Hız Dünyasında Hakikate Ulaşmak

Abone Ol

Bilgiye çok çabuk ulaşıyor, çok çabuk tüketiyor ve yenilerine geçiyoruz. Bu süreç o kadar hızlı cereyan ediyor ki hangisi doğru hangisi yanlış, hangisi faydalı hangisi zararlı ayırt edemiyoruz. Hatta hangi bilginin özellikle servis edildiğini bile fark edemeyecek kadar hızlı oluyor her şey. Bu kadar hızın olduğu bir çağda derinlemesine bakabilmek mümkün olmuyor, olaylara ancak yüzeysel bakabiliyoruz. Haliyle hakikate vakıf olamıyoruz. Zira hakikat, öyle alelade ulaşabileceğimiz bir şey değildir. Hakikat, zor, karışık ve çözülemez de değildir. Hakikat sadedir. Her zaman apaçık karşımızda durur. Fakat hakikati kavrayabilmek için biraz durmak ve olayların iç yüzüne vakıf olmak gerekir. Hakikatin sükûnete ihtiyacı vardır. Haliyle hızın olduğu, acele hükümlerin verildiği yerde hakikate ulaşılmaz.

Bir kıssa ile anlatalım:
“Zamanın birinde bir çocuk ve annesi birlikte yaşarmış. Evlerinin bahçesinde büyük bir elma ağacı varmış. Komşu kadınların misafirliğe geldiği bir gün çocuk elma ağacına tırmanmış. Ağaçtan iki elma kopartıp aşağı inmiş.
Annesi, ‘Oğul elmalardan birini bana verir misin?’ deyince çocuk hemen elmaların ikisini de ısırmış. Bunu gören komşu kadınlar, ‘Bak görüyor musun hayırsızı, annesine bir elmayı bile çok gördü’ demişler.
Annesi ise hayal kırıklığı içerisindeymiş ki çocuk elmalardan birini uzatarak, ‘Al anne bu daha tatlı’ demiş.”
Kıssadan hisse

İlk anda gördüklerimiz ne kadar gerçek gözükürlerse gözüksünler, doğruluğu ne kadar inandırıcı olursa olsun her zaman hakikat değildirler. Bu nedenle yargısız infaz yapmak, hızlı karar vermek bizi hakikatten uzaklaştıracaktır. Böyle bir durumda doğru hüküm vermediğimiz için adaletten de uzaklaşmış olacağız. Olayların iç yüzünü görebilmek için biraz durup düşünmeye, ardından olacakları beklemeye ihtiyaç vardır. Aksi takdirde hikâyemizdeki kadınların düştüğü hataya düşerek annesine düşkün bir evladı hayırsız olmakla suçlayabilir hatta çok daha büyük sorunlara neden olabiliriz.

Nasıl ki geç gelen adalet, adalet değilse acelece verilen hükümler de adalet değildir zira acele verilen kararlarda hakikatten uzaklaşma ihtimali yüksektir ve hakikatten uzak verilen kararlarla adaletsizliğe neden olabiliriz. Adaletli ve isabetli kararlar için biraz yavaşlamaya gerek vardır. Fakat bu yavaşlama da kararınca olmalıdır. Ne hakikati ıskalayacak kadar hızlı olmalı ne de adaleti geciktirecek kadar yavaş. Unutulmamalı ki hakikati idrak etmeyi ve bu hakikat doğrultusunda eyleme geçmeyi başaran topluluklarda ahlâk ve adil bir düzen inşa edilebilir.