İbrahim'i ateş yakmaz, İsmail'i bıçak kesmez

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize âline ve sahabelerine olsun.

Uzun bir hikâye, İbrahim’in hikâyesi, coğrafyalara sığmayan, her gittiği yerde cehaletin karanlığını, kendisine ihsan edilen hikmet ışığı ile aydınlatan, çaresiz kimselere önderlik ederek dertlerine çare olan, dilden dile bütün dünyayı dolaşan bir hikâye… Zalim ve cahil Nemrut ve adamları, O’nun karşısında çaresiz kaldılar, kurtulmak için O’nu dev ateşin içine attılar, yanar sandılar, mülkün tek sahibi olan Allah’ın emrinde olan ateş, İbrahim’i yakmadı. Nemrut, O’nu ateşe yaktırmayan kuvvet karşısında çaresiz kaldı. İbrahim için hicret etmenin vakti geldi. Ninova’dan Babil’e, ordan Harran’a, Harran’dan Şam’a, Şam’dan Kahire’ye, Kahire’den Kudüs ’e, Kudüs’ten Mekke’ye, Mekke’den Medine’ye, Medine’den Kudüs’e… Sare; ilk eş, Kahire’de zamanın Firavunu tarafından Sare’ye hediye edilen Hacer ikinci eş… Hacer’den doğma İsmail ilk evlat, nice zaman sonra Sare’den doğma İshak ikinci evlat… Emir büyük yerden, yol görünür, Mekke, susuz, otsuz, ıssız bir vadi, Hacer ile İsmail için emredilmiş bir yurt, baba İbrahim itaatkâr, eş Hacer itaatkâr, evlat İsmail itaatkâr… İbrahim, bütün koca ve babalara, Hacer, bütün eş ve analara, İsmail ise, bütün evlatlara örnek… Hacer İbrahim’e: “Bizi bu ıssız ve kimsenin olmadığı yere bırakıp nereye gidiyorsun?” diye sorar. İbrahim: “Sizi buraya bırakmamı Allah emretti” der. Hacer: “Mademki bizi buraya bırakmanı sana Allah emretti, öyleyse dilediğin yere git” deyiverir. İbrahim, emredilen şeyi yapmış Kudüs’e geri dönmüştür. Allah, ilahi takdirine uygun olarak Mekke’yi yeniden mamur bir şehir haline getirmiştir. Çünkü Mekke, Allah’ın evi Kâbe’nin bulunduğu şehirdir. İlk olarak Kâbe’yi Hz. Âdem inşa etmiştir. Kâbe’yi yeniden inşa etmek, Hz. İbrahim’e emredilmiştir. Ve İbrahim Mekke’ye gelerek Kâbe’yi yeniden inşa etmiştir. Yine ilahi bir imtihan, İsmail, yapılan bir adak karşılığında kurban edilecektir. İsmail, teslim olmuş ve “sana emredilen ne ise onu yap” diyen salih bir evlat. Hazırlıklar yapılır, görev yerine gidilirken bütün şeytanlar İsmail’e saldırır. İsmail, eline aldığı taşlar ile şeytanları yanından uzaklaştırır. Çünkü İbrahim’in oğlu olmak, kolay bir mesele değildir. Kurban etmek için oğul yere yatırılır ve bıçak boyna dayanır. Ancak kesen bıçak, kesmez olmuştur. Çünkü İbrahim, Halilliğini, İsmail ise babasına vefasını, itaat ve sadakatini ispat etmiştir. İbrahim olanı ateş yakmaz, İsmail olanı ise bıçak kesmez.

CAHİLLİK BAŞA BELADIR

Cahiliye, belli bir döneme ait bir şey değildir. İnsan hayatında sürekli var olan dinamik ve yaşayan bir olgudur. İslam öncesi döneme cahiliye devri dendiği gibi, günümüzde batı medeniyeti diye ifade ettiğimiz şey de en vahşi, en ilkel bir cahiliyedir. Günümüzde ümmetin ve insanlığın yaşadığı bütün sıkıntılar, bu vahşi ve ilkel, batı cahiliyesinin ürünü olan materyalist bir eğitimin çarkından geçerken, bize bulaşan manevi hastalıklardandır. Bu hastalıkların başında bencillik, nesepçilik ve ferdi çıkarı esas alan bir hayat anlayışı gelmektedir. Bu eğitim anlayışına göre, anan baban sana hizmet edecek, sen onlara hizmet etmeyeceksin, herkes senin dediğini yapacak, sen kimsenin dediğini yapmayacaksın, herkes nesebinden dolayı sana itaat ve itibar edecek, sen kimseye itaat ve itibar etmeyeceksin. Herkes sana saygı duyacak, sen kimseye saygı duymayacaksın. Bu anlayış, bizim İslam inanışımızın benimsediği şeyler değildir. Bizim inanışımızda ittifak etmenin edep ve ahlakı bellidir, ne olursa olsun tefrika yapmak haramdır. İslam’ın sınırları çizilmiştir. Bu sınırlara uymak, kim olursa olsun, herkes için bir mecburiyettir. Materyalist eğitimin benimsediği bir başka şey de, kendi geleceğin için geçmişte sana iyiliği dokunan kim varsa hepsine zulmedebilirsin telkinidir. Günümüzde bir takım insanlar, kendi istikbali için masum insanlara zulmetmeyi adamlıktan sayıyorlar. Eline geçirdiği her belgeyi ve imkânı fırsat bilip kardeşlerine zulmetmekten zevk alıyorsa insan, bu insanının insanlığından utanması gerekir. İslam bilinmeden yaşanmaz. İslam’ı bilmeyince insanlar, zannettiklerini İslam’dan sayıyorlar. Bir kimse, zannettiklerini, ispatı mümkün olmayan rüyaları, hayalleri, temelsiz kabulleri İslam’dan sayıyorsa, bu insanla hiçbir konuda ülfet edilemez. Bu böyledir, çünkü İslam’dan cahil olanlar ile ülfet edilecek bir halleri olmaz. Cahillik başa beladır.

GÖREN GÖZLER İÇİN

İnsanların, İslam’ın aydınlığından kopartılıp batı cahiliyesinin karanlığına mahkûm edildiği bir dönemde, besmelenin sayısı kadar bir avuç insan, Konya ’dan Milli Görüş hareketini başlatmışlar. Bu hareket Necmettin Erbakan hocamızın liderliğinde, inancımızın tecdit edilmiş temel esaslarına sadık kalarak, günümüze kadar gelmiş ve aynı kararlılıkla yoluna devam etmektedir. Hayatında Erbakan hocamızı yarı yolda bırakmayıp yanında bulunanlar, Genel Başkanı olarak vefat ettiği Saadet Partisi ’nde birlikte çalıştığı yol arkadaşları, konutunda birlikte çalıştığı yakın çalışma arkadaşları; Mehmetler, İbrahimler, Beşirler, Yusuflar, Osmanlar, Adnanlar, Bilaller ve daha nice kahramanlar bugün Saadet Partisi’nde hizmetlerine devam etmiyorlar mı? Dava büyüklerimiz, Süleyman Arif Emreler, Oğuzhan Asiltürkler, Recai Kutanlar, Şevket Kazanlar, Yasin Hatipoğulları, Temel Karamollaoğlu gibi nice dava büyüklerimiz, ilerlemiş yaşlarına rağmen, hâlâ bu davaya hizmetlerine devam etmiyorlar mı? Bugün Saadet Partisi’nde yöneticilik yapanlar, Erbakan Hocamızın savunduğu davanın ve ideallerinin peşinden sadakatle gitmiyorlar mı? Bu gören gözler için en büyük delildir. Kimin doğru yolda olduğunu Allah biliyor. Batı cahiliyesinin açtığı ve kıyamete kadar sürdüreceği savaşın şuurunda olanlar, her çeşit cehaleti ve nefse esir olmayı terk edenler, “din ve düzen” olarak İslâm’da karar kılmış ve Milli Görüş- Saadet Partisi saflarında yeniden Adil Bir Düzenin kurulması için çalışanlara selam, selam hidayete tabi olanlara…