İbadet ettiğimizi sanıyoruz, peki gerçekten öyle mi?

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim…

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Salât ve selâm Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, âline ve ashabına olsun.

Müminiz, elhamdülillah. Gücümüz yettiği kadar, nefsimizin ve şeytanın önümüze koyduğu engelleri aşabildiğimiz ölçüde ibadet etmeye çalışıyoruz. Ancak çoğu zaman ibadeti dar bir alana sıkıştırıyoruz. Namaz, oruç, sadaka ve Kur’an okumakla sınırlı bir çerçeve çiziyoruz.
Oysa İslam, ibadeti hayatın tamamına yayar.

Efendimiz’in sünnetine baktığımızda bunu çok net görürüz. Evlilik ibadettir. Çocuk büyütmek ibadettir. Helal kazanç için çalışmak ibadettir. Hatta eşlerin birbirleriyle şakalaşması, yemekte birinin diğerinin ağzına lokma koyması bile sadaka hükmündedir.
Yani mümin isterse 24 saat ibadet hâlinde yaşayabilir.

İBADETİN SAHİH OLMASI YETMEZ, DERİNLİĞİ DE OLMALI

Her ibadetin şartları vardır. Şartlar yerine gelmezse ibadet olmaz. Abdestin şartı yoksa abdest olmaz, namazın şartı yoksa namaz olmaz. Bunda bir tereddüt yok.

Ama bir de gözden kaçan bir hakikat var:
İbadetin ince ayarları.

İbadet sahih olabilir ama o ibadetten beklenen manevi yükseliş gerçekleşmeyebilir.
Namaz, insanı Allah katında bin derece yükseltecek bir ibadetken; huşu, dikkat ve bilinç yoksa bu yükseliş yetmişte, yüzde, üç yüzde kalabilir.

Bu durum, kek yapmaya benzer. Malzemeler tamamdır; un vardır, yumurta vardır. Ama ölçü yoksa, ayar yoksa ortaya çıkan şey lezzet vermez.
İbadet de böyledir.

NİYET VE İHLAS: İBADETİN RUHU

İbadetin en hassas ayarı niyet ve ihlastır.
Niyet, “Bunu niçin yapıyorum?” sorusunun cevabıdır.
İhlas ise, “Bunu yalnızca Allah için yapıyorum” diyebilmektir.

İnsanların görmesi, takdir etmesi, alkışlaması için yapılan ibadet; şeklen doğru olsa bile ruhunu kaybeder. Allah rızasının yerini başka beklentiler aldığında, ibadet katıklaşır.

Bu meseleyi anlamak isteyenler için İmam Gazali’nin İhyâ-u Ulûmiddîn’deki niyet ve ihlas bölümleri adeta bir pusuladır. Okuyan, ibadetin neden bazen insanı yükseltmediğini çok iyi anlar.

NAFİLE İBADETLERDE DENGE ŞARTTIR

Özellikle nafile ibadetlerde denge olmazsa, ibadet insanı yüceltmek yerine yıpratır. Herkesin sağlığı, işi, ailesi ve kapasitesi farklıdır.

Uykusuz kaldığında ayakta duramayan bir Müslüman, doğrudan gece ibadetine yüklenirse bir süre sonra hem bedenini hem ruhunu tüketir. Çocuklarını geçindirmekte zorlanan birinin de öncelikleri farklıdır.

Kur’an okumak ibadettir. Hasta ziyareti ibadettir. Bir camiyi temizlemek ibadettir.
Mesele, kapasiteye göre sürdürülebilir bir ibadet çizgisi kurabilmektir.

Bu dengeyi kurarken nefse danışmak yeterli değildir. Bir âlime, güvenilir bir ilim ehline sormak sünnete uygundur. Sahabe de böyle yapmıştır.

AZ AMA SÜREKLİ: EN KIYMETLİ ÖLÇÜ

İbadette en kıymetli ölçülerden biri şudur:
Az olsun ama sürekli olsun.

Bir gün coşup her şeyi yapıp, sonra aylarca hiçbir şey yapmamaktansa; küçük ama düzenli adımlar Allah katında daha kıymetlidir.
Sadakada da böyledir, Kur’an okumada da, anne-babaya hizmette de…

Damlaya damlaya göl olur.
Bir anda coşan sel ise çoğu zaman zarar verir.

Ve unutmamak gerekir:
Allah kabul etmedikçe hiçbir ibadetin aritmetik değeri yoktur.
Bu yüzden her ibadetin sonunda, Efendimiz’in yaptığı gibi istiğfar etmek ve
“Ya Rabbi, kabul et” diye dua etmek gerekir.

Son söz şudur:
İbadet sadece secdede değil, hayatın tam ortasındadır.
Niyet doğruysa, denge varsa, ihlas varsa; sıradan görünen işler bile insanı Allah’a yaklaştırır.

Rabbim hepimizi ihlasla ibadet eden, hayatını kulluk bilinciyle yaşayan kullarından eylesin. Âmin.