Tüccar, sanayici ve ziraatçı ne yaparsa İslam âlimi de onu yapacak.
Ticaret yapanlar, sanayiciler, toprakla yoğrulanlar, senenin 365 gününde kazancından sadaka vererek Allaha şükrünü yerine getirirken, yılda bir defa da servetinin kırkta birini ihtiyaç sahiplerine verdiği gibi, İslam âlimi de 365 gün, herkese, her yerde ilmini ihtiyaç sahiplerine verdiği gibi, kendisi gibi ilim adamı yetiştirmek de birinci görevidir.
Hocanın emeklisi olmaz, rahmetlisi olur.
Âlim kelimesi ile bilgin kelimesi arasında ince bir fark vardır.
Âlim, Allah’ın Kitabı, Rasülü’nün sünneti ve İslam fıkhı konusunda bilgisi olanlara diyelim.
Tabiat bilimleri hakkında yani, matematik, fizik, kimya, biyoloji, deniz, hava, uzay, demir, kömür ve tüm madenler ve özetle Allah’ın yarattığı her şey hakkında bilgi sahibi olan ve olmaya çalışanlara da bilgin diyelim.
İster âlim olsun, ister bilgin olsun, her ikisi de Allah celle celalühün koyduğu şeriat ve tabiat kanunlarını öğrenen ve öğretenlerdirler.
İkisi de başımızın tacıdırlar.
Ama her ikisinin de emeklisi olmamalı.
Bulunduğu yerde isteyenlere öğretmek, ihtiyacı olduğu halde istemek içinden geçmeyenlere de öğretmek gerekir.
Resmi görevinizden emekli oldunuz ve yeni bir yere yerleştiniz.
Yerleştiğiniz yerin yetkilisini ziyaret ederek sahanızı söyleyiniz ve “İhtiyaç olursa parasız yardımda bulunurun” da deyiniz.
Mesela İslami ilimlerde iyi olan ve resmi görevden emekli olduktan sonra eski günlerinden daha fazla eğitim hizmetine girişen ve bundan hiçbir şekilde maddi yardım almadığı gibi yardımın kokusundan bile uzak duran dostlarım vardır benim.
Sevgili Peygamberimiz:
Sevgili Peygamberimiz ise, "Dünya bana temiz, temizleyici ve mescid kılındı" buyurmuş (Buhari, Sahih, K. Teyemmüm, bab 1)
Hiçbir kurum size mekân tahsis etmese bile siz, bir ağaç altını, dağın tepesini, derenin kenarını, parkı, kahvehaneyi… dershaneye dönüştürebilirsiniz.
Ben 1970’li yıllarda imam iken şehrin ortasında altı yolun birleştiği yerde kahvehanede çaylar benden olmak üzere ders yaptığım öğrencilerin hayal edemedikleri yerlerden emekli olduklarını gördüm.
Onlardan bazıları hatıratlarında çok güzel şeyler söylemişler.
Tur Dağı, Zeytin Dağı, Arafat Dağı, Nur Dağı/Hıra, Hazreti Musa’nın, Hazreti İsa’nın, Hazreti Muhammed aleyhisselamların ders verdiği yerlerdir.
İmam-hatibi bitirdikten sonra üniversitede okumakta olan bir genç, iki aylığına yabani bir ülkede İngilizcesini geliştirmeye çalışırken o şehirde İngilizce olarak tefsir dersleri başlatan bir değerli âlimden de Kur’an dersini dinlemeye başladığı haberi beni çok sevindirdi.
O yabani ülkede, tefsir dersi başlatan, adını dahi bilmediğim bu hocayı tebrik ederken, torunumu da tebrik ederim.
Japonya’ya gittiğinde ilk işi Japonya aydınlarıyla buluşmalar olur.
Japon Tarih Kurumunda konuşma yapar ve etkili yetkili Japonlardan Müslüman olanları Mehmet Akif Ersoy’a yazar, Sırat-ı Müstekıym’de yayımlanır ve daha sonra Akif merhum “Alem-i İlam” adıyla iki cilt halinde yayımlar.
Ömrünün çoğunu İstanbul, Mekke ve Uzak Doğu ülkelerinde geçiren Halil İbrahim Yurt (Nimetullah Hoca 1931-2021) hocaya sordum, “Japonca, Korece, Çince bilmediğin halde nasıl tebliğ yaparsın?” dediğimde, Güney Kore’nin başkenti Seul’da şehrin merkezinde en kalabalık yerinde kimseye engel olmayacak şekilde bir köşeye dururum ve “La ilahe illallah”, “Kelime-i Tevhid’i” makamlı olarak sesli söylemeye devam ederim.
Gelip geçenlerden takılanlar, benim söylediklerimi makamlı onlara söyleyip benim hareketlerimde bir zikir meclisi oluşur.
Tam coştuğumuzda sesimi keserim, onlar da susarlar ve ben onlara, ‘Siz bu Kelime-i Tevhid’i söylediniz ve siz Müslüman oldunuz. Dininizi öğrenmek için şu adreste bir cami var, orada size Kore diliyle İslam anlatılacaktır” derim ve basılı olan adresi veririm.
Her gün bir tanesi gitse kârdır. Ayda bir kişi Müslüman olsa yine kârdır” demişti.
Kore’de İslam Cemiyeti’nin sekreterliğini yapan ve Müslüman olan, Türkiye’de doktorasını yapan, Cemil Li adını alan benim dostumdur ve bana kendisinin ve eşinin nasıl Müslüman olduğunu anlatmıştı.
İlk defa çiğköfteyi ona ben yedirmiştim.
Şehrinize giren ve çıkanlardan haberiniz olsun.
Gücünüz oranında herkese yardımcı olmaya çalışınız.