriyle bitirilemez. Millî Görüş’e dönmek demek, terörü kaynağından kurutmak için ABD, İsrail ve AB’ye direnmeyi göze almak demektir. Nisa 75: “Size ne oluyor ki; ‘Ey Rabbimiz, bizleri, idarecileri baskı, zulüm ve işkence yapan bu memleketten çıkar, özgürlüğümüze kavuştur, bize tarafından idareciler, sahipler, koruyucular gönder, bize katından yardım edenler yolla’ diye yalvarıp duran, baskıcı, zalim idareler altında ezilen çaresiz erkeklerin, kadınların ve çocukların kurtarılması için, Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” Allah, Müslümanların içine düştükleri gafletten uyanmaları için böyle bir soru soruyor. Selam hidayete tabi olanlara…