HUKUK DEVLETİ Mİ, MUZ CUMHURİYETİ Mİ?

Abone Ol

  Mevzuat şöyledir,

böyledir. Yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir tarafa, siz zihinsel inkılâbınızı devreye sokun. Ben bunu bu şekilde yaparım

deyin ve yapın.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan -ın, ülkemizin dört bir

yanından gelen kaymakamlara yönelik yaptığı konuşmada söylediği sözler bunlar.

Yaşı müsait olanlar, ya da yakın siyasi tarihimize ilgi

duyanlar hatırlayacaktır, geçmişte de, Benim memurum işini bilir diyen, ya da

Anayasa yı bir kez delmekle bir şey olmayacağını söyleyen siyasi aktörler

olmuştu.

Fakat doğrusu pervasızlıkta hiçbiri bu kadar ileri

gitmemişti. 

İsterseniz Erdoğan ın talihsiz sözlerini analiz etmeden

önce, devlet mefhumu ve hukuk sistemiyle ilgili birkaç kavramsal bilgi verelim;

Günümüz dünyasında devlet denilen yapı, içtimai hayatın

sorunsuz bir şekilde sürmesi için yukarıdan aşağıya doğru dizayn edilmiş bir

sistemler bütünüdür ve aslında devlet kavramı soyut bir kavramdır. Bu soyut kavram

insanlar tarafından ete kemiğe büründürülür ve işler hale getirilir.

İşte hukuk dediğimiz şey de tam da burada devreye girer.

Devletin ete kemiğe bürünmesinin ardından, millet ile

devlet arasında ilan edilmiş bir hukuk sistemi kurulur ve devletler yönetimini

üstlendikleri milletlerini bu hukuk sistemine göre yönetir. Eğer böyle bir

hukuk sistemi olmazsa, özellikle yönetici kesimi, yönettikleri topluluklara

karşı zulüm olarak nitelendirilebilecek davranışlara sapabilirler.

Söz konusu sapma birkaç yüz kişinin sorumlusu olan en

alttaki kademeden, milyonlarca hatta yüz milyonlarca insanı yöneten ve sistemin

de en üstünde yer alan kimselere kadar herkeste görüle-bilir.

Doğrusunu isterseniz insanlık tarihi bu sapmalarla

doludur ve ister kral olsun, ister halife olsun, ister imparator, ister başkan,

isterse de cumhurbaşkanı olsun, herhangi bir hukuk sistemini tanımayan ve

aklına eseni yapan zalim idareciler arasında, mahiyet bakımından hiçbir fark

yoktur.      

Şimdi izninizle birkaç cümleyle de Erdoğan ın talihsiz

sözlerine değinelim; Tayyip Erdoğan, adına Anayasa denilen ve ilan edilmiş

binlerce kanunla detaylandırılan hukuk sistemine göre icranın başına getirilmiş

bir yöneticidir.

Bu hukuk sistemine göre seçilmiştir ve tıpkı kendisinden

öncekilerde olduğu gibi, kendisinin de meşruiyet kaynağı, hepimizin uymak

zorunda olduğu mevcut sistemdir.

Herhangi bir vatandaşın, İşte efendim ben bu mevzuatı

tanımıyorum demesi ne kadar kabul edilemez bir durumsa, icranın başındaki

kimsenin de, Mevzuatı bir kenara koyun, bildiğinizi yapın demesi, o kadar

kabul edilemez bir durumdur.

Hatta devletin başındaki idarecinin, hiçbir yazılı hukuk

kuralına dayanmadan kendisine bu kadar geniş yetki verdiği zehabına kapılan

yöneticiler, Allah muhafaza toplumsal hayatta hiç de karşılaşmak istemediğimiz

icraatlara imza atabilir.

Bu açıdan bakıldığında yönetici sınıfındaki kimselerin,

sıradan insanlara göre çok daha sorumlu davranması elzemdir. Çünkü hukuksuz

idarecinin zulme bulaşması kaçınılmazdır ve doğrusu bu durum fıtrattandır.

İşin aslı vahye dayanmayan bütün hukuk kuralları da

batıldır ve kimi aklıevveller aksini iddia etse de, insan aklıyla hem geçmişte

yazılan ve hem de gelecekte yazılacak olan bütün hukuk kuralları da çökmeye

mahkûmdur.

Bunun yanında millet tarafından seçimle iş başına

getirilen idarecilerin, başta Anayasa olmak üzere mevcut hukuk sistemini

değiştirmek istemeleri de en tabii haklarıdır. Hatta bizimki gibi kırk yamalı bohça haline gelen ve üstü örtülü

ifadelerle içinde birçok mayın tarlası barındıran anayasaların baştan aşağı

değiştirilmesi şarttır. 

Fakat bunun da meşru yolu bellidir. Hayır efendim ben o

yolu meşru kabul etmiyorum, ben bildiğimi okurum, fiili olarak da sistemi

istediğim gibi değiştiririm denmemelidir.

Çünkü eğer siz güç zehirlenmesine kapılarak ve yazılı

hiçbir hukuk kuralına dayanmayarak kurulu düzeni fiili olarak değiştirdiğinizi

söylerseniz, o zaman yarın öbür gün güç zehirlenmesine kapılan bir başkasının

da, hiçbir hukuka dayanmadan kurulu düzeni değiştirmek istemesine sebep

olabilirsiniz.

Bütün bu toplumsal gerginliğin ve hatta çatışmaların da

bedelini, Allah muhafaza hem kendinize, hem de milletinize ödetirsiniz. 

GELELİM  ZİHİNSEL İNKILÂBA

Erdoğan ın kaymakamlara çağrı yaptığı talihsiz sözler

arasında bir de zihinsel inkılâp meselesi var. Kaymakamlara zihinsel inkılâp

çağrısı yaptığına göre, kendisi de aynı inkılâbı geçmişte yaşamış olmalı diye

düşünüyor insan.

Tabii akıllara da hemen, Milli Görüş ün kapatılan son

partisi olan Fazilet Partisi nin ardından başlayan siyasi savrulmalar geliyor.

30 yıllık siyasi geçmişini bir kenara koyup, reel politik

sulara yelken açan Erdoğan, gömleği çıkarma metaforlarıyla, ya da değişerek

geliştim sloganlarıyla açıklamıştı bu durumu.

Doğrusu dediğinde de haklıydı.

Çünkü ilk gençlik yıllarından beri İslam Birliği nden

bahseden, faizsiz ekonomiyi savunan, başta Amerika olmak üzere bütün küresel

zalimlerle mücadele edilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan gitmiş;

Onun yerine Genişletilmiş Ortadoğu Projesi nde aldığı

görevi gururla ilan eden, faizsiz bir dünyada yaşanamayacağını söyleyen,

Amerika ile yarım asırlık stratejik ortaklığı büyüten, zaman zaman gelgitler

yaşasa da, İsrail e hem dost, hem de muhtaç olan Erdoğan gelmişti. Üstelik

zihinsel inkılâbını yapan yeni Erdoğan ın icraatlarının, derin siyasi

analizlere de ihtiyacı yoktu.

Çünkü bütün bu itirafları her fırsatta açık açık yine

kendisi yapıyordu.

Erdoğan a zihinsel inkılâbında başarılar diliyoruz

elbette.

Fakat tam da burada aklımıza Erbakan Hocamız geliyor ve

hocamızın, Akıl bir işin sonunu düşünmektir öğüdünü hatırlıyoruz.

***

Sonra da gözümüzün önünden İncirlik ten kalkan uçaklar

geçiyor.

Bağdatlı, Felluceli çocukları hatırlıyoruz.

Kâbuslarımızda Kâbilli, Kandaharlı kadınları görüyoruz.

Sonra eğit-donat yalanlarını, yanı başımızdaki iç savaşı,

kimi cephelerde çoktan başlatılan mezhep savaşlarını, harabeye dönen bilâd-ı

Şam ı, parçalara bölünen Libya yı ve cayır cayır yakılan İslam coğrafyasını düşünüyoruz.

Sonra da sesimiz titreye titreye söyleniyoruz;

Akıl ne büyük nimettir ve şüphesiz akıl bir işin sonunu

düşünmektir!