Gündem

Huzeyfe bin Yeman

Huzeyfe bin Yeman

Abone Ol

Huzeyfe bin Yeman hazretleri, Ashab-ı kiram arasında Peygamberimizin sırdaşı olmasıyla meşhurdu. Hz. Peygamber ona, Ashab-ı kiram arasına karışarak kendilerini gizleyen münafıkların kimler olduğunu tek tek bildirmiştir. Bundan başka vuku bulacak hâdiseleri de bildirmişti. Resûlullah, gizli kalması lâzım olan birçok şeyi, Hz. Huzeyfe‘ye söylemişti.

Fitne sel gibidir, önüne düşeni götürür

Hureyfe bin Yeman hazretleri, Ashab-ı kiram arasında Peygamberimizin sırdaşı olmasıyla meşhurdu. Hz. Peygamber ona, Ashab-ı kiram arasına karışarak kendilerini gizleyen münafıkların kimler olduğunu tek tek bildirmiştir. Bundan başka vuku bulacak hâdiseleri de bildirmişti. Resûlullah, gizli kalması lâzım olan birçok şeyi, Hz. Huzeyfe‘ye söylemişti. Huzeyfe: "Allah‘ın Resulü, âlemin yaratıldığı zamandan, yok olacağı güne kadar, olmuş ve olacak şeyleri bize bildirdi. Bunlardan bildirilmesi lâzım olanları size bildirdik. Lâzım olmayanları, sakladık, bildirmedik" demiştir.  Adil halife Hz. Ömer, bir beldeye yeni bir vali atayacağı zaman, oranın halkına ferman yazarak: "Yeni vali, adaletle hükmettiği müddetçe, siz de onun emirlerine uyunuz" derdi.

Hz. Huzeyfe‘ye verdiği mektupta ise şöyle yazdı: "Ey Nusaybin halkı! Bu gönderdiğim valinin, bütün emirlerine uyun. Her isteğini yerine getirin." Nusaybinliler, Peygamber‘in sırdaşını karşılamaya çıktılar. Onu gördükleri zaman; hayvanı üzerinde, bir parça kuru etle birlikte ekmek yiyordu. Selâmlaştılar. Sonra halifenin emirnamesini gösterdi.  Onlar da dediler ki: Hz. Ömer‘in emirleri, başımız üzerine! Sen de hoş geldin, safa geldin. Lâkin bizden isteklerin ne ise; şimdi söyle. Belki karşılayamayacağımız şeylerdir! Huzeyfe,  tebessüm ederek şu cevabı verdi: "Aranızda kaldığım müddetçe sizlerden, sadece, kendimin ve hayvanımın yiyeceğini istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum."

Huzeyfe, oldukça uzun bir zaman diliminde Nusaybin‘de bulundu. Görevini, kusursuz yapmaya çalışıyordu. Bilhassa Cuma‘dan önce, Müslümanlara vaaz ve nasihat etmeyi adet haline getirmişti. Bir konuşması sırasında şöyle dedi: "Ey Müminler! Fitne, önce kalplerde filizlenir. Su katılmamış şarap bile fitne kadar, insan kalbini çelemez, bozamaz. Sizler, fitneye doğru gitmeyiniz. Allaha yemin ederim ki fitne insanları; selin, çöpleri sürüklediği gibi sürükler götürür!"

Meclistekiler sordular: "Ey Huzeyfe! Fitneden nasıl kurtulabiliriz? Hz. Huzeyfe: "Dua eden kurtulur" diye cevapladı. "Ne zaman dua edelim?" sorusuna ise: "Namazlardan sonra. Çünkü kulları temizlenip namaza durdukları zaman Allah Teâlâ da namaz kılanlara yönelir. İşte o anlarda dua ediniz. Eğer sizler hayırlı kimseler olmak istiyor iseniz, geçici olan dünya için ahireti terk etmeyiniz" diye cevap verdi.

"Kendimin ve hayvanımın yiyeceğini istiyorum"

Onlar dediler ki: Hz. Ömer‘in emirleri, başımız üzerine! Sen de hoş geldin, safa geldin. Lâkin bizden isteklerin ne ise; şimdi söyle. Belki karşılayamayacağımız şeylerdir! Huzeyfe,  tebessüm ederek şu cevabı verdi: "Aranızda kaldığım müddetçe sizlerden, sadece, kendimin ve hayvanımın yiyeceğini istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum."

"Kötü günler gelecek mi?"

Allah Resulü (sav)‘ın sırdaşı, Huzeyfe şöyle anlatıyor: "Herkes Resûlullah Efendimize hayırdan sorardı. Ben ise ileride hâsıl olacak fitnelerden sorardım. Çünkü bunların şerrine yakalanmaktan korkuyordum. Sordum: "Ey Allah‘ın Resulü! Biz, Müslüman olmadan önce kötü kimselerdik. Allah Teâlâ, senin şerefli vücudun ile İslâm nimetini, iyiliklerini bizlere ihsan etti. Bu saadet günlerinden sonra yine kötü zaman gelecek mi?"

Bu soruma Resulullah (sav): "Evet gelecek" buyurunca: "Bu şerden sonra, hayırlı günler yine gelir mi?" diye sordum. "Evet gelir. Fakat o zaman bulanık olur" buyurdu. "Bulanıklık ne demektir?" diye sordum. "Benim sünnetime uymayan ve benim yolumu tutmayan kimseler ortaya çıkar. İbadet de ederler. Günah da işlerler" "Bu hayırlı zamandan sonra, yine şer olur mu?" "Evet, Cehennemin kapılarına çağıranlar olacaktır. Onları dinleyenleri Cehenneme atacaklardır"

"Sevgilisine kavuştu"

"Ey Allah‘ın Resulü! Onlar nasıl kimselerdir?" diye sorunca: "Onlar da bizim gibi insanlardır. Bizim gibi konuşurlar" buyurdu.

Son olarak: "Onların zamanlarına yetişirsem ne yapmamı emredersiniz?" diye sordum: "Müslümanların cemaatine ve hükümetine tâbi ol! Bu yoksa bir kenara çekil. Aralarına hiç karışma, ölünceye kadar yalnız yaşa!" buyurdu. Hayatının çoğu savaşlarda geçen Huzeyfe bin Yemân, Hz. Osman şehîd edildiğinde Medine‘de bulunuyordu. Bu sırada yaşı oldukça ilerlemişti. Dördüncü halife Hz. Ali‘nin, ilk günlerinde hastalandı. Artık iyice ihtiyarlamıştı. Müslümanlar akın akın ziyaret ediyorlardı. Bir arkadaşına 300 dirhem vererek kefen almalarını istedi. Desenli bir kumaş getirdiler. Getirdikleri kumaşı görünce: "Bu kefen değil, gömlek içindir. Kefen, boydan boya iki bez parçası olur" dedi. Sonra da yavaş bir sesle buyurdu ki: "Hem sizin arkadaşınız iyi bir Müslüman ise, Allah Teâlâ; kabirde o kefeni, daha iyisiyle değiştirir. Kötü ise, daha kötü şeylere hazırlanmalıdır."

Dördüncü Halife Hz. Ali‘nin hilâfetinin 40. günü, 656 senesinde, Hz. Huzeyfe de, sevgilisinden aldığı sırlarla birlikte sevgilisine kavuştu.

Valilik onu değiştiremedi

Hz. Huzeyfe, Medâyin şehrindeki valilik görevini tamamlayıp Medine‘ye dönüyordu. Karşılamaya gelenler arasında, halife Hz. Ömer de bulunuyordu. Yaklaşınca, Halife Ömer dikkatle baktı. Gördü ki; Medâyin valisi gönderdiği gibi dönüyor! Bunca yıl sonra; aynı hayvan üzerinde, aynı sade elbiseler içinde Medine‘ye geri dönüyordu. Hz. Ömer ile Hz. Huzeyfe; yan yana geldiler ve selâmlaştılar. Adil Halife Hz. Ömer sevinçle: "Sen, benim kardeşimsin. Ben de senin kardeşinim" diyerek, Huzeyfe ile kucaklaştı.  Daha sonraki zamanlarda bir gün Hz. Ömer, Huzeyfe‘nin bir cenazenin namazını kılmadığını görerek, ona sebebini sordu. Huzeyfe de: "Resûlullah efendimiz, bana o kişinin münafık olduğunu açıklamıştı. Bunun için onun namazını kılmadım." dedi.

Hz. Ömer hemen korku içinde sordu: "Allahın Resûlü münafıklar arasında Ömer‘i de saydı mı ya Huzeyfe?"  "Hayır, ya Ömer" cevabını alınca çok sevindi. "Peki valilerim arasında münafık var mı?" diye sordu. "Sadece bir tane var. Ancak ismini söylemeye memur değilim." dedi.

Hz. Huzeyfe, Halife Ömer‘in bütün ısrarına rağmen, münafık valinin ismini söylememiştir. Bundan sonra Hz. Ömer, Huzeyfe‘nin gitmediği cenazeye gitmemiştir. Çünkü onun gitmemesini, ölenin münafık olduğuna işaret saymıştı.  Bir gün Hz. Ömer, huzurunda bulunan bazı Ashab-ı kirama sordu: "Resûlullah efendimizin fitne hakkında olan sözü hatırında olan var mı? " İçlerinden Huzeyfe: "Ey müminlerin emiri! Peygamberimizin bu konudaki sözü aynıyla benim hatırımdadır" dedikten sonra şöyle nakletti: "Kişi ailesinden, malından, çocuklarından ve komşusundan dolayı fitneye duçar olur. Böyle günahlara oruç tutmak, namaz kılmak ve iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak kefaret olur."

"Akşam ve sabahın olacağını bildiği gibi biliyordu"

Halife Ömer: "Kastettiğim bu değil, deniz gibi dalgalanacak fitneyi soruyorum" deyince, Huzeyfe: "Ey müminlerin emiri! Senin için endişelenecek bir şey yok. Senin zamanınla onun arasında bir kapalı kapı var.

"Ey Huzeyfe! Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?"

"Ey müminlerin emiri! O kapı kırılacak."

"Desene ümmet-i Muhammed kıyamete kadar bir araya gelemeyecek!"

Daha sonra Huzeyfe: "O kapı Hz. Ömer idi" demiştir. Hz. Ömer‘in bunu bilip bilmediği sorulunca da: "Akşam ve sabahın olacağını bildiği gibi biliyordu" cevabını vermiştir.

Nitekim daha sonra Hz. Ömer şehîd edilmiş, Hz. Osman devrinin sonlarında alevlenen fitne tarih boyunca sönmemiştir.