Hz. Musa Aleyhisselam, peygamberlik vazifesini aldığı andan itibaren çok zorlu, çok meşakkatli, çok çileli bir yolda yürümeye başlamıştı. Bu bütün peygamberlerin karşılaştığı bir imtihandı. Hz. Musa (A.S.) zamanında, bu imtihanı ağırlaştıran hainlere, mürtetlere, münafıklara bolca rastlanmıştır. Bunların varlığı imtihanı daha da ağırlaştırmıştır. Şimdi her devirde rastlanan bu tıynetsizlerin sembol isimlerine bakalım.
1) Samirî: Bu münafık, imandan nasipsiz biriydi. Hz. Musa Aleyhisselam’ın, Cenab-ı Hakk’ın emri üzere Tevrat nüshalarını almak üzere gidince, şöyle bir oyun tezgâhladı. O vakitki İlahî emre göre ganimet malları haram idi. Samiri bunu hatırlattı ve ellerindeki Mısırlılardan alınma emanet altınları getirmelerini istedi. Bunları eriterek bir buzağı heykeli yaptı. Heykelin içine, denizden geçerken insan suretinde en önde yürüyen Hz. Cebrail’in ayak bastığı yerden topladığı toprakları attı. Bunun üzerine buzağıdan bir ses çıkmaya başladı. Ben-i İsrail’e, “İşte sizin İlahınız budur” dedi. Bunun üzerine binlerce insan mürtet oldu. A’raf Suresi 148. ayet-i kerimeye mealen bakalım:
“Ve kendisinin (Tûr Dağı’na gitmesinin) ardından Mûsâ’nın kavmi, ziynet eşyâlarından (yapılmış) böğürmesi olan bir buzağı heykelini (ilâh) edindiler; görmediler mi ki gerçekten o, ne onlarla konuşuyor, ne de onlara bir yol gösteriyor! Onu (ilâh) edindiler ve zalimler oldular.”
Mürtetler ve Samirî yaptıklarının cezasını çekecekti. Hz. Musa (A.S.) bu hâdiseden çok müteessir olmuştur.
2) Karun: Malına mağrur olan bu münafık, zekât emrini inkâr etmiş, “Ben bu serveti kendi ilmimle, kendi çalışmamla elde ettim, kimsenin bunda bir hakkı yok” demiştir. Öte yandan Allah’ın peygamberine iftira atmış, bunun üzerine Hz. Musa’nın beddua etmesiyle, kendisi ve bütün serveti yerin dibine geçmiştir. Bu ismin akıbeti kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için ibret vericidir. Malına, servetine mağrur olup Allah’ın emirlerine isyan edenlerin akıbeti budur. Karun’un akıbetini haber veren ayet-i kerimelerden Kasas Suresi’ndeki 79- 81. ayet-i kerimelere mealen bakalım:
“Derken, ziyneti içinde (ihtişamla) kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler dedi ki: ‘Keşke Karun’a verilen (servet) gibi bizim de olsa; şüphesiz o elbette büyük bir nasip sahibidir.’
“Kendilerine ilim verilenler ise dedi ki: ‘Yazıklar olsun size! İman edip sâlih amel işleyen bir kimse için, Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur.’
“Nihayet, onu da sarayını da yere geçiriverdik; artık Allah’a karşı ona yardım edecek bir topluluk da olmadı. Kendi kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.”
3) Bel’am: Hz. Musa Aleyhisselam, İ’la-yı Kelimetullah, yani Allah’ın ismini yüceltme, Allah’ın dinini yayma, Allah’ın hükümlerini yeryüzünde hâkim kılma davası uğruna, yalnızca münafıklarla, mürtetlerle değil, sözde âlimlerle de mücadele etmekteydi. Bunlardan biri Bel’am idi. Bu isim gerçekten ilim sahibi idi. Ancak, ilmine mağrur oldu, şeytanın ve hanımının aldatması ile Allah’ın Peygamberine beddua edecek derecede azgınlaştı. Zorba hükümdarların yanında yer aldı. Böylece azgınlardan oldu ve etleri lime lime dökülerek ölüp gitti. Bu ibretlik adamın macerasından haber veren A’raf Suresi’nin 175 ve 176. ayet-i kerimelerine mealen bakalım.
“(Ey Resulüm!) Onlara (o Yahudilere) şu kimsenin haberini de oku ki, kendisine ayetlerimizi verdik de (o inkâr ederek) onlardan sıyrılıp çıktı; bunun üzerine şeytan onu peşine taktı; böylece azgınlardan oldu.”
“Hâlbuki dileseydik onu onlarla (verdiğimiz ayetlerle) elbette yükseltirdik; fakat o, dünyaya meyletti ve nefsinin arzusuna uydu. İşte onun misali, köpeğin misali gibidir! Üzerine varsan da dilini çıkarıp solur, onu bıraksan da dilini çıkarıp solur! İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali budur! Artık bu kıssayı (onlara) anlat; ta ki düşünsünler.”