Hukuk ve Soygun - I

Abone Ol

hukukun yozlaşmasıyla birlikte devletin güvenlik

fonksiyonu da bozulma sürecine girmiştir. Hukuk kendi asli amacının tam aksi

bir istikamete yöneltilerek her türlü hırs ve açgözlülüğün silahı haline

dönüştürülmüştür. Sonunda, suçu denetim altına alarak azaltması beklenen

hukukun kendisi, cezalandırılması gereken kötülüklerin kaynağı haline

getirilmiştir. (Bastiat, Frédéric: Hukuk, Ç. Yıldıray Arsan-Atilla Yayla,

Liberte Yayınları, Ankara 2014, s.12)

19. yüzyıl Batı düşüncesinin kendi içinde köktenci izlenimi

veren bir sorgulama, kısmen de özeleştiri girişimlerinin belirmeye başladığı

bir süreci işaret eder. İki köklü ana değişim olan Sanayi Devrimi ve Siyasi

Devrimler, bu sorgulamaların ve özeleştiri girişimlerinin itici nedeni olarak

tanımlanabilirler. Sanayi Devrimi geleneksel toplumsal ve iktisadi yapıda,

siyasi devrimler yönetim sistemi ve devlet olgusu üzerinde sorgulamaları, yeni

arayışları tahrik eder. Düşünce alanında bu Liberalizm, Sosyalizm ve Komünizm

şeklinde tezahür ederken, özellikle iktisadi alanda iktisadi liberalizm ve

kapitalizm, müdahalecilik ya da korumacılık, kooperatifçilik, kolektivizm

(sosyalizm ve komünizm) biçimlerinde geniş bir yelpaze olarak belirir. Bilgi ve

bilim anlayışında da tümel (külli, yani felsefi) bakış yerine tekil bakış açısı

ağırlığını koyacak ve yeni bilim dalları felsefeden ayrılacaklardır. Sosyoloji,

psikoloji, biyoloji gibi. İktisat daha önce bağımsız bilim olarak,

tartışmaların sürmesine rağmen, işlevsel görülmekteydi. Ancak siyaset

felsefesine koşut olarak ekonomi-politik varlığını hissettirici biçimde

örneklerle belirecektir. Marx ın ekonomi-politik araştırmaları geniş yankı

uyandıracak, ancak ideoloji kimliği öne çıkarak, Duverger nin deyişiyle,

özellikle sonraki Marksistlerce bir cosmogony söylemine, kısaca

skolastisizm e dönüşecektir.

İşte siyasi ve iktisadi Liberalizm bu süreçte kendini var

etmenin ötesinde, doğru bir şekilde tanımlama çabası yönünde ürünler

verecektir. Adı fazla duyulmasa ve Marx a kıyasla bir hayli silik ve gölgede

kalan Fransız düşünür F. Bastiat bunlardan biridir. (Bastiat için bkz: Atilla

Yayla: Liberalizm, 3. Baskı, Liberte, Ankara 2000, s. 108-123) Hareket noktası

Doğal Hukuk Öğretisi (öğretinin üç temel ilkesi: İnsan Doğası, ondan

kaynaklanan Akıl ve Doğal Düzen) olan Bastiat da, öğreti yandaşları gibi,

Tanrı nın insana hayat denilen olgu bağlamında bedeni, fikri ve ahlaki

boyutları içeren bir armağan bahşetmiştir. Bu hayat bağlamında kişilik ,

özgürlük ve mülkiyet olarak tezahür eder. İşte hayat, özgürlük ve mülkiyet,

insan tarafından yapılan yasalar dolayısıyla değil, aksine, ezelden beri var

olan bunlar insanı hukuk yapmaya yöneltmiştir (age, s.13). Hukuk ise, bireyin

meşru savunma hakkının kolektif organizasyonudur ve herkes, kendi varlık,

özgürlük ve mülkiyetini korumak gibi tanrısal kaynaklı bir hakka sahiptir. Aynı

şekilde bir insan grubu da bu hakları sürekli olarak korumak için ortak bir güç

oluşturma ve bu gücü destekleme haklarına sahip olmalıdır (age, s.14). Bu ortak

gücün amacı, bireysel güçlerin doğal ve meşru olarak yapmaya hakkı olduğu

şeyleri yapmakla sınırlıdır. Yani kişilik, özgürlük ve mülkiyet haklarını

korumak ve adaletin herkese hükmetmesini sağlamak. Böyle bir toplum ve

yönetimde gerekli düzen oluşur, ancak hukuki zemine dayandırmak şartıyla.

Böyle sağlam bir hukuki zemine oturtmak kaydıyla bir millet, siyasi biçimi ne

olursa olsun, benimsenecek, en basit, ekonomik, sınırlı, zulmetmeyen, adil ve

dayanıklı bir hükümete sahip olacaktır.

Bastiat ya göre, ne yazık ki hukuk, kendine özgü

işlevinin çizdiği çerçevede tutulmadığı gibi, asıl amacından (adaletten)

bütünüyle aksi istikametlere saptırılmış, hatta kendini yok etmek için

kullanılmıştır. Dolayısıyla hukuk, kendisinden koruması beklenen adaleti yok

etmeye, saygılı olması gereken hakları sınırlamaya, hatta tahrip etmeye

yöneltilmiş olur. Kolektif, yani kamu gücünü hiçbir risk ve sorumluluk

yüklenmeden başkalarının kişilik, özgürlük ve mülkiyet haklarını istismar

edenlerin eline terk etmiştir. Kısaca hukuk, yağmacılığı önleme işlevini

yağmalama hakkına dönüştürürken, meşru savunma hakkını da savunma suçu haline

getirebilir.

Hukukun böyle bir temel yozlaşmayı gerçekleştirmesi, eş

deyişle hukukun bozulması, birbirinden bütünüyle farklı iki nedenden

kaynaklanabilir: Ahmakça bir açgözlülük ve sahte bir hayırseverlik.

Bastiat bu nedenleri kendince açıklamaya yönelir. Bu

konudaki görüş ve değerlendirmelerini bir başka yazıda ele almak yerinde

olacaktır.