Okuruna ayda bir ulaşan Cafcaf dergisi ilk adımını Aralık‘ta attı. İkinci sayısı için gün saydığımız Cafcaf için hâlâ gazete bayilerine uğramadıysanız, vaktinizi iyi değerlendirin. Cinsel sömürü inanca hakaret yok Cafcaf‘ta. Peki ne var?..

Gazete bayii önünden geçerken gözünüzü alan bir dergi var. Adı Cafcaf. Tamam, baktınız ama göremediniz. Çünkü dergi bağımsız ilk adımını atarken büyük reklam kampanyaları düzenlemedi. Ne okur ne de konuya ilgililer fark edemedi Cafcaf‘ın çıkışını. Sanal alemden haberdar olanlar içinse ayrı bir muamma var ortada. Derginin çıkacağını bilen pek çok kişi ‘dergiye abone olma sözü verdim, bekliyorum‘ demez mi? Ankara‘da Rasim ağabey de ‘abone olduk, dergi gelecek‘ deyince tamam dedim, atılan adım yanlış tarafa gitmiş. Radyo, tv ve dergilerde bu konu gündeme gelirken acaba okur kitlesi hakkında tahmini bilgi oluşur mu sorusunun cevabı olarak okur sözü alındı. Biraz Nasreddin Hoca‘nın düdüğü parayı veren çalar fıkrası gibi oldu ama neyse.

Arkadaşlar, sevgili okur, dergim gelecek diye bekleme. Hür tebessümün kalesi Cafcaf, 2 YTL karşılığında gazete bayilerinde senin almanı bekliyor. Genç dergisinin eki olarak çıktığı günlerdeki gibi boyu kısa değil, serpilip büyüdü. Hatta o kadar büyüdü ki matbaanın azizliğiyle tam ekran görüntüsünü bozup sinemaskop yayına bile geçti. İlk sayıdan, farklı zamanlarda iki adet satın alan biri olarak, yoğun ilgi nedeniyle basılan son on bin baskıya denk gelip gelmediğimi bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, derginin ikinci sayısına az kaldı. Yani bu yazıyı siz okurken Ocak sayısının son hazırlıkları da muhtemelen bitmiş olacak. Ama siz değerli okurlar Cafcaf‘ın çıkışından herkesten önce haberdar olduğunuz için derginizi çoktan almışsınızdır. Yine de ülke gündeminin bize emanet ettiği sorunsalı baş edilebilir buluyor da unutkanlığınızı Cafcaf‘a veriyorsanız diye bir daha hatırlatayım dedim.

Asım Gültekin‘i, Yusuf Kot‘u yoğun bir çabanın içinde gördük Cafcaf çıktığından beri. Zap canavarı izleyicinin merkez TVler dışını iyi bilenleri mutlaka rastlamışlardır. Asım sadece ekrandan değil, radyolardan da dergi hakkında çarpıcı bilgiler vermeyi sürdürdü. Son olarak cep telefonum çaldığında ekran kişisi Asım‘ın sesini yakınımda hissettim. Diyesi ki, matbu alemde Cafcaf‘ın heyecanlandırmadığı bir ademoğlu kaldıysa bilgilendirmek bizim için borçtur. 2009‘un moda rengi ‘mor‘ olacakmış, öyle dedi Mehmet Baydemir. Sanırsınız ki telefon sonrası halimi gördü, moda dünyasını yönlendirdi. Sevgili Asım‘a da söylediğim gibi dergimi otobüs, minibüs, metrobüs, tramvay, vapur ve yayaray yolları üzerinde okudum, yetmedi yine okudum. ‘Mor‘ardım çünkü Cafcaf okumaktan Cafcaf‘ı yazmaya vakit bulamadım.

Derginin ilk sayısı ile ilgili gözlemim şu: Cafcaf filminin fragmanı oldukça canlı. Adeta dergi gibi çıkmış tanıtım sayısı. Pardon ilk sayı yazıyor üzerinde. Acemilikler, amatörlükler, aksilikler dışarıda kalsın, dergiyi okuyup bitirdiğimde ‘kibir‘ bahsindeki gibi hissettim kendimi. Yeniden normale dönmek için Latif Bolat dinledim, sufi olup kendime döndüm. Yusuf Kot anlar beni!

Cafcaf‘ın çıkışı hayli maceralı olmuştu. Asım Gültekin kazı çalışmalarını bitirdiğinde camianın son mizah dergisinin üzerinden matbaa boyaları geçeli neredeyse on yıl olmuştu. Önce haber saldı etrafa. Tiz çizgisiyle görünür olan ilk gözağrıları bir araya gelsin. Devir internet devri, bir de baktık ki ekip bir araya gelmiş. Farklı dergilerde aynı amaçla yazan çizen pek çok ismin kaynaşması Cafcaf‘la oldu. Ahmet Kesgin‘le Niyazi Çol‘u, Cemal Satkın‘la Yusuf Kot‘u, Turgut Yılmaz‘la Mehmet Keskinkılıç‘ı bir araya getiren Cafcaf içeriğiyle yeni bir soluk haline geliyor.

Küresel İletişim Merkezi‘nin verdiği destekle bağımsız olan Cafcaf‘ın yolculuğunun uzun sürmesi için okur desteği şart görünüyor. 40 binlik bir traj yakalayabilirse çok güçlü, yarısı trajla da kendi kendine yetebilir olacak Cafcaf. Ha bu arada, eli kalem tutup da karikatür çizebilenlerin adresi de Cafcaf olacak. Sanatçının amatör karikatürcü olarak portresini çizen Yusuf Kot‘un yol göstericiliğinde çizer olabilmenin yolu da açılıyor. Yok küfürmüş, inançlara hakaretmiş, cinsel sömürüymüş, bu yollara teşvik eden dergilere ürün gönderip, iç sıkıntısı geçirmek yok. Ya şimdi hangi sayfada benim inancım aşağılanacak, hangi değerime küfredilecek korkusu da yok Cafcaf‘ta.

Hadi ben daha da ileri gideyim. Bugün dünyayı kasıp kavuran sinemaydı, dizilerdi, çizgi, animasyon filmlerdi bunun da altyapısını oluşturabilir Cafcaf. Birbirinden haberli olmayan nice değeri yan yana getirebildiği gibi içimizdeki mizahı ortaya çıkarabilen kalemlerin neşesini de artıracak. Filmlerin, dizilerin senaryolarını kimler yazıyor, kimler yazacak? Kimlerin güdülemesiyle bu toplum dönüştürülmeye devam edilecek. Bu gidişata içimizdeki ‘espri‘lerle müdahale edemeyecek miyiz? Dergi bir kültür merkezi gibi hareket getiremez mi? Sahneye çıkabilen esprili yeteneklerimiz yok mu yani. 24 sayfalık Cafcaf dergisi kendi içinden önemli değerler çıkaramayacak mı?

Şimdilik yanımızdan eksik etmeyelim derim ben Cafcaf‘ı. Tebessümümüz yüzümüzde olsun her daim. Bizden sonraki nesillere "o olmadı, bu olmadı" demek yerine Cafcaf‘ımızı alalım ve Asım Gültekin‘in, Ahmet Kot‘un ve dergiye emek verenlerin başını şişirelim öneri ve fikirlerimizle. Onlar bizim yapamadığımızı yapıyorlarsa madem, biz de sözümüzü sakınmayalım. Onları geliştirelim, kendimiz de gelişelim. Unutmayın, size ait değerlerin savunucusu dergileriniz yokken Cafcaf çıkıyor.

Cafcaf sizin sesiniz olsun, siz de Cafcaf‘ın okuru olun...

Cafcaf‘ta neler var?

Bülent Akyürek, "Gavur İcatları Antolojisi", Cihangir Bayburtluoğlu "Gülme Duvarı", Salih Kılınç "İnsanını Tanı", Ömer Faruk Dönmez "Hamza", Betül Zarifoğlu "Karşıyım", Kartonpiyer "Önümüzdeki Beş Yıl İçin Projeler", Cımbızcı Cafer "İzmir‘in Kavakları" yazılarıyla Cafcaf‘ın yazılı mizahını oluşturan isimler.

Önder Yavuz, karikatür sanatı ve Kağıthane panteri Önder köşesinde Ahmet Kesgin ustayla çırak muhabbetlerini sürdürüyor. Matrakçı bölümünde Faruk Günindi çizgileriyle okuru yakalarken Gülsüm Kavuncu‘nun öyküsü çizgi diliyle okura ulaşıyor. Akmen ve Okmen‘in savaşı ise okura çizginin sahibini arama esprisi sunarken Solti okura Turkish Lost senaryosu veriyor. Ahmet Kesgin, birlik, beraberlik, artı huzur ve güven ortamına okuru götürdüğü çizgileriyle günceli, hiç geçmeyeni, geçer gibi yapmayanı çizgiye aktarıyor. Necmettin Çanak‘ın El Karavana‘sı Cafcaf‘ın olmazsa olmazlarından. Erdal Türkmen, abartma tozuyla çizdiği köşesinde abartmadan sorular da soruyor. Bir takım noktalar Niyazi Çol‘un bakışıyla geliyor. Yasir Eryılmaz, Geyik bölümünde okuru yakalıyor ve bir daha da bırakmıyor. Behlül Balkan başka mizah dergilerinde bulunamayacak esprileri ‘içerden‘ sunuyor ilgilisine. M. Yavuz‘un çağdaş bir Dedem Korkud derlemesi okuru kolay kurtulamayacağı bir tefekkür denizine alıyor, bırakıp bırakmadığı ise meçhul!

Tolga Akdoğan "Kargara", Çağrı Cebeci "Şehr-i Telaş", Mehmet Keskinkılıç "Laf Cambazı", Volkan Akmeşe "Çok Doluyum Be Okur", Turgut Yılmaz "Huzur Sokağı" ile Cafcaf‘ın olmazsa olmazları olarak selam veriyor okura. Yavuz Girgin‘in yanı sıra Kılavuz sayfasında Faruk Günindi ve Yusuf Kot‘un ortak çalışması "Kibir"i çok kibirlenmeden okumak mümkün.

Muhabir: Haber Merkezi