Hristiyan batı dünyası, kadın haklarından dem vurmaya hakkı yoktur

Abone Ol

Eski Hıristiyanlık anlayışında kadın; kötülüğü temsil eder, şeytana uyan ve ayartmacılığa yol açan bir varlıktı.

Çünkü Hz. Âdem e haram meyveyi yedirterek cennetten kovulmasına ve böylece insan neslinin günahkâr olmasına sebep olan hep kadındı.

Böyle bir anlayışın belirlediği ortamda, kadınlar adeta köle statüsünde ve toplum içinde saygınlıklarını yitirmiş bir şekilde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmışlardır.

İşte böyle bir dönemde kadın her türlü insanlık dışı muameleye tabi tutulmuştur.

Özellikle de  cadılık, büyücülük suçlamalarına muhatap olmuş, sonunda da Engizisyon mahkemelerinde yanan odun yığınları üstünde can vermişlerdir.

Kadınların tüm suçu ve günahı, erkek egemen toplumlarda, erkeklerden farklı bir vücut yapısına sahip olmalarıdır.

Bu farklı beden ve farklı yapı, günahın kaynağı olarak algılanmıştır.

Cadılık ve büyücülük ortaçağda kadınların en korkunç rüyasıydı.

***

Tarih boyunca kadının en çok zulme uğradığı dönem Hristiyan dünyasının ortaçağ dönemi olarak kabul ediliyor.

Bu çağda kadın, öylesine korkunç bir duruma getirilmişti ki, Hz. Âdem ve Havva hikâyesine dayandırarak başta papazlar olmak üzere kadın, suçlu bir yaratık olarak kabul ediliyordu.

Hıristiyan Batı dünyasının   siciline bir göz atalım bakalım.

Hz. İsa nın annesi dışında kalan tüm kadınların cehennem azabından kurtulamayacakları ve şeytanla işbirliği yaptıklarından dolayı cezalandırılacakları inancı, eski Hıristiyanlığın temel ilkesiydi.

Kadınlar;  günahkâr, şeytan ruhlu, dinsiz, erkekleri yoldan çıkaran, cadılık yapan yaratıklar olduklarından, 1231 de Papa IX. Gregorius tarafından kurulan engizisyon mahkemelerinde öldürülüyor veya diri diri yakılıyorlardı.

Kadınların yakılması, boğulması ya da asılması şeklinde infaz edilmesinin nedeni ise kilise kan dökmekten nefret eder, diyen yasalara uyum sağlamaktı.

Bu kadınlar hemen öldürülmüyor, akıl almaz işkencelerden geçiriliyordu. Cadılıkla suçlanan kadınlar için en iyi seçenek ölmekti. Suçlu kadın çırılçıplak soyuluyor ve bir dua okuması emrediliyordu. Kendisine sunulan gergin ortamdan dolayı şaşıran kadın anında cadı damgası yiyordu. Daha sonra kadın boyunu geçen bir suya atılıyor ve eğer kurtulmak için çabalıyorsa bu şeytanla işbirliği yaptığı anlamına geliyordu.

Kadın, kötü ruhlu, murdar bir mahlûk sayıldığından İncil e el sürmesi ve onu okuması yasaktı.

Kadınların toplu olarak yakılması ise bir gelenek haline gelmişti. Toplu yakılanların bazılarında 250, bazılarında ise bu sayı 500 ü geçiyordu.

Cadı olarak yargılanan kadınların büyük bir kısmı yaşlı, dul kadınlardı. Yaşlı kadınlar erkek kontrolü altında yaşama dönemlerini geçirmiş, rahat hareket eden kadınlardı. Dul kadınları ise denetleyecek erkekler yoktu. Bu kadınlar ebelik, çocuk ve hasta bakımı ile ilgileniyorlardı.

Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları gibi aletlerle işkenceler yapılıyordu.

1585 yılında Trier de o kadar çok kadın cadılık suçlaması ile yakılmıştı ki, bir köyde sadece iki kadın kalabilmişti.

8. Hanri nin girişimleri sonucu 1547 yılında parlamentodan çıkan bir kararla bu tür uygulamaların yanlış olduğu konuşulsa da, 1800 lü yılların ortalarına kadar milyonlarca kadın başlıca cadı suçlamalarıyla yakıldı veya öldürüldü.

Eski İngiltere de İlginç Bir mahkeme Kararı

1805 te İngiltere de erkekler ile ilgili ilginç bir yasa vardı.

Bu yasaya göre erkekler, kadınlarını satabilirlerdi.

Bu yasayla ilgili, 1931 yılında da bir olay yaşanmıştı.

Bir İngiliz vatandaşı karısını para karşılığında sattığından dolayı mahkemelik olur.

Avukatı, mahkemede karısını satan İngiliz vatandaşını şöyle savunur: İngiliz yasaları yüz sene önce bir erkeğin karısını satmasını uygun görüyordu. Bu nedenle müvekkilimin affını talep ediyorum savunmasını yapar.

Bu mahkeme olayı tüm dünyada büyük yankılar uyandırmıştı.

Kraliçe Elizabath ve I.James devrinde İngiltere de binlerce kadın, şeytanla iş birliği yaptılar diye canlı canlı yakılmıştır.

Long parlamento devrinde kadınların çarmıha gerilerek işkence gördükleri, hatta öldürüldükleri, İngiliz tarihinin yüz kızartıcı vakıalarıdır.

Doktor Spring in yazdığına göre Avrupa da o zamanlar doksan bin kadın canlı canlı öldürülmüştür.