Hoca camide! Hoca camide! repliğini tik haline
getirmiş bir öğretmeni canlandıran sanatçımızın bu repliği uzun süre beynimize
kazınmaya çalışıldı. Hocam! hitabını öğretmene hakaret (!) olarak görülmesini sağlamaya çalışan bu ve
bunun gibi replikler çok şükür ki başarıya ulaşamadı. Hocanın yerine öğretmen
geç(e)medi. Ama merak da etmemiş değilim, gerçekten hoca camide miydi acaba
Hoca camide ise cemaate önderlik eden imamlar nerede Hocam demek hakaret
midir Hoca olmak utanılacak, çekinilecek bir durum mudur Hocaları yalnızca
dini konular öğretmeyle sınırlandıran bu düşünce ne ölçüde doğrudur Ya da hoca
yalnızca dini konuları mı öğretir Bu soruların peşine düşünce, yoluma pek çok kavram ve ıstılah çıktı
öğretmen kelimesinin yerine kullanılan. Tek tek topladım onları ve getirdim
karşınıza. İşte İslâm eğitim geleneği içinde yüz yıllardır Öğretmen
karşılığında kullandığımız öğretmenlik mesleğini ifade eden unvan ve
kavramlar:
Muallim
Muallim, İslâm eğitim geleneğinde öğretmen anlamında
kullanılan kavramların en bilinenidir. Bazı ansiklopedi ve sözlüklerde üniversite öncesi kurumlarda ders okutan
kişi anlamına gelmektedir. Şemseddin Sami Kâmus-i Türkî de muallimi öğreten,
talim eden, talimci, asker muallimi yani talim ettiren, ders veren, ilim
öğreten, müderris hoca şeklinde açıklamaktadır.
İslâm eğitim geleneğinde ise muallim, küttablarda
çocuklara okuma yazma öğreten ve ders vermeyi kendine meslek edinen kişilere
verilen özel bir isimdir. Ancak muallim kelimesi bundan daha kapsamlı anlamları
da içermekteymiş. Mesela filozoflardan Fârâbî ye Muallim-i Sânî gibi
sıfatının verilmesi gibi.
Peygamberimiz (s.a.v.) İslâmiyet te ilk öğretmen, ilk muallim, ilk müeddib, ilk hoca, ilk
üstâd, ilk şeyh, ilk müderristir. Allah, beni, zorlaştırıcı ve şaşırtıcı
olarak değil, öğretici (muallim) ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi buyurarak
muallimlik yanına dikkat çekmiştir. O aynı zamanda talebedir, mütallimdir
(bilgi öğrenendir). Bilgilerini
bilginin, öğrenmenin, ilmin kaynağı olan Cenâb-ı Hakk tan almaktadır.
. Resûlullah tan sonra İslâmiyet te ilk muallimler
Abdullah b. Mes ûd, Abdullah b. Saîd b. As, Abdullah b. Revâha, Sâlim Mevlâ
Ebû Huzeyfe, Muaz b. Cebel, Ubâde b.Sâmit ile Übey b. Kâ b dır. Çocukların
öğrenimi için tesbit edilen ilköğretim programını Ömer b. El-Hattâb kaleme
almış ve civar İslâm ülkelerine de göndermiştir. Resûlullah (s.a.v.) in atadığı
ilk öğretmen Mu sab b. Umeyr miş. Ebû
Ubeyde b. Cerrâh da atanan öğretmenler arasında.
Muallim denince aklıma gelen kavramlardan biri de
muallim-i sultanîler. Bunlar sultan muallimi demekmiş. İşte padişah
hocalarından bir kaçı:
Osmanlı da ilk padişah hocası Çelebi Mehmed (1413-1421) e
şehzadeliğinde ders veren devrin meşhur ulemâsından Sofi Bayezid miş. Fatih
Sultan Mehmed (1451-1481) şehzadeliği zamanında İbn-i Temcid, Mevlânâ Ayas ve Molla Gürânî gibi isimlerden
ders almış. Hükümdarlığı sırasında da Sinan Paşa, Hocazâde Muslihuddin,
Hatibzâde Muhyiddin Mehmed Efendi ve Molla Hayreddin Efendi, Sirâceddin Halebî
olmuş sultanın muallimlerinden bazıları.
Yavuz Sultan Selim in hocası Halîmî Çelebi ymiş. Kanunî
Sultan Süleyman ın hocası Daday lı Hayreddin Efendi ymiş. Ünlü Osmanlı
tarihçisi, Tâcü t-tevârih isimli eserin sahibi, Hoca Sâdeddin Efendi, Yavuz
Sultan Selim in sırdaşı Meşhur Hasan Can ın oğlu ve Sultan III. Murad
(1574-1595) ve III. Mehmed (1595-1603) in hocasıymış. Üstelik padişah hocası
iken Şeyhülislâmlık makamına da yükselerek câmiu r-riyâseteyn unvanıyla
anılmış.
Unutturulmuş bir kavram: Müeddib
İslâm eğitim anlayışında öğretmenlik yapanlar için
kullanılan kavramlardan bir diğeri de Müeddib kavramıdır. Edeb kelimesinden
gelmektedir. Terbiye eden, edeblendiren,
terbiye, bilgi ve görgü öğreten manasındadır. Türk Dil Kurumu sözlüklerinde
artık unutulmuş bir kavramdır müeddib. Yani önce sözlüklerden kalkmış olmalı,
sonra dillerden. Müeddib, öğretmen, muallim yerine kullanıldığı gibi, Kur an
kursu öğretmeni yerine de kullanılmıştır. Tedris becerisi bilinen büyük şeyhler
için de kullanılmış bir kavramdır müeddib. Bir de seçkin sınıfın çocuklarının
çeşitli yönlerinden eğitimi üstlenen öğretmenlere de müeddib denilmiştir. Bu
günkü anlamıyla özel öğretmen gibidir. Buna pek çok örnek vardır İslâm
tarihinde. Mesela: Emevî halifesi Hişâm b. Abdülmelik in çocuğunun müeddibi
ünlü hadis âlimi İbn Şihâb Zührî (ö. 124/742) dir. Ali b. El-Hasan el-Ahmer
(ö.194/809), Abbâsî halifesi Hârûnürreşîd in oğlu el-Emîn in müeddibidir. İbnü l Mukaffa (ö.142/759), Musul Valisi
İsmâil b. Ali nin çocuklarına müeddiblik yapmıştır.
Her Profesör Müderris midir
Öğretmen karşılığında en çok kullanılan ve bildiğimiz
kavramlardan biri de müderristir ve şükür ki sözlüklerden henüz kalkmamıştır.
Müderris kelimesi okumak, anlamak, bir metni tekrar etmek anlamındaki Ders kökünden türemiş. Tedrîs- müderris- medrese kelimeleri de aynı
kökten türemiş kavramlarmış. İlk müderrisler Suffe deymiş. Yrd. Doçent Dr.
Şakir Gözütok, Suffe veya Suffa nın ilk
İslâm üniversitesi olduğunu söylemektedir. Suffe de kadınlar ve erkekler için
iki ayrı bölüm varmış. Kadınlar suffesine yani kadınlar üniversitesine o
zamanlar Suffetü n-nisâ denilmekteymiş. Suffe ye güzel yazı uzmanı olan
Abdullah b. Saîd b. As, Resûlullah (s.a.v.) tarafından buraya hikmet
öğretmeni olarak tayin edilmiş. Ubâde b.Sâmit de, buradaki öğretmenlerden
biriymiş. Peygamberimiz (s.a.v.) in kızı Zeyneb validemiz de Suffe de eğitim
alanlardan. Hatta Yrd. Doç. Dr. Şakir Gözütok un İlk Dönem İslâm Tarihi
isimli kitabında bahsettiğine göre, Ebü l-Âs b. Er-Rebi i kendisine özel
öğretmen tutmuş. İslâmiyet anlayışında ilk bayan öğretmenlerden Hz. Âişe yi de
saymadan geçmeyelim. Arap tarihi ve şiiri konularında derin bilgisi olan bu
validemiz aynı zamanda bu günkü manasıyla tıbbi konuda da eğitim almış. Tıbbi tedaviler
yapmış ve öğretmiştir. Yani o da diğer sahabîler gibi müderrislerden biridir.
Müderrisler İslâm ın ilk dönemlerinden sonra medreselerin
kurulmasıyla medreselerde ve daha sonraki dönemlerde dârülfünûnlarda ders
vermişler. Günümüzde bu manaya gelen müderris kavramıyla eşdeğerde olan
kavram profesör dür. Ama profesör
kelimesi kavram olarak müderris kelimesiyle eşdeğerde, yalnızca kavram olarak.
Bazı profesörlerimizi tenzih ederek söyleyebilirim ki günümüzdekiler o
dönemlerdeki müderrisin eline su dökemezler çünkü.
Müderris olmak
için belli aşamalardan geçmek gerekiyormuş. Doçentlik, doktorluk, asistanlık
gibi. Dönem dönem uygulamalarda değişiklik olsa da müderrislik etmeye hak
kazanan bir ilim adamının da uzun müddet bir medresede muîd lik ve danişmend lik
veya müderris muavinliği etmesi
gerekmekteymiş. Ancak ondan sonra
müderrisliğe terfi edermiş.
Öğrendiğim ilgi çekici bir bilgi de müderrisler
görevlerine devlet ve ilim adamlarının katıldığı bir törenle başlarlarmış.