Hukuk, bugünlerde gündemin tam merkezinde yer alıyor. Belki, adalet tamamen kanuna endekslenemez ama adaletin tecellisinde de en önemli vasıta da kanunlardır. Aslına bakılırsa, hukuk için ahlak kurallarının kurumsallaşmış hali bile denebilir belki. Bu kuralların yürütülmesi için kanunlar da en önemli vasıtalar haline gelir ister istemez.
Elbette ki, herkese kılıç gibi aynı keskinlikte bir hak ve hukuk zemininin oluşması için kanunların hemen herkese aynı şekilde uygulanması gerekir. Kişilerin veya kurumların sahip olduğu konum, güç veya başka birtakım hususiyetler, uygulanacak olan hukuk kurallarını etkileyecek olursa, o zaman adil bir hukuk düzeninden bahsedilemez. Dolayısıyla, bir hukuk düzeninden bahsedilemez. Adil olmayan bir hukuk, ya güçlülerin hukukudur ya da başka bir şeydir.
Hukuk, kontrolsüz güç olan devleti belli hukuki çerçevelerle kontrol altına alan ve bireyi devlete karşı koruyan bir mekanizmadır. Aynı zamanda da, devleti devlet yapan yapısal bir özelliktir. Bir hukuka tabi olmayan yapıya devlet değil de en fazla kabile veya muz cumhuriyeti denebilir ki, onların bile kendilerine göre hukuk düzenleri vardır yine. Bir de, bireylerine adaletle veya adilce hükmetmekle mükelleftir devlet.
Bugün, yolsuzluk operasyonları, devletin önemli niteliklerinden birinin hukuka tabi olmak olduğunu yeniden gözler önüne serdi. Suçlananların da, suçu ortaya çıkarmaya gayret edenlerin de yegane başvuru kaynağı hukuktur sadece. Suçlananların, suçlarının ispatına kadar masum sayıldıklarını göz ardı etmeden ve kişilik haklarını da zedelemeden kendilerini savunmalarının ne kadar önemli olduğunu son 5-6 yıldır müşahede ediyoruz. Bu durum, bugün de geçerlidir elbette. Ancak bir diğer önemli durum da hukukun tüm kişi veya kurumlar, kiminle ilintili olduklarına bakılmaksızın aynı kuralların uygulanmasıdır ki, bugünkü soru işaretlerinden birisidir.
Baklava çalana 6 yıl ceza verildiği hala akıllarda. Geçtiğimiz günlerde, otogardaki bir güvenlik görevlisinin 4 kişinin ücretsiz geçmelerine izin vererek kurumu 4.9 lira zarara uğrattığı ve 7 yıl hapisle yargılandığı da çok sıcak bir gelişme olarak tazeliğini koruyor. Öte yanda ise, hatırlı kişilerin soruşturulmasının önünün kesilmeye çalışıldığına yorulacak birtakım tedbirler, apar topar yapılan uygulamalar var ki, işte o zaman hukukun herkese aynı keskinlikte olmasını beklemek kaçınılmaz oluyor.
Elbette hukukun tecelli edilmesi safhasındaki hukuka uygunluğu da atlamamak gerek. Kısaca özetlemek gerekirse, gayri meşru yollardan meşru sonuçlara ulaşılamayacağını hukuk adamlarının da bilmesi gerekiyor. Velhasıl-ı kelam, siyasetçi hukuka hiçbir şekilde müdahil olmayacak, etkilemeye veya baskı altına almaya çalışmayacak; hukuk adamı ise işini hukuka uygun şekilde yapacak.
Objektif bir kriter olarak bireylerin temel dayanağı olan bir mekanizmadan bahsediyoruz sonuçta. Onun da gerek keyfi uygulamalarla, gerekse de müdahalelerle iğdiş edilmesi, toplumu güçlülerin hukuku na götürür ki, bu da güçlünün haklı olduğu yanlış önermesiyle sonuçlanacak, adaletin tecellisi her daim güçlüden yana olacaktır.
Sonuç olarak, siyaset ve nüfuz odakları hukuka müdahaleden uzak durmalı, hukuki işleyişte sorumlu olanlar da aynı hassasiyeti görevleri sırasında gözetmelidir. Hukuk, devletin işleyişini olduğu kadar toplumsal adalet duygusunu da yaşatan bir kavramdır. Bunu, nereden eserse oraya savrulan bir baskı unsuruna çevirmek, ileride farklı sonuçlara da neden olur herkes açısından. Şaibeli bir hukuk, kimseyi tatmin etmeyeceği gibi günü gelince hukuk herkese lazım olacaktır. Hak ve adalet his ve kavramlarının zedelenmesi topluma büyük bir darbe olur.