Gündem

Hocanın rahmetlisi olur, emeklisi olamaz

Hocanın rahmetlisi olur, emeklisi olamaz

Abone Ol

1947‘de Karaman‘ın Göcer köyünde doğdu. Mahmut Karaköse‘den Kur‘an okumayı öğrendi.

İmam-Hatiplisesi‘ni dışardan bitirdi. Hakkari‘de asker iken "Elli Bir Nolu Hudut Taşı Aslanları" diye bir tiyatro eseri yazdı. Milli Güreşçi Muzaffer Can ile "Uyanış" isimli günlük gazete çıkardı. Konya Yüksek İslam Enstitüsü‘nü bitirdi. Ayasofya Camii‘nde imam-hatiplik yaptı. Bildiğini öğrenmek isteyen herkese öğretmeye çalışan Mahmut Toptaş Hoca, gazetemizde günlük yazıyor, TV-5‘te tefsir, Hukuk Fakültesi öğrencilerine "İslâm Hukuku", Tıp Fakültesi Öğrencilerine "Akaid" dersleri veriyor.

Ayasofya Camii‘nin eski İmam -Hatibi, gazetemizin yazarı Mahmut Toptaş: "Hoca‘nın rahmetlisi olur, emeklisi olmaz" dedi. Mahmut Toptaş ile sohbetimiz şöyle sürdü:

*  İlkokuldan son Köy Enstitüsü‘ne gidecekken birisi sizi vazfeçirmiş. Nasıl oldu? anlatır mısınız?

İlkokulöğretmenim "Bu çocuk zayi olmasın" diye babamı ikna etti. Köy enstitüleri imtihanı için Karaman‘a gittiğimizde öğle namazı kılmak için girdiğimiz caminin müezzini Köy enstitülerinin şöhretinin iyi olmadığını, İslâm‘a aykırı işler yapıldığını söyleyerek babamı vazgeçirdi. Hâlâ o müezzine dua ederim.

*  Taksitle alışveriş yapmadığınız ve kimseden borç para istemediğiniz biliniyor. Bu güzel huyları nasıl edindiniz?

Bunlar bana babamın yadigarı. Eskimez yazı yasak olduğu için Kur‘ân okumasını öğrenememiş, yeni yazıyı da öğrenmeme konusunda inat etmiş ama sözü senet, sır saklayan, güvenilen, hiçbir zaman veresiye alışveriş yaparak borca girmeyen bir adamdı. Babamın bu huylarını sevdim ve benimsedim. Ben de taksitle alışveriş yapmam; borç para istemem; halimi kendimden başkasına söylemem.

*  Sevinç ve hüzünlerinizi de paylaşmaz mısınız?

Sevinilecek hallerimi eşim, çocuklarım ve dostlarımla paylaşırım ama üzücü olayları benden başka kimseye söylemem. Biri kız, üçü erkek, dört kardeşin en küçüğüyüm. Annem iki yazıyı da bilmezdi. Allah onları mal yönüyle fakir kılmış ama ten ve gönül yönüyle zengin kılmış. Kadın erkek eşitliğini, ailemizi geçindirmek için birlikte çok çalışarak sağlarlardı.Babam çok çalışkandı. İşçilerin gündelikleri beş lira iken babama yedi buçuk lira verirler ve gündeliğe götürmek için iş sahipleri sıraya girerlerdi. Babam: "Oğlum, yarın yine işe çağırsınlar diye ben iki kişinin yapacağı işi yaparım, dinlenmem ve temiz yaparım" derdi. İş veren hastalanırdı, akşama kadar dinlenmeyen babam hastalanmazdı.

*  Kur‘an okumasını kimden ve ne zaman öğrenmeye başladınız?

İlkokulu bitirdiğim 1959 yılının yaz mevsiminde köyümüzde herkese, evinde Kur‘an okumasını öğreten Mahmut Karaköse‘den ben de Kur‘an okumasını öğrendim. Bu hocam, bir hastalık sonucu iki bacağı dizlerinin üzerinden kesildikten sonra Kur‘an okutmaya başladı. Ayaklarının kesilmesi ona zahmet oldu ama Kur‘an okutmasına sebep oldu ve köyümüze de kendisine de rahmet oldu. Köyümüze yaya olarak bir günde varılan Torosların eteğinde, alt tarafında nar, üst tarafında kar olan bir köyde Süleyman Hilmi Tunahan hoca efendinin öğrencilerinden değerli bir hocadan Arapça okumaya başladım. Daha sonra Karaman‘a geldim. Orada da yine Arapça öğrenimim devam etti. İmam-Hatip Okulu‘nu hariçten imtihanlarla bitirdim. 27 Ekim 1966‘dan 1 Temmuz 1967 yılına kadar İmam olarak Diyanet‘te görev aldım ve Karaman‘ın Bucakkışla nahiyesinde imamlık yaptım.

*  Tiyatro yazarlığı ve oyunculuğunuzdan bahseder misiniz?

-1967 yılının Temmuz ayında Jandarma eri olarak askere alındım. Silvan, Van, Hakkari ve Beytüşşebab‘da 24 ay askerlik yaptım. Hakkari‘de iken "Elli Bir Nolu Hudut Taşı Aslanları" diye bir tiyatro eseri yazdım ve alay komutanı Albay İbrahim Baskın‘ın izni ile bir gece subay ve erlere, bir gece de Hakkari halkına sahneledim.

*  Karaman‘da günlük gazete çıkarmışsınız. Gazeteyi nasıl çıkardınız?

-Askerlik dönüşü, 1969 yılında bir grup arkadaşla "Uyanış" isimli bir gazete çıkarmaya başladık. Gazetedeki ilk yazımı kırk yıllık arkadaşım, bu arkadaşlığımı kız kardeşiyle evlenerek akrabalığa çevirdiğim Muzaffer Can hocayla hazırladığımız "Hz.Ömer‘de Tecelli Eden İslâm Adaleti" başlıklı yazı serisidir. Gazete hâlâ yayın hayatına değerli dostum Ahmet Cici sahipliğinde ancak "Karaman‘da Uyanış" ismiyle devam ediyor.

*  Karaman‘da da imamlık yaptınız mı?

-Elhamdülillah yaptım. 2 Nisan 1970‘de Cömmen Camii‘nde İmamlık görevime başladım. Oradan İmaret Camii‘ne geçtim. Oradan da Lârende Mahallesi Camii‘ne. 70‘li yıllarda Risale-i Nur‘a merak salmıştım. O günlerde Doğu Türkistan‘dan Türkiye‘ye iltica eden Celâleddin Karakaş Hoca efendi: "Kur‘an, tarih boyunca binlerce Said yetiştirmiş, yetiştirmeye devam eder ama Risale-i Nur, bir tane Said yetiştiremez" dedi. Celaleddin Karakaş Hoca‘nın bu sözü beni bütünüyle Kur‘an‘a yöneltti.

*  31 Ekim 1973‘te imamlıktan istifa etmişsiniz. Niçin istifa ettiniz?

-O yıl resmi İmamlık görevimden istifa ettim, imamlıktan istifa etmedim. Sonra Fransa‘ya gittim. Bir buçuk yıl çalıştım. Ama Fransa‘da bile imamlığı hiç bırakmadım. İşçi arkadaşlara hem Kur‘an öğretiyordum hem de namaz kıldırıyordum. Sonra tatil için Türkiye‘ye geldim. O sırada üniversite imtihanlarına katıldım, İlâhiyat fakültesine dönüştürülen, Konya Yüksek İslam Enstitüsü‘nü kazandım. "Ne Fransızın yüzü ne de Frangı" dedim ve okuluma devam ettim. 1979 yılında buradan (Konya Yüksek İslam Enstitüsü‘nden) mezun oldum.

*  Cantaş Yayınevi‘ni ne zaman ve kimlerle kurdunuz?

-1980‘de imtihanla Mersin‘in Mut kazasına Vaiz olarak atandım. Aynı yıl Haseki Eğitim Merkezi‘nin imtihanına katıldım ve 1981 yılının Ocak ayında Haseki Eğitim Merkezi‘nin Arapça bölümünde eğitime başladım. Değerli hocalardan istifade etmek için çok çalışırken Üniversite öğrencilerine de sohbetler ve konferanslar vermeye devam ettim. İki yıllık eğitimimiz sona erince 1983‘te Balıkesir‘in Edremit ilçesine Vaiz olarak atandım Bir buçuk yıl orada kaldım. Kayınbiraderim Nebi Can, siyasalda okurken geçimini temin etmek için değerli dostumuz Duran Kömürcü‘nün kurduğu Şamil Yayınevi‘nde çalışıyordu. Kırk yıllık arkadaşlığımızı hiç üzmeden bu günlere getirdiğimiz ve arkadaşlığı akrabalığa çevirdiğimiz, Milli Güreşçimiz Muzaffer Can hocayla beraber üçümüz Cantaş Yayınevi‘ni kurmaya karar verdik. Ben Vaizliğin resmi tarafından istifa ederek İstanbul‘a geri geldim.

* O sırada Ayasofya Camii‘ne imam olmuştunuz. Ne kadar imamlık yaptınız?

-Sözlü ve yazılı yayıncılığa devam ederken, Ayasofya Camii‘nin imamlık kadrosunun boşaldığını öğrendim. İmtihana katıldım ve 26 Ağustos 1987‘de imtihanı kazandım. Fakat cami kapalı olduğu için Vaiz olarak istihdam edildim. 1991 yılının Şubat ayında caminin küçük bir bölümü (Fatih‘in atını bağlayıp, hünkar mahfiline geçtiği yer) ibadete açıldı. İki ay görev yaptım, Milliyetçi ve de Mukaddesatçı Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek‘in Diyanet‘e baskıları neticesinde oradan ayırıldım. Bir müddet daha imamlık yaptıktan sonra 23 Mart 1995 tarihinde İstanbul Merkez Vaizliğine atandım. 1999 yılının Ocak ayında resmi Vaizlikten de emekli oldum.

* Hocanın emeklisi olur mu?

-Olamayacağını anlatmak için resmi tabirini kullanıyorum. Gerçekten hocanın rahmetlisi olur da, emeklisi olamaz.

* Üniversite öğrencilerine de dersler veriyor musunuz?

-Aslında isteyen herkese bildiğimi öğretmeye çalışıyorum. Ancak üniversite öğrencileri daha ciddi olarak derslere devam ediyorlar. İşte bu yüzden, Hukuk Fakültesi öğrencilerine "İslâm Hukuku", Tıp Fakültesi Öğrencilerine "Akaid" dersleri veriyorum.

* Mesela Tayland‘da Müslüman katliamını seyreden Müslümanlar ne yapabilir?

-Tayland‘dan aldığı malın aynısını, Çin‘den alır veya Taivan‘dan alır.

Ülkemizde ezan sesinden rahatsız olanlar da şeytanlardır

* "Dinlerarası diyalog ve hoş görü" adı altında tefsirler yazdırılıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

-Bu işleri yapanlar, "Avrupa‘da müslümanlar yüzlerce cami açıyor, burada kilise açılmasından neden rahatsız oluyorsunuz?" gibi savunmalar yapıyorlar. Bu savunmalar şeytanidir. Zira Avrupa‘da açılan camilerde ezan okutmuyorlar. Ancak çan sesleri susmuyor. Ülkemizde ezan sesinden rahatsız olanlar da şeytanlardır. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Ezan okunduğu zaman şeytanlar kaçar" Bir gün Muzaffer Ozak Hoca Efendi talebeleriyle birlikte ABD‘de bir kiliseye girer, başlar zikretmeye. Papaz, zikir yapılırken sesini çıkarmaz. Bitince Ozak Hoca‘ya der ki, "Bakınız siz buraya gelip, zikir yaptınız. Biz sizi saygıyla dinledik. Aynı şekilde biz Sultanahmet Camii‘nde ayin yapabilir miyiz?" Yani papaz burada "Biz Hıristiyanlar hoşgörülüyüz, siz Müslümanlar değilsiniz" demek istiyor. Muzaffer Ozak O‘na şu cevabı veriyor: "Kiliseler Hz. İsa‘ya iman edenler tarafından yapılır. Halbuki biz Müslümanlar, Hz. İsa‘ya da iman ederiz. Siz de aynı şekilde bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed‘e iman edin, isterseniz Sultanahmet‘te isterseniz Kabe‘de zikir yapın. Size kimse engel olmaz."  Geçenlerde bazı gazetelerde önemli bir haber vardı. "Vatikan Muhammedi yükselişi engellemek için 1 milyar dolar ayırdı". Kiminle diyalog kuracak şimdi bunlar? Adamlar Muhammedi yükselişi engellemek için 1 milyar dolar ayırmışlar, bizimkiler de "Abi sizi rahatsız mı etti? O zaman siz hiç üzülmeyin, isterseniz biz ezan sesini de kısarız, tefsirlerimizi de değiştiririz" diyorlar. Ezan sesini kısmaya kalkanlar İstiklal Marşı‘na da muhalif oluyorlar.

* Müslümanlar her taraftan kuşatılıyor. Bu kuşatmayı Müslümanlar nasıl yarabilir?

-Tayland‘ın 62 milyon nüfusu var, bunun 5 milyonu Müslüman, 1 milyonu Hıristiyan, geri kalanı Budist. Fakat ABD‘nin Uzakdoğu‘da birinci müttefiki Japonya, ikinci müttefiki Tayland. Olaylar durup dururken olmuyor. Bunlar bir planın parçası. Amerika Budist Tayland‘a diyor ki "Yahu ayıp oluyor, Müslümanları hep ben öldürüyorum. Bu da dikkat çekiyor. Biraz da siz öldürün." Şu anda misyonerler zor durumda. Afrika‘da "İsa diyor ki; sağ yanağına vururlarsa, sol yanağınızı çevirin. Böylece gelin kardeş olalım" diye propaganda yapan misyonere yamyam dedikleri adam diyormuş ki: "Irak‘ta düğün evini bombalayıp, 57 insanı öldürmüşsünüz. Felluce‘de 13 tane çocuk öldürmüşsünüz. Bunları televizyonda gördüm" Onun için ABD Barak Hüseyin Obama‘yı başkan seçti. Sözde Müslümanları skandıracaklar. Irak‘tan asker çekeceklerdi. Çekmediler.