Hudeybiye’den Mekke’nin Fethi’ne

Abone Ol

BU akşam, yüzlerce noktada, “İnsanlığa Bir İnşirah” teması ile AGD-MGV öncülüğünde Mekke’nin Fethi’nin 1392. yılı kutlamaları var. İslâm’ın insanlığa barış, af, şefkat, merhamet iklimi sunuşu bir kere daha hatırlanıyor. Mekke’nin fethinin şifrelerini, stratejik bir “barış anlaşması” olan Hudeybiye’de görüyoruz. “Hudeybiye Barışı” Mekke’nin fethinin yolunu açtı. Çünkü İslâm “barış ortamı”nda yayılır.

Müslümanlar Medine’ye hicret edeli 6 yıl olmuştu. Kâbe’yi ve şehirlerin anası olan Mekke’yi çok özlemişlerdi. Allah Rasülü’nün (S.A.V.) öncülüğünde 1.400 kişi Medine’den yola çıktılar. Niyetleri Kâbe’yi ziyaret etmek ve Mekke’yi görmekti. O dönemde, Medine ile Mekke arası deve yürüyüşüyle 10 günlük yoldu.

9 günlük yolculuk sonrası Hudeybiye karyesine geldiler. Müşrikler, Müslümanları Hudeybiye’de karşıladı. Allah Rasülü (S.A.V.) ile görüşerek barış yapmak istediklerini söylediler. Bir işte “barış” olur da, Allah Rasülü (S.A.V.) durur mu? Rıdvan ağacının altında barış şartları görüşüldü. Müşrikler o güne kadar ilk defa Müslüman varlığını tanıyor; onlarla “barış masası”na oturuyorlardı.

Barış, 10 seneliğine yapılacaktı. Müşrikler, Müslümanların bu sene yerine, “gelecek yıl” Kâbe ve Mekke’yi ziyaret etmesi maddesinde kararlıydılar. Böylece İslâm’ın ilerleyişini bir süreliğine durdurabileceklerini düşünüyorlardı. Bunun gibi, Müslümanların aleyhinde görülen başka maddeler de vardı. Medine’den 9 günlük yol geldikten sonra, Mekke’ye 1 günlük yol kalmışken geri dönecek olmaları onlara çok ağır geldi.

BARIŞTA HAYIR VARDIR

SAHABELER, aleyhlerinde gördükleri bu anlaşmayı imzalamak istemediler. Allah Rasülü (S.A.V.) de “barış” sonrası için düşündüğü icraatını sahabelerine söyleyemedi. Çünkü bu plan anlaşılırsa müşriklerin “barış anlaşması” yapmayacakları açıktı.

İmtihan ya! Tam bu sırada Ebu Cendel ile birkaç müşrik arasında günlük yaşanabilecek bir tartışma olmuştu. Müşrikler, Ebu Cendel’i kan ter içinde bırakacak şekilde dövdüler. Bu haliyle Allah Rasülü’nün (S.A.V.) yanına gelerek yardım istedi. Allah Rasülü (S.A.V.) içinde bulunduğu şartlarda Ebu Cendel’e yardım edemedi.

Olay üzerine Hz. Ömer (R.A.) infiale kapıldı. Allah Rasülü’ne (S.A.V.) çıkıştı: “Ya Rasülallah! Bizim dinimiz hak değil mi? Sen Allah’ın Rasülü değil misin? Bu anlaşmayı nasıl imzalarız?” Allah Rasülü (S.A.V.) bir şey diyemedi. Sahabe Medine’ye geri dönmek istemiyordu. Allah Rasülü (S.A.V.) bu sıkıntı içinde çadırına gitti. Orada Ümmü Seleme Validemiz vardı. Konuyu zevcesiyle istişare etti. Ümmü Seleme Validemiz dedi ki:

“Ey Allah’ın Rasülü! Sen kurbanını kes, traşını ol, ihramdan çık. Umulur ki, onlar sana uyarlar.”

Allah Rasülü (S.A.V.) böyle yaptı. Devesini Medine yönüne sürdü. Sahabeler onu takip ettiler. Yolda giderken Rabbimiz Fetih Suresi’ni indirdi: “Hudeybiye barışından sonra, biz sana apaçık bir fetih verdik.” (Fetih, 1) Fetih Suresi’nde, 2 sene sonra gerçekleşecek Mekke’nin fethi müjdeleniyordu.

FETİH ERLERİ LÂZIM

BARIŞ sonrası Allah Rasülü’nün (S.A.V.) ilk icraatı elçiler göndererek bütün devlet başkanlarına, kabile reislerine idare ettikleri halklarıyla birlikte İslâm’a davet etmek oldu. Bizans hükümdarına, İran kisrasına, Mısır mukavkısına, Yemame melikine… İslâm daveti bütün dünyaya ulaştı. Müşrikler İslâm’ı durdurmak için barış yapmışlardı; İslâm barış ortamında “hızla” yayılıyordu. Yanıldıklarını anladılar. 10 seneliğine yaptıkları barışı 1 sene sonra tek taraflı olarak bozdular.

Müşrikler, Müslümanların himayesindeki bazı kabilelere saldırınca, Allah Rasülü (S.A.V.) asker toplamaya ve sefer hazırlığına girişti. Seferin yerini gizli tuttu. Ordu 10 bin kişiye ulaşınca askerini topladı; “Seferimiz Mekke’ye olacaktır” komutunu verdi. Mekke’yi kan dökmeden fethetti. Mekkelileri Kâbe’de topladı; onları affetti.

AGD-MGV bu muhteşem olayı her sene bizlere yeniden yaşatmaktadır. Mekke’nin fethi bütün fetihlere örnektir. Fetihte; kötülükleri kaldırmak, insanı özgürleştirmek; işgalde yakıp yıkmak, öldürmek vardır.

Fetih erleri lâzım! Hz. Ömer (R.A.) dostlarıyla evinde otururken sordu: “Kabul edilecek bir duanız olsa ne isterdiniz? “Kimisi, bu oda dolusu altın; kimisi mücevher istediklerini” söyleyerek, bunları Allah yolunda harcardık, dediler. Hz. Ömer’e (R.A.) “Sen ne isterdin?” dediklerinde; “Bu ev dolusu Ebu Ubeyde, Huzeyfe, Muaz gibi yetişmiş insanlar isterdim ki, onları insanların hizmetine sunabileyim” dedi.

Bugünün, sahabelerin izinde giden yetişmiş insanları, AGD-MGV’nin tedrisinden geçen, ahlâk ve maneviyatla donanımlı gençlerdir. Yeni gençler yetiştirmeliyiz