Ülkemiz bir sürece girdi bir müddettir. Milli ve manevi değerleri öteleyen ve inanan kesimi hakir gören, baskı yapan bir zihniyet yerini bu değerlere saygılı ve önemsermiş gibi görünen bir zihniyetle yer değiştirmeye başladı.
Burada temel sıkıntı yıllardır sindirilen ve her ne yaparsa yapsın bir kesime kendini kabul ettiremeyen insanların, sıranın kendilerine gelmesiyle ortaya çıkan yetişmiş insan sıkıntısıdır.
Hayatın her alanında var olduklarını ispat etmeye çalışan inanan kesim ile mevzilerini kaybetmek istemeyenler arasında kıyasıya bir rekabet başlamış ve halihazırda da sürmektedir.
Bunun bir yansıması da tvlerde görünmektedir. Artık İslami bir konu ele alındığında Fadimeler, Ali Kalkancılar, Aczimendiler işlenmiyor. Konunun sunumu ve işlenişi o kadar değişmeye başladı ki ana haberlerde artık ne irtica haberleri ne de çember sakallılar (!) yer alıyor.
Bu dönüşüm elbette dizilerimizi de etkiledi. Bir zamanların konuşulması yasak olan isimlerinin eserleri dizi olarak uyarlanmaya başladı. İlk somut örnek bir neslin idolü olan ve ismi hep saygıyla anılan Şule Yüksel Şenler hanımın en çok okunan eserlerinden birisi olan Huzur Sokağı oldu.
Ben dahil hemen hemen herkesin okuduğu eserin dizi olarak yapılıyor olması hem sevindirdi hem de acaba kuşkusu doğurdu. Zira eser iyi bir eserdi ve bu eserdeki ruhu kavrayamayan senarist ve oyuncuların elinde eser kuşa dönebilir, gayesinden ve etkisinden uzaklaşabilirdi. Nitekim korkulan oldu. Şükranı canlandıran Sinem Öztürk "İlk başlarda çok korkuyordum. Sette görüntü kirliliği yaratmayayım diye... Öyle bir ortamda yetişmediğim için bol bol gözlem yaptım" şeklinde bir programda konuşabiliyordu. Bu konuşmayı yapan oyuncunun temsil ettiği Şükran dini bütün, tesettürlü bir kızcağız romanda. Bir de ana karakterlerden din-i-dar Bilal var, Kutsinin canlandırdığı. Hani şu Doktorlar dizisinin daldan dala konan (!) haşarı hekimi. Bilali de dindar bir genç olarak okuduk romanda. Fakat dizide Bilali ders çalışırken, arkadaşlarıyla konuşurken vs. görebilirsiniz ama namaz kılarken göremezsiniz. Parkta, okulda, takside, evde görülür ama camide görülmez nedense. Görülse de hemen geçiverilir başka bir sahneye. Hele bir ezan okuması var ki olaya ne kadar yabancı olduğu ayan beyan ortaya çıkıyor. Rolünü bile içine sindiremediğinin, kendisini o role uygun bulmadığının resmidir bu sahne. İzlemeyenler internetten bulup izlesinler ne demek istediğimi anlayacaklardır.
Yapımcı, senarist ve oyuncular İslami hassasiyeti biraz daha dikkate almalılar kanımca. Bu diziyi ve benzerlerini izleyen çocuklarımız dini böyle bir şey zannediyorlar. Yoksa istenen böyle bir dindar gençlik mi
İstanbul Valiliğinin Cumhuriyet Resepsiyonu
29 Ekimde İstanbul Valiliğinin düzenlemiş olduğu resepsiyona katılmıştım. Bir kaç madde ile izlenimlerimi aktarmak istedim.
1- Laik, jakoben kesim bir mevziini daha kaybetmiş bu açıkça belli oldu.
2- Devletin üst kademesindeki yöneticilerimizin ve bürokratlarımızın büyük bir kısmının eşleri sanılanın aksine örtülü değiller. Demek ki Şeriat gelmiyor (!).
3- Halk vardı orada. Sakallı amcalardan, yaşlı ninelere varıncaya kadar.
4- Tesettürlü hanımlar vardı fakat kimse irtica elden gidiyor diye bağırmadı.
5- Takım elbiseli, resmi tavırlı insanlarının yanında gözleri ışıl ışıl parlayan gençler, insanlar vardı.
6- Askeri erkanın etrafında kümelenmeler olmadı. Tabir yerinde ise bir başına kaldılar.
7- Resmiyet azalmaya başlamış. Kravat takmayan bir sürü insan vardı ve kimse üzerinde durmadı bile!..
Minik bir tebessüm
Kurban
Fadime hayvan pazarında kurbanlık almak için gezinirken yanına yaklaşan Temel:
- Uyy Fadime... Senun kurbanun ben olayim daa... Ne dersun
Fadime:
- Bu sene öküz kesmeyeceum!..
Kıssadan hisse: Zorla güzellik olmaz demiş atalar. Bir işi zorla yaptığınızda ne bereketi olur ne de başarı gelir. Gönül de böyledir istemedi miydi ne yapsanız işe yaramaz!..
İlgilisine notlar:
• Sırtımdan vuranlara kızmıyorum zira onlara güvenip de sırtımı dönen benim; arkamdan konuşanlara darılmıyorum zira onları insan yerine koyan benim!..
• Tavşan zıplayarak 8 yıl, köpek koşarak 12 yıl, kaplumbağa ise durduğu yerde 200 yıl yaşıyor demek ki neymiş spor ömrü uzatmıyormuş.
• Mutlu olmak için her zaman paraya ihtiyacınız yoktur!..
• Meteliksiz olabilirim ama niteliksiz değilim hamdolsun!..