Hoşgörü Boşgörü

Abone Ol

Müslümanların dört bir yandan kuşatma altında olduğu, Müslümanların birbirine kırdırıldığı, silâh sektörünün kene gibi insanlığın üzerine abandığı, İslâm dininin insanlığın gözünde kan akıtıcı olarak gösterildiği, medyanın büyük bir kampanya başlattığı bir zamanda Müslümanlar üzerinde “hoşgörü” yürütüldüğü bir dönemdeyiz. Müslümanların bunu kanıksadığı bir zamanda gelişen olaylar yeterince gözlemlenmediği, analiz edilmediği bir zamanda yapılıyor bunlar. Katolik dünyasının her gelen yeni papası, İslâm’a karşı yeni bir öfke damarını kabarttığı bir zamanda yapılıyor. Müslümanların yaşadığı topraklara yeni bir saldırı başlatıldığında bunun bir “haçlı seferi” olduğu açıkça ilan edildiği halde bir “hoşgörü”den söz ediliyor.

Camiler bir süredir kendi öz ruhlarından uzaklaştırılıyor. Camilerle kilise ve havralar bir çatı altında bir araya getiriliyor. Allah katında ve Müslümanların gözünde din olmayan kültler Müslümanlara din olarak algılatılıyor ve benimsetiliyor. Kur’an’ın hükmüne göre “Allah katında din sadece İslâm”dır hükmüne karşı yeni bir hüküm geliştiriliyor.

Siyasal ve dini düzlemde bütün nefret Müslümanlar üzerine ağdırılıyor. Müslümanlar da bu tuzağa düşüyorlar. Kendilerini onların karşısında küçük görüyorlar. On yıllardır bir Ayasofya olayını çözememiş bir ülke, görünürde bu kutsalı müze görünümüne büründürdüler. Aslında o şimdi bir müze değil, bir kilise. Kilise ile cami arasında farklar var. Temizlik bakımından ilkeleri var. Ayakkabıyla girilmez. Temizlik ön koşul. Kiliselere girmek için temizlik ön koşul değil. İslâm’ın en önemli koşullarından biri temizliktir. Namaz kılabilmek için hem bedenin hem de mekânın temiz olması bir farzdır. Kilise’nin böyle bir öngörüsü yok. Ayasofya’ya girenler, Hıristiyanlar için bir sorun yok. Diğer kiliselere girdikleri gibi girebiliyorlar. Onların tapınmaları ilahi söylemek, tütsülenmek, vaftiz olmak ve istavroz çıkarmak.

Bundan birkaç yıl önce Ayasofya’da hoşgörü adına kilise müziğinin yeniden icrası istendi. Anıtlar kurulundaki kimi üyelerin karşı çıkmasıyla önüne geçildi. O kurul dağıtıldı, o kurulda yer alanlara bir daha görev verilmedi.

Şu güne kadar aynı bahçede oluşturulmaya çalışılan cami, kilise, havra genel bir rahatsızlık oluşturuyordu. Zaman içinde “hoşgörü”  adı altında kanıksamalar sağlandı. Şimdi ilginç bir durum daha gelişiyor. Aynı kapıdan girilen mekânlarda, aynı çatı altında hem kilise hem cami oluşturuluyor. Bunun ilk örneği de Milli Gazete tarafından fotoğraflandı, haber konusu yapıldı. Kilisede yüksek sesli oratoryolu, tütsülü, yüksek sesli ilahili bir gösteride Müslümanlar camide nasıl huşu içinde ibadet edecekler

İlginç bir süreç. Katoliklerin papası 800 yıl önce bir savaşta ölen Hıristiyanları aziz ilan ederken, biz onlar adına hoşgörü adı altında yeni kapılar aralıyoruz.

Müslümanlara Hıristiyanlığın ilahi bir din olduğu, ona da iman edilebileceği ihsas ediliyor. Din tercihinde yeni kapılar aralanıyor.

Müslüman’ız. Dinimiz ve kültürümüz hakkında bir kuşkumuz yok. Başka kültler karşısında küçümsenmemizi gerektirecek bir durum asla olamaz. Bu, oryantalizmin yeni ve çirkin bir yüzü. Müslümanları ve duru bakışları bulandırıyor.

Müslümanlar bütün peygamberlere iman ederler. Onların Allah katında değeri neyse Müslümanların yanında da değerleri odur. Kaldı ki diğer kültlerde, gerek Hıristiyanlarda ve gerekse Musevilerde Allah Elçisi Sevgili Efendimizi asla peygamber olarak kabul etmezler. Bırakın bir din olarak görmeyi, onu tamamen ortadan kaldırmayı hedef almış bulunuyorlar. Kendilerine göre İslâm’ı da bir külte dönüştürmeyi amaçlamış bulunuyorlar. Asıl sorun burada. İçi boşaltılmış bir İslâm. Âdeta Hıristiyanî bir takım ritüellere dönüştürülmek isteniyor. Din adına hüküm verenlerin yapmak istedikleri de bundan farklı değil. İslâm’ın özüne ve ruhuna ait olan tevazuun yerini bir başka şey alıyor.

Düşünün ki cami çatısı altındaki bir kilisede bir paravanın arkasında insanlar günah çıkarıyorlar. Günahlarını ikrar ediyorlar, papaz efendi de onları aklıyor, günahlardan arındırıyor. Böyle bir paradoksun olduğu bir düzlemde Müslümanlar ile Hıristiyanlar aynı düzlemde bulunuyorlar.