Hocayı camide öldürdüler! ? 4

Abone Ol

Efendim hoca yalnızca camide değil. Hatta hoca camide hiç

değil. Hatta hatta hoca camide öldü. Camide dirilecek inşallah. Eskiden hoca

camideymiş. Çünkü camiler ibadethane haline dönüşmeden önce birer eğitim

yuvasıymış Dolayısıyla orada bulunan hocalar ilim halkaları kurup, muallim

olarak durmaktaymış halakaların (halka) başında. Mescidlerde, camilerde kurulan

ilim halkaları ve hocaları. Bu kavram Farsça da hâce (çoğulu hâcegândır).

Türkçe de hoca şeklinde söylenmektedir. Türkçe mi Farsça mı, önce Oğuzlar mı kullanmıştır yoksa İranlılar mı bu

konularda ihtilaflı bilgiler var. Fakat etimolojik kökeni ne olursa olsun hoca

kavramı İslâm eğitim geleneğinde muallimin yerine kullanılmış.  Sahip, efendi, tahsil görmüş kişi

manalarına gelmekteymiş. Sahip, efendi manalarıyla Gazneliler, Selçuklular,

Sâmânîler gibi pek çok İslâm ülkesinde vezirler ve devlet ricali için de

kullanılmış bu kavram yani hâce kelimesi. Mesela ünlü Selçuklu veziri

Nizâmülmülk e Hâce veya Hâce-i büzürg diye hitap edilmekteymiş. Bunun dışında

hâce ve hoca kelimesinin değişik kullanımları da mevcut. Mesela hâce-i bâzâr

tabiriyle ticaretle uğraşanlar yani tüccar ve esnaf kastediliyormuş. Safevîler

döneminde bu kelime itibarını kaybetmiş. Safevîler de hadım ağalarına ve

Müslüman olmayan tüccarlar bu kelime ile adlandırılmış. Sarayda görevli hadım

ağalarına hâce-serâ denilmiş. Anadolu Selçukluları nda da bir ara bu meyanda

kullanılmış bu kavram. Bununla beraber ülke yönetiminde divan görevlileri

arasında yer alan büyük tacirlere de hâcegân denilmiş.  Safevîler ve Kaçarlar da büyük Ermeni

tacirlerine de hâce diye hitap edilmiştir. Mısır da gayri Müslimlerin ileri

gelenlerine özellikle de tüccarlara hâce denilmiş. Osmanlılar da fazla yaygın

olmamakla beraber hâce ve hâcegân olarak bedesten esnafı için

kullanılmış.  Hindistan da ise efendilere

hâce, hadım kölelere de hoca denilmiş. Hârizmşahlar da önemli devlet

adamlarıyla vezirlere de hâce denilmiş. Hatta büyük vezir hâce-i cihân

unvanıyla anılırmış.

Farsça İslâm literatüründe hâce kelimesi Peygamberimiz

(s.a.v.) e unvan olarak verildiğinden şerefli bir makama oturmuştur. Hâce-i

ba s ü neşr, Hâce-i cihân, Hâce-i dü serâ, Hâce-i kâinât, Hâce-i rusül, Hâce-i

âlem gibi tamlamalar halinde kullanılmış. Türkçemizde de lakap olarak hem

isimden önce hem de isimden sonra kullanılmış. Hoca Ahmed, Hoca Sa deddin, Hoca

Nasreddin, Nasreddin Hoca, Hasan Hoca gibi. Ayrıca tarikat şeyhleri ve pîrleri

de bu adla anılmıştır. Hatta hatm-i hâcegân ve silsile-i hâcegân tabirleri

de bu kullanımdan dolayı ortaya çıkmıştır. 

 Gelelim eğitimdeki

kullanılışına: Osmanlı da hoca kavramı yaygın bir biçimde sıbyan mektebi

muallimleri ve medrese uleması için kullanılmış.  Bunun dışında şehzade muallimleri için de

hoca unvanı kullanılmış. Bu kullanım da hoca kelimesine itibar kazandırmış.

Osmanlılar da şehzade tahta çıktığında ders aldığı kendisine eğitim ve öğretim

veren âlimlerden birini kendisine hoca seçer ve bu hoca, hoca-i sultanî

(padişah hocası) olarak anılır ve teşrifatta şeyhülislâma denk tutulurmuş.

Hatta Fâtih Kanunnâmesi nde yer alan bir madde ile giderek yaygınlaşarak

geliştirilen düzenlemelere Hocazâdeler kanunu denilmiş. Camilere sıkışıp

kalmadan önce bu kadar itibarı varmış hocanın yani.  Hatta XVIII. Yüzyılın ikinci yarısında

kurulan Mühendishâne nin öğretmenleri de hoca unvanıyla anılmış. Bu

öğretmenler de yani hocalar da aşama aşamaymış. Bilgi ve tecrübelerine göre

farklı mertebelerde farklı payeler verilerek adlandırılmışlar. Mesela hoca,

hoca-i evvel, hoca-i sânî, hoca-i sâlis. Hoca-i râbi gibi. Mühendishâne de

görev yapan bu  hocaların en kıdemlisi

olan hoca-i evvel e baş hoca da denilmiş. Diğerleri de halife, yani onun

yerine görev yapan olarak adlandırılmış. 

Ülkemizde Cumhuriyet in ilk yıllarında ağa, efendi, bey

gibi unvanların resmiyette kullanımları yasaklanırken, hoca ünvanının kullanımı

yasaklanmamıştır. Bu gün de yaygın bir şekilde kullanılmaya devam etmektedir ve

edecektir de. Kökü yüzlerce yıl evveline dayanan bu kavram basit kelime

oyunlarıyla camilere kapatılmaya çalışılmaktadır. Türkçe de otorite kabul

edilen Yavuz Bülent Bakiler, dildeki bu operasyonları şöyle izah

etmektedir:  Din düşmanlığı dil

düşmanlığını getirdi, bu çok büyük bir cinnettir. Hoca, yol gösteren, anlatan,

öğreten anlamında hâce kelimesinden gelir. Muallim, talimden... Türk

dünyasında muallim kelimesi kullanılır

 Seksenli yıllar

Erzurum da öğrenciliğimiz zamanında hayat arkadaşım bir olaya şahit olmuş bana

da anlatmıştı. Fen Fakültesi Matematik Bölümü nden bir profesör son sınıf

öğrencilerinden birine bir ödev vermiş. Her şey serbest istediğine

sorabilirsin, istediğin kaynaktan faydalanabilirsin diye de yolunu açmış

çözümün. Ancak üniversitedeki meslektaşlarına da gizliden tembihlemiş yardım

etmemeleri için. Öğrenci çaresiz başlamış düşünmeye.  Bulamamış cevabı. Çözememiş denklemi. Camide

vakit namazını kılıp çekilmiş bir köşeye düşünmeye başlamış dualar eşliğinde.

Onun bu hali cemaatten yaşlı bir amcanın gözünden kaçmamış. Yaklaşıp sormuş

derdini. Öğrenci de anlatmış. Ona yol göstermiş yaşlı amca demiş ki: Bizim

caminin hocası falan efendiye sor, muhakkak o bilir cevabını. Öğrenci

şaşırmış. Hoca, hem de cami hocası ve 4-5 bilinmeyenli denklem Kendisi koskoca

Fen Fakültesi öğrencisi üstelik de son sınıf. Kendisi çözemezken o nasıl çözsün

ki basit bir hoca (!) Yine de merakını yenememiş ve gitmiş hocanın yanına.

Hoca iki dakikada çözüvermiş. Şaşırmış öğrenci Nasıl olur sorusu

dökülüvermiş gayri ihtiyari Hoca gülümsemiş ve ona: Evlat biz rüştiyedeyken

zihinden birbirimize 3 bilinmeyenli denklemler sorup yarışıyorduk. Bilmece

sorar gibi.

Hoca kavramını hayatımızdan çıkarmak isteyenler hocayı

camide öldürdüler. Niçin Çağdaş medeniyet düzeyine gelmek adına. Profesörler

arttı. Doçentler de, öğretmenler de Ancak (bazı hocalarımızı ve ilim

adamlarımızı âlimlerimizi) o kelli felli profesörlerin, yayınladıkları

kitaplar, tezler, çalıntı çıktı. Hoca olmayı yalnızca camiye veya çok bilmeye,

şöhret olmaya, televizyon kanallarını dolaşmaya hasredenler hoca kelimesinin

içini boşaltıp kendi ideolojilerini kendi görüş heva ve heveslerini doldurmayı

amaçladılar. Bunlara rağmen sayıları gittikçe azalsa da elleri öpülecek gerçek

hocalarımız da yok değil hani! Hayatımızda, çevremizde. Camilerimizde. Dirilip artacak çoğalacak

hocalarımızı beklemekteler.

Hocayı camide öldürdük camilerde dirilecek inşallah.

KAYNAKLAR:

Şakir Gözütok, İlk Dönem İslâm Eğitim Tarihi, Ankara:

Fecr yayınları, 2002.

Ahmed Çelebi, İslâmda Eğitim Öğretim Tarihi, terc. Ali

Yardım, İstanbul: Damla Yayınevi, 1976.

M. Faruk bayraktar, İslâm Eğitiminde Öğretmen-Öğrenci

Münasebetleri, İstanbul: İFAV, 2007.

Bayramali Nazıroğlu, İslâm Eğitim Geleneğinde Öğretmen

(Başlangıçtan 16. Yüzyıla Kadar), [Tez, Yüksek Lisans Tezi, Karadeniz Teknik

Üniv. Sosyal bilimlir Enstitüsü, Felsefe ve Din bilimleri Anabilim Dalı, 2006].

Murteza Bedir, Osmanlı Tarihinin Kuruluş Asrında

(1389 a kadar) İlmiye ye Dair Bir Araştırma: İlk Fakihler, Türk Hukuk Tarihi

Araştırmaları, 2006, sayı: 1, s. 23-39.

Veli Ertan, Osmanlı Devleti nde İlmiye Sınıfının Rütbe

ve Payeleri, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1990, cilt: XXVI, sayı: 4,

s. 105-111.

Murat Akgündüz, Osmanlı Padişahlarını Yetiştiren

Hocalar: Muallim-i Sultânîler, İSTEM: İslâm San at, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi

Dergisi, 2007, cilt: V, sayı: 9, s. 49-60

Hamid Algar, Molla, İstanbul: DİA, c. 30, s.s. 238-239.

Casim Avcı, Şeyh, İstanbul: DİA, c. 39, s. 49.

Sami es-Sakkâr, Muîd, İstanbul: DİA, c.31, s.s. 86-87.

Nebi Bozkurt, Müderris, İstanbul: DİA, c. 31, s.s.

467-468.

Mehmet İpşirli, Müderris Osmanlılar da, İstanbul: DİA,

c. 31, s.s. 468-470.

M. Yaşar Kandemir, Müfîd, İstanbul: DİA, 2006, c. 31,

s. 501

Hayreddin Karaman, Fakih, İstanbul: DİA, 1995, c. 12,

s. 126-127.

DİA, Hoca, İstanbul: DİA, 1998, c. 18,  s.s. 186-187.

Ziya Kazıcı, Halis Ayhan, Tâlim ve Terbiye, İstanbul:

DİA, 2010, c. 39, s.s. 515-523.

Mustafa Öz, Kurrâ, İstanbul: DİA, c. 26, s.s. 445-446.