Hırvatistan AB?ye yıllar önce girmişti

Abone Ol

Türkiye ile aynı gün üyelik müzakerelerine başlayan

Hırvatistan dün itibariyle AB üyesi oldu. Bu ifadeye bakarak AB nin Hırvatistan

ile Türkiye arasındaki tavrına bakıp, ikiyüzlü bir tavır sergilendiğini, hatta

ciddi bir ayrım yapıldığını söylemek mümkün. Hatta bir adım daha ileri

gidilerek Türkiye ile aynı gün müzakerelere başlayan Hırvatistan ın nasıl olup

da bir anda AB üyesi olabildiği sorgulanabilir. Ancak, olayların perde arkasını

bilenler için ortada şaşıracak ve üzülecek bir şey olmadığını söyleyebiliriz

Çünkü Hırvatlar AB ye daha Yugoslavya döneminde girmişlerdi, şimdi işin resmi

boyutu tamamlanmış durumda. Öyle olmasaydı Türkiye ye yeni bir fasıl açmaktan

kaçınılırken Hırvatistan ın tüm fasılları tamamlayarak üyeliğe kabul edilmesi

yukarıda da belirttiğim gibi sadece bir formalitenin tamamlanmasından

ibarettir. Yoksa fasıllar açılıp müzakere etmek, Hırvatistan ın

sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini takip etmek işin içinde hiç

yoktu.

Dünya üzerinde sahnelenen bir oyun hep oldu ve bu oyunun

gerçek mahiyeti genellikle kitlelerden saklandı. Biraz geriye gidersek

Demirperde ve Hür dünya diye dünya iki kutuplu olarak takdim edildiği yıllarda

bile böyle bir tasnif sadece kitleleri uyutmaya, kandırmaya yönelikti. Çünkü

ABD ve Sovyetler Birliği dünyayı aralarında nüfuz ya da çıkar alanı olarak

paylaşmış, kendilerine düşen bölgeler üzerinde doğrudan ya da dolaylı

hâkimiyetlerini sürdürüyorlardı. Bu esnada her iki sömürgeci gücün başı kendi

nüfuz alanlarında derde girecek olursa birbirlerine yardımcı oluyorlardı. Ama

dünya bu iki kutbu birbirinin can düşmanı olarak görüyor ve algılıyordu. Tezgâh

buna göre kurulmuştu.

Bu noktada geçmişe dönük bir anımı aktarmak istiyorum.

Saraybosna kuşatmasının 1000 inci günü münasebetiyle Ankara Büyükşehir

Belediyesi nden bir heyet olarak havayolu ile Hırvatistan ın başkenti Zagrep e

gitmiştik. Beraberimizde bir uçak dolusu ilaç ve yardım malzemesi de götürmüştük.

Bu yardım malzemelerini Zagrep ten doğrudan Bosna ya aktarmamız mümkün değildi.

Orada faaliyet gösteren bir yardım kuruluşu aracılığı ile Bosna ya

ulaştırmıştık. Daha sonra bizde hareket etmekte güçlük çeken bir otobüs ile

Split yoluyla karla kaplı meşhur İgmar dağlarından aşarak Mostar üzerinden

Saraybosna ya ulaşmaya çalıştık. Normal şartlarda 5 6 saatte ulaşılabilecek

Saraybosna ya ancak 36 saatte varabilmiştik. Geçen bu süre içinde otobüste

bulunan Avrupa dan gelmiş gazeteciler de vardı ve aramızda sohbet ortamı

oluşmuştu. Bu gazetecilerden birisi de Almanya da görev yapan Yugoslavya

kökenli bir hanımdı. Yugaslaya nın durumu çok iyi biliyordu. Bu hanımın annesi

Müslüman, babası Hıristiyan mış. Kendisini dinsiz olarak tarif ediyordu. Niçin dinsizsin

sorumuza da, Ne yapayım!.. Müslüman olsam babam, Hıristiyan olsam annem

gücenecek demişti. Bu olayın bir başka boyutu. Ancak, bu gazeteci hanım ile

sohbetimizde öğrendik ki, Yugoslavya dağılmadan bile Almanya Hırvatlara özel

bir muamele yapıyormuş. Yugoslavya içinde Hırvatlar rahatlıkla Almanya ya

geçebiliyor, oralarda çalışma imkânı bulabiliyorlarmış. Kısacası, Hırvatlar

Sovyetler Birliği dağılmadan Hırvatlara Avrupa nın kapısını açmış. Denebilir

ki, Almanya Hırvatlar vasıtasıyla Demirperde yi aralamış, böylece Hırvatlar bir

ayaklarını Hür dünyaya diğerini de Demirperde ye atma imkânı bulmuşlar.

Denebilir ki, dünyaya birbirinden kesin hatlarla ayrılmış

olarak gösterilen bloklar arasında geçmişten gelen ortak çıkarlar ve değerler

varlığını hep korumuş. Özelikle din birliği Avrupa da hep belirleyici olmuş.

İşte o din birliği AB ye üyelik söz konusu olduğunda bugün de tek belirleyici

olmaya devam ediyor. Ekonomik şartlar falan bizim önümüze sürülen engeller. O

bakımdan bizimle aynı gün ortaklık müzakerelerine Hırvatlar kabul edilirken

bizim kapıda bekletilmemize hiç şaşırmadım. Ayrıca şaşıranlara da şaşırdığımı

belirtmek istiyorum.