Hoşgeldin rantiye!

Abone Ol

Ekonomimizin ne kadar iyi olduğu, Türkiye’nin “yabancı sermaye” açısından ne kadar da “cazibeli” olduğunu anlatmak için “yabancılar banka kurmak için akın ediyor” türünden haberlere rastlıyoruz zaman zaman. Elbette ki, ekonomiyi bankadan, faizden, borsadan ibaret gören zihniyet için bu tür haberler hayli ilgi çekicidir. Yeni bankaların ülkemize girecek olması, ekonomimizin ne kadar da doğru(!) bir satıhta olduğuna delalet sayılmaktadır bu zaviyeden. 

Halbuki, sıradan vatandaş açısından bakınca, bankaların en başat özelliği (halkın ağzından aktarırsak) “kan emici” olmaları değil midir? İnsanların sırtından haksız kazanç elde etmeleri neyin nesidir? Buna delil olarak, tüketici hakem heyetlerine, ilgili bakanlıklara yağan şikayetlerde bankaların üst sıralarda olması pekala gösterilebilir. 

Hakkı olmayan kazançlar sağlamaları, yani ücret, komisyon, faiz türünden kalemleri kullanarak vatandaşın sırtından geçinmeleri bilmedik bir şey değil. Bunun böyle olduğu bilindiği halde, yeni yeni bankaların pazara girmesine sevinmek mi gerekir, yoksa üzerine düşünmek mi? 

Yeni yeni bankalar, yeni yeni sömürücüler, yeni yeni “tatlı(!) kazançlar”, vatandaşın sırtından kazanacak yeni rantiye demek olmuyor mu? Bunda sevinecek ne var? Son birkaç yıldır ekonominin tüm zerrelerine görülen durgunluk, halk tabiriyle “işlerin kesatlığı” bankaların hiç yanına uğruyor mu? Bankacılık sektörü, adeta genel ekonomideki durgun gidişattan azade, bambaşka bir gerçekliği yaşamaktadır. Herkesin kan ağladığı bir ortamda muazzam kârlar elde etmeye devam ediyorlar. Olsa olsa “kârdan zarar” yazmaktadırlar belki. 

Faizden para kazanan kurumların sayısının artması; üretmeden, borç para verip ondan faiz almak üzerine kurulu sisteme yeni faizci aktörlerin girmesi demek değil midir? Hiç rantiyenin sayısı artıyor diye sevinilir mi? Hiçbir şey (mal, hizmet vs) üretmeden insanların sırtından para kazanan (ki dinen ne manaya geldiğini, de herkes bilmektedir faizin) kurumların sayıca artmasının kime ne faydası olacaktır?

Neymiş? “3 yeni banka daha Türkiye’ye geliyormuş!” Bunu bir müjde gibi sunanlar, ya birtakım olumsuzlukların üstünü örtmek, onlar hakkında konuşturmamak adına kasten böyle bir abartıya kaçıyorlar ya da gerçekten kapitalizmi iliklerine kadar hissedip olan bitenin tadını çıkarıyorlar. Bu iki acayip durum dışında rantiyenin ülkemize gelmesinden dolayı sevinmenin ne gibi bir manası olabilir acaba?

Tâbi olduğumuz küresel ekonomik nizamın son derece çarpık işleyişinde basit bir dişli olmayı kafaya koyunca, zamanla faizci sistem de, banka sömürüsü de, milyonlarca insanın durumu yerine faiz-döviz-borsaya “ekonominin ta kendisi” olarak bakmak da normalleşiyor. Ekonomik sistem olarak üretmek yerine tüketmeyi seçince, insan emeği yerine de rantiyenin kârını koymak da kaçınılmaz oluyor. 

Ne olacak yeni bankalar piyasaya girince? Kredi ve kredi kartı kullanan vatandaş sayısı artacak! Yani, borçlu insanlar çoğalacak, ki insanları borçlandırıp onların sırtlarından kazanç sağlamayı öngören bir sektörden bahsediyoruz. Vatandaş ne kadar borçlanırsa, rantiye de o derece mutlu olacak, kazanacak.

Güncel bir veriyle bitirelim. Borsa İstanbul’da işlem gören 10 mevduat bankasının bu yılın 9 ayındaki kârı, 2015’in aynı dönemine göre yüzde 56.5 artışla 19.2 milyar lira olmuş. Görüşlerine başvurulan bir uzman, bu durumu açıklarken, “Ekonomide, 3’üncü çeyrekte meydana gelen risklere rağmen ‘düşen faizlerin de etkisiyle’ bankaların 9 ayda ortaya koyduğu olumlu performans son 3 yılın üzerinde gerçekleşti” diyor. Mesele, faizin düşük olması falan değil yani. Mesele, faizli sistemin ta kendisi. Faiz eksi olsa da bankalar kazanacak neticede..

Faize karşı olmak, bugünkü gibi “yüksek faiz oranlarına karşı olmaya” indirgenince, halkın sırtından kazanç sağlayan rantiyenin ülkeye girişi de sevinçle karşılanacaktır tabi.

İçi boşalan kavramlar, popülizm uğruna esneyen ilkeler ve neticesinde de adaletsiz küresel sistemin sıradan bir neferi olmaya gidiş…