23 Haziran da sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile
uzun bir görüşme yapan Sayın Başbakan Erdoğan, sonunda aklından geçmekte olan
en önemli mesajını verdi:
Paralel yapıyla mücadele bizim önceliklerimizdendir.
Bunun için Cumhurbaşkanı ile hükümetin bu konuda uyumlu ve mutabakat içinde
olması bu mücadelenin sürdürülmesi için şarttır.
Yani demek istiyor ki, kadrolaşma ve istenmeyen
kadroların tasfiyesi, suç işlemiş olanların yargılanması veya
cezalandırılmasının yapılabilmesi için, Cumhurbaşkanı AKP iktidarının
göstereceği kişi olmalıdır. Başkası seçilirse paralel yapı ile olan mücadele
devam edemez.
Bu da demek oluyor ki, önceki seçimlerin her birinde
kullandığı Milleti bir şeylerle korkutma ve oylarını kendine kanalize etme
taktiği bu seçim için belli oldu. Milleti paralel yapı ile korkutup oylarını
devşirmek.
Hatırlayalım, hükümetle uyumlu olmayan bir cumhurbaşkanı
vardı: Ahmet Necdet Sezer. 2007 yılına kadar yani yaklaşık 4 yıl AKP bu
Cumhurbaşkanı ile çalışmak zorunda kaldı. En büyük problem kadrolaşmada
yaşanmıştı. Hükümetin üst düzey tayin etmek istediği kadrolar, Cumhurbaşkanınca
onaylanmıyor, oyalanıyor, istihbarat bahanesi ile sumen altında tutuluyordu.
Ayrıca Milletin inançları ile bağdaşmayan çıkışlarını da bilmeyen yok.
AKP hükümeti 2007 yılından itibaren son derece uyumlu,
kardeşlikten gelme, hatta kardeşlikten öte ilişkileri olan bir cumhurbaşkanı
ile çok uyumlu bir şekilde çalıştı. Çalıştı da ne oldu Devlet kadrolarında çok
önemli şeyler oldu:
Bir defa askeri kadrolardaki çok sayıda yüksek rütbeli
personel tutuklandı, yargılandı, cezalandırıldı. Ergenekon, Balyoz gibi davalar
yıllarca milleti meşgul etti. Cumhurbaşkanı elbette onayları ile bu sürecin çok
önemli bir parçası oldu. Hükümetin, önüne getirdiği her belgeyi uyum adına gözü
kapalı imzaladı. Peki, nereye gelindi Bütün bu davalar yanlış deliller ve
dinlenilmeyen tanıklar yüzünden bozuldu, hapishanelerin kapısı açıldı, yıllarca
milletin meşgul edildiği davalardan dolayı içerde bulunan herkes dışarı çıktı.
Büyük bir kaos yaşandı.
Sormak gerekmez mi, bu muazzam uyum ne işe yaradı Adalet
mekanizması büyük yara aldı, askerin itibarı yerle bir oldu. Kumpasların
kurulmuş olduğunu, kendi ifadelerine göre ne hükümet anlayabildi, ne de çok
uyumlu Cumhurbaşkanı! Demek ki kardeşlikten öte uyum burada ters işledi.
Gelelim paralel yapılanmaya. Kendi ifadelerine göre
paralel yapı kendilerini gafil avlamış. Uyumsuz Cumhurbaşkanı 2007 den önce bu
tür kadrolaşmaya onay vermediğini zaten biliyoruz. Yani paralel yapılanma o
dönemin eseri değil. Demek ki bu tür paralel kadrolaşmalar kardeşlikten öte
ilişkileri ile çok uyumlu olan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ün görev süresi
boyunca yapılmış. Kendi ifadelerine göre hükümet, aldanarak düzenledikleri
paralelcilerin atama belgelerini Cumhurbaşkanına arz etmişler, o da uyum adına
her önüne geleni araştırmadan, soruşturmadan onaylayıvermiş. Sonuç mu,
Başbakan ın deyimi ile Cumhuriyet tarihinin en feci darbe girişimi tezgâhı
hazırlanmış. Demek ki uyum burada tamamen devlet çarkını ters döndürmüş.
Örneğini verdiğimiz bu yaşanan gerçekler gösterdi ki,
hükümet ile cumhurbaşkanı tam uyum içinde çalışırlarsa çok büyük ve telafisi
zor zararlar ortaya çıkıyor.
Şimdi yine kadrolaşma ile ilgili sorunların
halledilebilmesi için uyumlu bir Cumhurbaşkanı istenmesi akla, mantığa,
tarihe ve yaşananlara asla uygun değildir.
O halde seçilecek cumhurbaşkanında aranacak olan tek başına
uyum asla ve kata Türkiye nin sorunlarını çözmek için yeterli değildir,
olamamıştır.
Peki, nasıl olmalıdır
İşte meselenin püf noktası buradadır:
Seçilecek Cumhurbaşkanı uyumlu olmanın yanında,
Milletimizle aynı değerleri paylaşan, ahlak ve maneviyatı önceleyici,
bağımsızlıktan yana olan, Türkiye nin sanayileşmesine önem veren, adil bir
ekonomik düzen isteyen, İslam Birliği için çaba sarf edecek olan, dürüst ve
şaibesiz olan, kendi ikbalini değil memleketin istikbalini düşünerek hareket
edecek olan, güçlünün değil haklının yanında yer alacak olan, dışarıdan emir ve
talimat almayacak olan, milletinin şeref ve haysiyetini koruyan, başkumandanı
olacağı ordumuza gözbebeği gibi bakacak olan, hükümetin yanlışlıklarını kılı
kırk yararak önleyecek olan biri olmalıdır. Devlet ve milletimiz için hayati
öneme sahip bu prensipleri salt uyum adına feda etmeyecek bir yapıda olmalıdır.
Milli Görüş işte bunun için çabalamaktadır.
Milletvekilleri gösterecekleri adaylarda bu vasıfları
aramalıdırlar Seçmenlerimiz de oylarını kullanırken, korku ve yönlendirmelere
göre değil, önlerine gelecek bu fırsatı bu ölçüleri gözeterek titizlikle
değerlendirmelidir.
Çeşitli menfaat ve siyasi hesaplarla yapılacak bir
yanlış, iş işten geçtikten sonra asla düzeltilemez. Neticelerine hep beraber
katlanmak zorunda kalırız.
NANE
Düşünmeden yersen bir naneyi;
Sonra düşünürsün, ama neyi
EKREM ŞAMA