Huzur hazinesinin anahtarı

Abone Ol

İnsan kendini bozmaya görsün bir çentik atıp adamlığına

bir çentik diline, eline, yüreğine.

Hatta namazına.

Bayatlamış bir abdest ile de kendi notunu düşürebilir,

hızlı yatıp kalkmalarla koştuğu AVM ziyaretleri ile de eksilir huzuru.

Mutluluğunu bir ipek böceği gibi kendisi kozalamaktadır

aslında beşer.

Ne emeklerle bahçesini diken ağaçlarının gözlerine bakan

komşusunun onca ikazlarına karşın ölümden acı bak kul hakkına giriyorsun

ihtarına rağmen sürüsünü onun çiti dibinde otlatıp aşılı muşmulaları, üzümleri

yiyen ineğini seyreden insandan acaba geriye ne kalmıştır. Sadece maddi değil

manevi kaybına da sebep olduğu 70 yaşındaki komşusunun ağrıyan dizleri,

yüreğindeki sevgi ile toprağa resim yaptığı rokalar ve maydanozları,

domatesleri talan eden ineğini seyreden insanın kendi eli ile boynuna geçirdiği

kemend.

İhtiyaçlı olduğunu bildiğinden evinin temizliğini

değerine değil çok düşük fiyattan yıllardır temizleten uyanık kadın,

temizlikçinin ağır hastalığı sonrası dünya değiştirmesi ile ne hissetti acaba,

helaleşme kapılarının kapandığı o gün, ötedeki hesaplaşma için hangi hukuka

göre adım atacaktır.

Ah dilleri bir türlü kara katran tortusuna daldırmaktan

hiç vazgeçmeyen gıybetin murdarlığından uzak duramayanlarımızın başlangıçta

zevkle konuşulanların sonra boğazı, yüreği, beyni yakan ateşini duyup da kaçan

trenin ardından bakakalışlarımız.

Pişmanlığın kara küllerine bulanışımızın geri

döndürülemez kavşağında.

Selayı veren imam nereden bilsin çocukluğumuzun yaman

tüccarının evveliyetini, malı mülkü arasında debelenen, ihtişamlı evleri ve

arabalarında sanki yere hiç inmeyecekmiş tavırlı zatın selamını alabilmeyi

bekleyenler, salası ile bunları bir kere daha düşündü, toprağa mı yoksa hakkı

verilmeyen işçilerin alın terlerinin yaptığı göle mi uzatacaklardı.

Mevtayı yıkayan genç hoca hanım da bilemez elbet derisi

kırış kırış kadının ne canlar yakıp çoluk çocukların babasını evden koparıp,

onların hakkını çatır çatır keyfince harcayıp onlara yoksul hayatı yaşattığı

yetmezmiş gibi bayramlarını bile çiğneyip geçtiğini.

Bugün o ailelerin elli yaşlarındaki kızlarının hâlâ

yüzleri gülmemekte:

biz bayram bilmezdik, bayram bizim için okul olmadığı iş

yapılıp para kazanılan günlerdi, annem el tezgâhında kazak dokurken biz de ona

yardım ederdik, ilkokula giden kardeşler olarak, çünkü babamız bizi terk etmiş

bir kadınla yaşamaya başlamıştı. Ne fakirlikler gördük, okuldan gelir el

tezgâhı başına geçerdim, her kazak çok az para getirirdi, başka gelirimiz

yoktu, ne kadar çok kazak çıkarırsak o kadar ayakta kalabilecektik. Bu nedenle

hala her bayram geldiğinde içimdeki hıçkırıklar yüzüme yayılır. Biz bayram

bilmezdik arada bayramı seyretmek için annem görmeden o en büyük eğlencemiz

olan pencerenin yanına gider, çocuklarını eşini alıp bayram ziyaretine giden

babaların başını çektiği mutlu aile tablolarını seyrederdik. Şimdi durumum iyi

ama bayram ziyaretlerine hala çocuklarımı eşimi alıp gidemiyorum belki pencere

gerisinde sokağı seyreden babasız çocuklar vardır, onları üzmemek için .

Öteye kadar da gerek yok akşamları başlar yastığa

konduğunda huzurlu ise yürek, kendi kendinden geçmişsen sınavı bahtiyarsın

arkadaş.

Zira psikoloji de fark etmiştir mutlaka, iyi işler

yapmak, hayır hasenat ticareti ile meşgul bulunmak, başkalarına zarar vermemek,

huzurlu bir atmosferde sevilenler ile geçirilmiş mutlu zamanlar, insan ruhuna

derman olmakta. Böylesi hayatların sahibi, huzurlu uykularla ödüllendirildiği

gibi, kendi kendilerinden memnunluğun armağanı olarak hazinelerden değerli

mutluluk ile de taçlandırılmaktadırlar.