Huzur arayanlara

Abone Ol

Biz insanı bu dünyada bir yolcu olarak biliriz. Hızla gelip bir anda gözden kaybolan bir yolcu gibi. Gelip birkaç gün misafirlikten sonra ayrılan bir yolcu gibi. Bir ağacın gölgesinde biraz dinlendikten sonra yoluna devam eden biri gibi. Bu dünya, misafirlerinin etini kemiğini bağrına basmazdan önce aklını, şuurunu ve ruhunu da teslim almak ister. Kendisine bağlanmak en büyük hata olur. Dünyaya ve dünyalıklara bakmak el yordamı ile olmalı, dokunup geçmek lazım. Elinize alırsanız yapışır, kolunuzu da kaptırırsınız, bırakmaz sizi. Bu dünyayı uzaktan sevmeli, uzaktan seyretmeli. Bu dünyayı gelip geçici bilmeli. Bu dünyaya meyletmemeli. Bu dünyayı rüya gibi görmeli.

Yoksa sizi malın, makamın, mülkün, varlığın, varoluşu sürdürmenin hazzı sarar. Bağlandıkça bağlanırsınız. Sürekli istersiniz artık. Daha fazlasını istersiniz hep. Neyin daha fazlasını diye düşünmeye gerek yok. Her şeyin daha fazlasını istersiniz. Paranın, makamın, hazzın, malın, mülkün, yemenin, içmenin, gezmenin, eğlencenin. Yalan olan ne varsa daha fazlasını istersiniz. Geçmişi unutur, sonu aklınızdan çıkarır ve hep daha fazlası için yarınların hesabına düşersiniz. Yani sahip olduğunuz her şeyin bir fazlası az ötede size göz kırpar. Her çıktığınız merdivenin bir sonrasında yeni basamaklar başlar. Her döndüğünüz köşenin az ilerisinde bir köşe başı daha vardır. Bitmez, bitmek bilmez bir girdaptır bu.

Kat kat çıkılan binalar, deste deste biriktirilen paralar, altınlar, dövizler, banka hesapları, arabalar, makamlar başını döndürür insanın. Baş dönmesi dengesizlik oluşturur. Şuur kaybına yol açar. Akıl sağlıklı çalışmaz. Akıl ve gönül arasındaki bağlantı hasar alır. Akıl ve vicdan arasındaki bağlantı ise tamamen kopar. İnsan sorgulamadan, soru sormadan, nefsinin ve şeytanın peşine takılırsa işler sarpa sarar. Doğru soruları zamanında ve çekinmeden sormak lazım. Kendi kendimize ve mertçe. En şeffaf haliyle de cevap aramak lazım. Cevapları bazen bulmak zordur onun için aramak lazım. Şöyle ki;

İnsan neden para biriktirir? Oturacak bir evi olan bir insan neden daha fazlasını yapmak için çalışır? Gelirinden daha fazlasını harcamak nedir, nedendir? En iyisine sahip olmasak ne olur? Sahip olmadığımız bir parayı neden harcarız? Uzun vadeli yatırımlar yaparken ömrümüzün ne kadarının kaldığını aklımıza getirir miyiz? Çocuklara, torunlara, geleceğe, zor günlere, tarlalara, arsalara yapılan yatırımlar ne için ve nedendir? Peki ya helal kazanca haram karıştırmak? Hele hele daha fazla kazanmak için, daha fazla olan şeyler için, daha fazla ve daha fazla için eksik iş yapmak, sağlıksız olanı ortaya koymak, yarım yamalak üretmek nedendir?

İnsan gerçekten üzülüyor, yoruluyor, kahrediyor. İnsan kendisini tanımadan, bu dünyaya gönderiliş amacını anlamadan taşı toprağı anlamlandırmaya çalışıyor ya, gerçekten hayret verici bir şey. Asıl anlamamız gerekenler, boşuna anlam yüklediklerimizin çok gerisinde maalesef. Sahte olan ne varsa, asıl olanın yerini almış durumda. Kandırmacalar diyarından hakikat diyarına geçemiyoruz. Apaçık gerçekler burnumuzun dibinde iken biz anlamsızlıklar için kıtalar dolaşıyoruz. Sade ve anlaşılır olanı, açık ve net olanı, orta yolu terk edip, uçurumun kenarında geziyoruz.

İnsanın anlamsızlık arayışı, anlamsızlığın kaygısını taşıyamayacağı boyutlara ulaşıyor. Zamanla, yüreğinin üzerinde taşıdığı yükü fark edemez hale geliyor. Oysa huzur az ve öz olanda, sade ve net olanda. Huzur, başkalarının gülümseyişinde, yoksulun kapısında, garibanın sofrasında, yolda kalmışın yanında ve huzur bu dünyadan ayrılırken bir baltanın sapına dahi sahip olmamakta. Huzur varlıkta değil yoklukta.