Devletin temelini adalet oluşturduğu gibi toplumsal huzur
ve barışın teminatı da adalettir. Bunun içindir ki, Adalet mülkün temelidir .
Bunun için yargı devlet kurumlarının başında gelir. Ne var ki, ülkemizde yargı
kararları her dönemde tartışma konusu olmuştur. Sadece yargı kararlarından
şikâyetçi olan kesimler değişmiş, şikayetler bitmemiştir. Bir zamanlar yargının
siyasallaşması ve bir takım ideolojilerin etkisi altında kalmasından şikâyet
edilmiştir. Belli bir zihniyetin etkisi altında olduğu, bunun içinde halkın
iktidar yapmadığı siyasi kadrolar yargı yoluyla hedeflerine ulaşma yoluna
sapmışlardır. Toplumsal adalet ve barışı sağlamanın en önemli unsurlarından
olan yargı zaman zaman darbecilerin etkisine bile girmişti. Bu etki bazen
zorlama ve baskılarla gerçekleştiği gibi bazen de hiçbir zorlama olmadan
yargıya hâkim olan bir kadronun gönüllü teslimiyeti şeklinde olmuştur. Elbette,
bu iddiaların ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış kesin bir ifadede bulunmak
mümkün değil. Ancak, sürekli olarak yargı kararları toplumun bir kesiminin
tepkisine yol açmıştır. Bu noktada denebilir ki, suçluların aleyhlerine verilen
karardan memnun olmaları beklenemez. Bu sebep de yargı kararlarının her dönemde
farklı kesimlerin eleştirisine muhatap olması doğaldır. Bu noktada yargı
kararlarına tepkinin sadece suçlananlardan değil, toplumun büyük kesiminden
geldiğini unutmamak gerekiyor. Hemen belirteyim ki, sürekli olarak yargı
kararlarının eleştiri sebebi olması bana normal gelmiyor. Her dönemde bir kesim
bundan ciddi olarak rahatsızlık duyuyor ve tepki gösteriyorsa, ortada bir
yanlışlık var demektir.
Bu ülkede yıllarca laiklik elden gidiyor, şeriat
hortluyor gibi bir takım söylemlerle inanan insanlar cezalandırıldı. Biraz
gerilere gidersek idam edilenler oldu. Şapka konusunda yazdığı bir risale
sebebiyle insanlar darağacına gönderildi. Böyle olunca da toplumun bir
kesiminin yüreğinde yargı kararları derin yaralar açtı. Bu sebeple yargının
bağımsızlaştırılması ve tarafsızlaştırılması gerektiği üzerine çok sözler
söylendi. Anayasada yargının bağımsızlığına özellikle vurgu yapıldı, yargı
bağımsızlığını teminat altına alacak hükümler yer aldı. Ancak bu hükümler
toplumun geneli yerine darbeci zihniyete mensup olanları teminat altına aldı ve
rahatlattı. Yargı bağımsızlığı yargıyı bir takım siyasi etkilerden korumayı
öngörürken, bazı yargı mensuplarının ideolojik ve siyasi mensubiyetleri
kararlarda etkili oldu. Denebilir ki, yasama organı bile yargının kontrolü
altına girmiş oldu. Söz gelimi Anayasa Mahkemesi, Meclis ten geçmiş yasaları itiraz
üzerine anayasa uygunluk açısından denetlemesi gerekirken bir takım
mülahazalarla yasalar iptal edildi, hatta yasama organının üzerinde bir konuma
sahip görüntüsü ortaya çıktı.
Geçtiğimiz 12 yıl içinde yapılan anayasal ve yasal
düzenlemelerle yüksek yargıdaki belli bir zihniyetin hâkimiyetine son verecek,
kararların alınmasında en azından farklı yaklaşımların ortaya konulmasını
sağlamaya dönük adımlar atıldı. Ne var ki, bu defa da gündeme yargıdaki paralel
yapı geldi. İktidar partisi 12 yıldır yaptığı tüm düzenlemelerle yargıyı
tarafsızlaştırayım derken sanki yargı bir çeteye teslim edilmiş. Başbakan
Erdoğan ın, Adliyeyi çetelerden temizleyeceğiz sözlerini başka türlü
değerlendirmek mümkün olabilir mi
Yargının çetelerin eline geçmiş olmasını kabule etmek
istemiyorum. Kabulü bu ülkede yapılabilecek fazla bir şeyin kalmadığı anlamına
gelir. Çünkü ortada bir çete iddiası var ve sürekli olarak devletin her
noktasında bu çetenin iş başında olduğu söyleniyor. Eğer bu çete ete kemiğe
bürünmüş ise bunların bulup temizlenmesi gerekir. Bunu yaparken de yürütmenin
yargıya ihtiyacı vardır. Eğer, yürütme bir hamle yapmış bir takım kimseleri
yargıya havale etmiş de o kişiler yargı tarafından tahliye edilmiş ise ortada
başka sorunlar var demektir. Çünkü insanları cezalandırma noktasında olan
sadece yargıdır. Başbakan değildir. Böyle olunca da iktidarın işi çok zordur.
Yürütme yargı içindeki çete ile hesaplaşmayı göze almış ama karşısına yine
yargı çıkıyorsa uygulanan stratejinin gözden geçirilmesi gerekir.