Geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar; hem üzücü, hem de endişe vericiydi.
Ankara’da Saadetlilere yapılan çirkin saldırıdan söz ediyoruz... Saldıranların kimliği kadar, mensubu bulundukları partinin il başkanının sarf ettiği kelimeler de dikkat çekiciydi. MHP Ankara İl Başkanı Sayın Turgay Baştuğ’un açıklamasında kullandığı şu sorunlu dile bakar mısınız:
“Saadet isimli küçük ve önemsiz parti”(!)
Bu ifadeyi kullanan şahıs, tam bir saldırgan psikolojisiyle hareket etmekte.
Bu halet-i ruhiyenin, yani, bu psikolojik durumun izah edilebilir bir tek sonucu olabilir. O da; kaybetme korkusu. Onun için tahrik ediyorlar, kalabalıklarla geliyorlar, saldırıyorlar ve öldüresiye dövüyorlar.
Evet, kaybedecekler. Bu ruh haliyle kaybetmeye mahkûmdurlar. Acaba, bu yandaş ve yapışık parti, iktidardan ihale mi aldı? İhale dediysek, iş kastetmiyoruz, o konular ayrı. Yani, dememiz odur ki, geçmişi de karanlık olan bu adamlar, acaba, kaos çıkartma konusunda bir yerlerden talimat mı aldılar?
Öyle ya, ülkeyi seçime götüren irade kaybedeceğini anlayınca, belki seçimleri iptal etmek ister. Eğer o meşum odakların kararı buysa, bu işin arkası gelecek demektir. Kaybetme endişesiyle bu saldırılar yapılıyor ise şayet...
MHP’de tıpkı AB gibi, ABD gibi hareket etmekte. Bir yandan, hızla, tükenişe doğru, yok olmaya doğru yol alırken, öbür yanda, tükenmediğini saldırganlığıyla ortaya koymaya çalışıyor.
İşler MHP İl Başkanı’nın iddia ettiği gibi olsa dahi; hiç kimsenin kendisini polis yerine koyma hakkı olamaz. Memleketin kolluk görevlileri vardır. Ayrıca, şu iki konu da güme gitmemeli. Sayın Devlet Bahçeli’nin makam aracının 5 dakika evvel olay mahallinden geçmiş olması ve öncelikli vazifesi yaralıyı hastaneye ulaştırmak olan ambulans görevlisinin, polis tarafından, amirinden haber beklediğini gerekçe göstererek engellemesi. Bu her iki konu da iyi araştırılmalıdır.
Tabii gönül ister ki, partiler, bayram havası içerisinde ve ağız tadıyla çalışmalarını yapsınlar. Bu tür müessif olayları, aklı başında, hiç kimse arzu etmez. Aradan bir hafta gibi bir zaman geçmesine rağmen, hâlâ bir soruşturma yapılmaması akıllara acaba, korunuyorlar mı sorusunu getirmektedir.
Belki, bir şeylerin altını kalın kalemle çizmek uyarıcı olur düşüncesiyle belirtmek isteriz ki; huzur ve asayişi bozmak hiçbir sebebin gerekçesi yapılamaz. Kimin problemi veya problem zannettiği bir şey varsa legal yollar açıktır. Gider, meselesini oraya anlatır ve çözümü oradan bekler.
Hükümet kanadının ve özellikle bir Bakan’ın seçimle savaşı birbirine karıştıran açıklamaları konu ile alakalı ne kadar etkili olduğu da adli görevlilerin bir araştırma konusudur.
Ülkede gerginlik çıkarmak; insanımızı bölmek, ötekileştirmek yetmezmiş gibi bir de savaşa gider gibi seçim çalışması yapmak kimsenin hakkı ve haddi değildir.