Ezher’de iken bazı Selefi meşrep kimselerle karşılaşırdık. Bize Ezher’de akait derslerinde ne okuduğumuzu sorarlardı. Biz de Eş’ari kelamı okuduğumuzu söylediğimizde hiç duymadığımız bir söz veya tepkiyle karşılaşırdık: “Ehl-i Sünnete en yakın mezheptensiniz…”Halbuki biz Eş’arilik ve Matürüdilik anlayışını Ehl-i Sünnetin merkezi olarak biliyor ve kabul ediyorduk. Onlar ise bizi periferide yani kenarda kabul ediyorlardı. Böyle tepki ile karşılaşınca şaşkınlığımdan adeta dilim tutulmuştu. Söyleyecek cevap bulamamıştım. Onlar ihtilaf noktalarını çok iyi biliyorlardı ve onun üzerine yoğunlaşmışlardı.
İbni Rüşd filozofları savunmak için Gazali’yi hedef alırken İbni Teymiye ise asalet ve selefin çizgisine ters olarak gördüğü Eş’ariliği yöntem olarak kıyasıya eleştirmiştir. Gazali de bundan payını almıştır. Bununla birlikte keskin fikirli insanların saf değiştirmeleri sürpriz olsa da sıklıkla rastlanan bir durumdur. Sözgelimi Garaudy komunist bir filozof iken İslamiyet eleştirisi üzerine yoğunlaşmış ve hedef tahtasını oturtmuş lakin bu onu bilmeden İslam avluna ve haziresine götürmüştür. İbni Teymiye’nin bu amansız Eş’ari muhalefeti İbni Hacer el Askalani gibi tanınmış ilim adamlarına göre (ed Dürer el Kamine Fi A’yanı Miet es Samine) ) ahir ömründe bir kırılma geçirmiş ve tövbe ederek Eş’ariliğe geçmiştir. Buna göre keskinliği itidal ile son bulmuştur. Bununla birlikte bu tövbe meselesi keskin kimseler hakkında ekseriye varit olmaktadır. Bunun ötesinde, İmam Gazali ünlüler Keldaniler tarafından kendilerine nisbet edildiği gibi kimi Şiiler de onu kendilerinden saymaktadır! Kimi Selefi meşrep zevat da ahir ömründe tövbe ederek kendi meşreplerine dahil olduğunu savunmaktadırlar. Keza Ebu’l Hasan Eş’ari’nin el İbane kitabı çok tartışmalı olup kimi Selefiler onun Gazali’nin İlcamu’l Avam kitabı gibi son kitabı olduğunu ve ölümünden önce son ve asıl görüşlerine havi olduğunu savunmaktadırlar. Burada tövbe meselesi adeta karşı akımın mahkumiyeti ile sonuçlanmaktadır.
*
Tövbe meselesini bir tarafa bırakacak olursak; İbni Teymiye aslında felsefe ve Mutezile karşısında artçı dalgayı temsil etmekte ve eleştirdiği Eş’arilik ile aynı noktaya düşmektedir. Veya aynı refleksi paylaşmaktadır. Daha doğrusu Eş’arilik temel ve esaslarda Mutezile’den ayrılmasına rağmen onların silahlarını kullanmıştır. İbni Teymiye’nin eleştirdiği de tam bu noktadır.
Ona göre Eş’arilik Mutezileye cevap ve karşılık verdi ama yöntemini de benimsedi. Gazali için de aynı şeyi düşünür. Gazali filozoflara cevap verdi ama mantığı kabul etti ve onların yöntemini benimsedi. İbni Teymiye aklı sadece müdafaa sadedinde ve cevap makamında kullanmıştır. Saf ve fıtri aklı kullanmıştır. Esasında eleştirdiği Eş’arilik de aynısını yapmış lakin müdafaa sadedinde hasımların bazı kavramlarını da temas sadedinde kullanmıştır. Ahmet Bin Hanbel ve İbni Teymiye öteki yöntem ve yeni kavramların kullanılmasına karşı çıkmasına rağmen İbni Teymiye tartışma alanında bundan kaçınamamıştır. Lakin kavramları benimsemeden kullandığını iddia etmiştir. Çünkü ret ve cevap vermek muhatabın veya hasmın kavramlarına temas etmeyi de beraberinde getirmiştir. Lakin peşinden kimi selefiler Gazali gibi onun da felsefeyle ilgilendiğini lakin etkilenmediğini iddia etmişlerdir! Bu ispata muhtaç bir kaziyedir. Kelamcılarla Ahmet Bin Hanbel’in mantık örgüsü arasındaki farkı Gazali şöyle anlatır: “Ahmet Bin Hanbel, el Haris el Muhasibi’yi, Mutezile ileri gelenlerini reddetmek için yazdığı eseri dolayısıyla kınamıştı. El Haris:’ bidatı reddetmek farzdır’ demiştir. Bunun üzerine Ahmet Bin Hanbel, şunları söylemiştir: “Evet, fakat sen evvela onların şüphelerini anlattın, sonra cevaplandırdın; zihnin şüphelere takılıp kalması, cevabın okunmaması da yahut cevaba bakılıp, esasın anlaşılmaması da mümkündür…” Karşı tezlerin şuur altı iz bırakması mümkündür.
*
Batılı tasvir saf zihinleri idlal eder demek istiyor. Lakin burada farklı bir zemin vardır. Gazali de ona temas eder. Ehl-i bidatın makalatı, sözleri ve tezleri yaygınlaşmışsa bu durumda nasıl bir yöntem izlemek gerekir Bu durumda meseleye cevap vermek bir yöntem olduğu gibi suskunlukla geçiştirmek de bir yöntemdir. Ahmet Bin Hanbel muhalif tezlere karşı çıkmış ama detaya girmemiştir. İbni Teymiye ise tam da onun onaylamadığı işi yapmıştır. Ahmet Bin Hanbel’in mantığıyla İbni Teymiye tali olarak eleştirdikleriyle aynı zemini paylaşmış veya aynı vartaya düşmüştür. Zincirleme olarak aklın ve bazen de onun adına geliştirilen sistematiklerin ve mirasın ağına takılmışlardır. Ahmet Bin Hanbel, Muhasibiyi eleştirdiği gibi İbni Teymiye de kelamcıları eleştirmiştir. Bunu yaparken İnni Teymiye hiçbir zaman akla bağımsız veya mutlak olarak yer vermemiştir. Sadece tali ve işlevsel düzeyde kullanmıştır. Esasında kelamcılar da felsefe ve Mutezile karşısında aynı yöntemi izlemişlerdir. Aklı bir araç olarak kullanmışlardır. Hatta İbni Teymiye kelamla uğraşırken irade meselesinde kelamcıların ötesine geçmiş ve taşmıştır. Daha doğrusu Eş’ariliği yumuşak Cebriye olarak görerek Mutezile çizgisine yakınlaşmıştır. Eğer cevap verdikleri için Mutezile ile Eş’arilik arasında bir etkileşme varsa veya bazı doktorların hastanın hastalığına kapılmaları gibi hijyen olmayan ortamdan etkilenmişlerse bu aynen tali derecede ve zincirleme sonucu İbni Teymiye için de geçerlidir.