Hürriyyetin elifbası

Abone Ol

Çocukluğumuzda ezberletmişlerdi:

-Müslüman mısın?

- Elhamdülillah

- Ne zamandan beri?

- Kalü-bela’dan beri?

- Kalü-bela neye derler?

- Allahüazıymüşşan, bütün ruhları halk eyledi ve süal eyledi, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” dedi.

Bütün ruhlar da, “Bela/Evet sen bizim Rabbimizsin” dediler.

İnsanoğlunun katıldığı ilk seçimde, seçtiği Rabbidir.

Ve o seçimde, oyunu belli eden şey, “Bela” kelimesidir.

Katılma oranı yüzde yüz olup, kabul: “Bela” da yüzde yüz olduğundan, kıyamete kadar Rablık iddiasına kalkan fanilerin zorla yaptırdıkları seçimleri de geçersizdir.

Ruhlar âleminde insanın ilk duyduğu isim, “Rab” ismi celalidir.

Rabbimiz bütün ruhlara:

“Hani Rabbin, Adem oğlunun sırtlarından zürriyetlerini almış ve kendilerine şahit kılmıştı. «Ben, sizin Rabbiniz değil miyim» (demişti de) «Evet, (sen bizim Rabbimizsin) şahidiz» demişlerdi. Kıyamet gününde «Biz bundan habersizdik» demeyesiniz diye. (Dünyaya gelen ve gelecek olan her insanda İslâm’ın mührü Rabbimiz tarafından vurulmuştur.) (A’raf 7/172)

Onun içindir ki, bu bela dünyasında bütün insanlar Rabbini aramaktadırlar.

Birisi çıkar “Ağzımızı sulandıran limon, midemizi doyuran ekmekte görünmez bir güç var” der ve ekmekle emeği putlaştırır.

Birisi çıkar kadını ilahlaştırır. Bir diğeri musikiyi, bir diğeri tabiat olaylarını ilahlaştırır.

Zeus, Apollon, Afrodit, Hübel, Lat, Menat, Uzza, Yeuk ve Nesr putları, insanoğlunun kendi gönlünde yitirdiği Rab inancını dışarıda ararken, şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerin ve arayışların işaret taşlarıdır.

Rabbimiz, Rahmetinden, bu dünya hayatında taşlardan, ağaçlardan, yıldırımlardan, insanlardan... Kendimize Rab edinip, kendimizi onlara köle yapmamamız ve başka yerlere bağlanmamamız için, önce kendi Rablığını bize onaylatmış. Ruhumuzu da kendisine bağlayarak, başka bağlardan kurtarmıştır.

Bazı insanlar bu sözleşmeyi inkâr ederek: “Böyle bir şey olmamıştır. Olsa hatırlardım” diyebilirler.

Çocukluğumuzda bize verilen ve söylenenleri, onlara gülerek veya ağlayarak verdiğimiz cevap-ları da hatırlamıyoruz. Altı aylık iken ana kucağından düştüğümüzü, başımızın yarıldığını “Hatırlamıyorum” diye inkâr eden insana, yaranın izi olayın doğruluğunu ispat eder.

Köleliğin veya özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen, yumurtadan yenice çıkmış bir civcivin, ele avuca gelmemek için insandan kaçması, insan fıtratının başlangıçta kölelikten nefret etmesi, daha önce bir Rabbe bağlanarak hürriyetin tadını almasındandır. 

Yoksa ağzına hiç tatlı koymayan birisinin acıyı anlaması mümkün değildir. 

Bülbülün altın kafeste çırpınması, özgür güller diyarının hasretindendir.

Kur’an’da: 

“Yeryüzünde, kıpırdayan hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kur›an›da hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rablerinin huzu-runda toplanacaklardır.” Buyrulur. (K. Kerim,  En’am 6/38)

Onlar da bizim gibi ümmettirler. Rabbime bağlandıklarından, başka yerlere bağlanmayı istemez-ler.

Rabbimiz: 

“Sen, her türlü şirke meyletmekten arınmış olarak, yüzünü dine doğrult. Allah›ın fıtratına (yaratmasına) ki, insanları onun üzerine yarattı. Allah›ın yarattığını değiştirmek yok. İşte doğru din budur. Ancak insanların birçoğu bilmezler. (Rum süresi ayet 30/30) ayetinde, insanların fıtratlarında var olan dine yönelmelerini emreder.

Sorbon Üniversitesi’nin profesörleri ile Notre Dame Kilisesi’nin papazlarının, insanı köleleştirmek için kurdukları tuzaklardan oğlunu kurtarmak için; “Bırakın oğlumu tabiat terbiye etsin” diyen düşünür, Rabbine Papazdan biraz daha yakın olurken uzaklaşıyor. 

Peygamber Efendimiz; 

“Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu ya Yahudi,  ya Hıristiyan veya Mecusî yapar.” buyurur. (Buhari, Sahih, cenaiz 80-92, Müslim, Sahih, Kader 25, Tirmizi, Sünen, Kader 5) buyurur. 

“Anne ve babası Müslüman yapar” demiyor. Çünkü çocuk Müslüman’dır. Hür fikirlidir. Yem için hiçbir zaman gem kabul etmez.