-17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’nun 1. Yıldönümü Vesilesiyle-
Türkiye’de öze dönüşün öncüsü olan Millî Görüş hareketi, sömürgeci güçleri rahatsız ediyordu. 2001’de AKP kurulurken Gülen Grubu’nun da birlikte hareket etmesini uygun gördüler. Türkiye’deki sermaye çevreleri de bunu benimsedi. Bu yöntemle Millî Görüş hareketini bitireceklerini düşünüyorlardı.
Nitekim AKP 2002 seçimlerinde tek başına iktidar oldu. İki grubun da keyfine diyecek yoktu. Artık aralarından su sızmıyordu. Çıkar birlikteliği onları sımsıkı birbirine bağlamıştı. AKP kendisini rakipsiz görürken Gülen Grubu da İslâmî gruplara mesafeli duruyordu. Bu grup, hoşgörüsünü başka dinler ve yabancılara için kullanıyordu.
Bir dava ve gönül beraberliğine dayanmayan birliktelikler uzun ömürlü olamazdı. Nitekim Hükümet ve Gülen Grubu arasında dershaneler üzerinden bir kavga başladı. 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ile 12 yıllık birliktelik düşmanlığa dönüştü.
Hakan Fidan bir konuşmasında, “Türkiye’de paralel yapı oluşturulmasına fırsat vermeyeceğiz” demişti. Bundan sonra zamanın Başbakan’ı Gülen Grubu’na paralel yapı üzerinden saldırıya geçti. Bu ayrışmada İslâmî gruplar Gülen Grubu’na destek vermedi. Her iki tarafı da yakından tanıyan Ali Bulaç Aksiyon’a verdiği mülâkatta bunu değerlendirdi:
“-Cemaat Yahudilere, Hıristiyanlara gösterdiği sıcaklığı İslâmî cemaatlere göstermedi. Diğer gruplara karşı çok sıcak davranmadı. Ben onlardan farklıyım’ı hissettirmek için uzak durdu. Hıristiyanlara, Yahudilere, Hindulara, laiklere yaptığı diyalog çağrısını İslâmî cemaatlere göstermedi. Bütün bu sebepler, dini grup ve cemaatlerin Gülen cemaatini yalnız bırakmasına yol açtı.” (24. 3. 2014)
Bu ayrışma tabiî değildi. Tarafların düşmanca tavır ve ölçüsüz ithamları bu işin başka sebepleri de olduğunu düşündürüyordu. Millî Görüş’ü bitirmek için oluşturulan yapı, iki tarafın da hızla ve hormonlu büyümesine yol açınca sömürgeci güçler endişeye düştü. Belki, kontrollerinden çıkmasından korktular. Bu sebeple, birbiriyle çatıştırıp güçlerini törpülemenin alt yapısını oluşturdular.
BU NE DÜŞMANLIK
İki grup da 17 Aralık sonrası birbirine demediklerini bırakmadı. Zamanın Başbakan’ı bu grupla tam anlamıyla bir söz düellosuna girişti. Halbuki, bir başbakan mekanizmayı adaletle işleterek icraatıyla konuşmalı, değil miydi Öyle olmadı. 12 sene sıkı fıkı olduğu kişilere öyle ithamlar yaptı ki, siyasî tarihimizde bir örneğini göremezsiniz.
İki grubun birbirine yapmadığı bir itham kaldı mı, diye düşünürken, var olduğunu gördüm. Meselâ, Gülen Grubu’nun ayırt edici özelliği Dinlerarası Diyalog ve ılımlı İslâm çalışması olduğu halde Hükümet bu konudan hiç kapak kaldırmadı. Gülen Grubu da AKP’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Eşbaşkanlığı’nı yaptığından hiç söz etmedi. Neden dersiniz
Taraflara, bu yöntemin inancımıza zarar verdiği konusunda uyarılar oldu. Meselâ, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, gençleri dinden koparacaksınız, uyarısı yaptı: “Gençlerin, eğer din buysa biz yokuz, demelerinden endişe ediyorum. Anlamsız, beyhûde tartışmalar grupların görüşünün İslâm olarak algılanmasına yol açıyor.” (7. 1. 2014)
Düşmanca sözler, bilgi yetersizliği olan halkta dine karşı soğukluk oluşturdu. Çünkü iki grup da İslâmî referansları kullanıyordu. Bu kavga yüzünden çok yerde baba-oğul birbirine düştü, kardeş kardeşe düşman oldu, nice dostluklar bozuldu. Bazen cemaati ibadetten soğuttu.
5. 11. 2014 günü iki arkadaşımla birlikte Denizli’nin Çameli ilçesinin Fethiye yolu üzerindeki bir köyüne (şimdi mahalle) işimiz düştü. İkindi namazı için camiye gittiğimizde, hocanın tek başına olduğunu gördük. 1190 nüfuslu köyün oldukça büyük tek camisinde köyden bir tek cemaatin bulunmayışı bizi de üzdü. Halbuki ben 15 sene önce aynı köyü ziyaret ettiğimde 1.5 saf cemaatin olduğunu görmüştüm.
Bu manzarayı bazı kişilere açtığımda, söz konusu çatışmanın pek çok yerde cami cemaatinin azalmasına yol açtığını söyleyenler oldu.
KAVGA HİÇ BİTMEYECEK Mİ
Aradan bir sene geçmesine rağmen söz konusu düşmanlık artarak devam ediyor. Her iki grup birbirine karşı hangi suçlamayı yaparlarsa yapsınlar, kendilerinin de o işte suç ortağı olduklarını unutmamalılar. 12 sene ne yaptılarsa birlikte yaptılar. Halk buna şahit oldu. Bu bilinirken, lütfen halkın başında boza pişirmekten vazgeçsinler. Kim suçlu ise cezasını çeksin.
İki taraf da bu işteki sorumluluğunu örtemez. Meselâ, R. Tayyip Erdoğan’ın yaptığı suçlamaların büyük bir bölümü bu grupla birlikteliklerinin öncesine dayanıyor. Gülen’in 28 Şubat’ta darbecilerin yanında yer aldığı; başörtü teferruattır sözü; Cebrail parti kursa oy vermem, deyişi; İmam hatiplere tavır aldığı gibi sözler bunlar arasında. Bunlar yeni keşfedilmiş gibi yapılan açıklamalar halka saygısızlık olmuyor mu Mademki öyleydi, onlara niçin “Ne istediniz de vermedik ” diyecek ölçüde güvendiniz, diye sormazlar mı adama
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak haksız mı : “12 yıl önce paralel olmayıp şimdi varsa bu sizin eseriniz, değil mi AKP’ye kumpas kuruldu, diyorsunuz. Millî Görüş’ü bölen siz değil misiniz Acizliğinizi mağduriyet görüntüsü ile örtemezsiniz.”
Mademki İslâmî referansları kullanıyorsunuz, Müslüman sorumluluğuyla hareket etmek aklınıza gelmiyor mu Türkiye’de iç çatışma çıkarmak, küresel güçlerin alt yapısını hazırladığı savaşın içine çekmek tehditleri gibi hassas bir atmosfer oluşmuşken, yaptığınız sorumlu ve ülkesinin geleceğini düşünen bir insan tavrı mıdır
İslâmî ölçüleri esas alın, yanlışlarınızda ısrar etmeyin, inadı bırakın, birbirinize karşı dürüst olun. İyilik ve güzellikleri ölçü alın. Akif’in şu beytini hatırlayın: “Emr-i bi’l Ma’ruf imiş ehl-i İslâm’ın işi,/ Nehyedermiş bir kötülük görse kardeş kardeşi.”
Biz, sizleri bir ömür kavgalı görmek istemiyoruz. Kalbinizi açın, Müslümanlarla elbirliği halinde Allah’ın ipine sımsıkı sarılma mutluluğuna erişin. İslâm’ı tavizsiz yaşamaya çalışın!