Tuzla tersanesinde ölen işçilerden, üniversite hastanesinde enfeksiyon sebebiyle hayatını kaybeden parmak bebeklerden serinlemek için girdikleri barajlarda boğulan miniklere... Resmi bilirkişi raporları ile etkili ve yetkililerin açıklamaları hep mağdurları suçlu buluyor. Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi maalesef: "Bu ülkede hırsızın hiç suçu yok!"
Türkiye‘de yaşanan ve vicdan sahiplerinin yüreklerini kanatan olayların ardından yayınlanan raporlar, yetkili açıklamaları ve mahkeme kararları olaylardan zarar gören, mağdur olan hatta ölen isimleri sorumlu buluyor.
Bunun en son örneği geçtiğimiz günlerde yaşandı. 3 yıl önce Şanlıurfa‘da baraj gölünde boğulan ve yaşları 6 ila 20 arasında değişen 7 kızın ailesinin Devlet Su İşleri‘ne (DSİ) açtığı davada, hayatını kaybeden kızların aileleri kusurlu bulundu. Aileler kusurlu bulundu bulunmasına ama mahkeme miktarında indirim yapsa da tazminat talebini kabul etti.
Açılan tazminat davasının ardından DSİ topu Karayolları‘na atarak asıl suçlunun Karayolları olduğunu öne sürmüştü. Mahkeme "Davacılar reşit olmayan çocuklarına özeni göstermediğinden asli kusurlu olarak yüzde 70, DSİ tali kusurlu olarak yüzde 30 sorumludur" diye hükmetti. 6 yaşındaki Esra‘nın suya düşmesinin ardından diğer kızlar peş peşe suya atlamıştı. Olayın bilançocu: Esra (6), Kamile (11), Ebru (11), Öznur (16), Ümran (20), Gönül (15) ve Hülya‘yı (11), can vermişti.
"Çatıya neden çıktın"
Diyarbakır‘ın Çınar ilçesinde ise oğlunu anasınıfına kaydettirmek için okulun istediği 20 TL‘lik kayıt parasını ödeyemeyince okulun halılarını yıkarken evinin çatısından düşerek sakat kalan Elif Satık Milli Eğitim Bakanlığı‘na tazminat davası açmıştı. Bakanlık mahkemeye gönderdiği savunmada, söz konusu annenin okul halılarını kayıt parası karşılığında değil kendi isteği ile zorlama olmadan yıkamak istediğini savunarak davanın reddini talep etti. Ama anne bu görüşte değil: "Halıları kayıt parası karşılığında yıkatmak istediler"
O zaman 12 kurşunla ölen çocuk suçlu(!)
2004 yılında Mardin Kızıltepe‘de hayatını polis tarafından vurulan Uğur Kaymaz‘ın ruhu da, ölümünün ardından benzer bir kaderi paylaştı. 12 yaşında görgü tanıklarının ifadelerine göre 9, resmi raporlara göre 13 polis kurşunuyla hayatını kaybeden Uğur‘un ölümünden sonra, Mardin‘den kilometrelerce uzaklıktaki Eskişehir‘de görülen davada polislerin "suçsuz" olduğuna karar verildi. Türkiye yine şöyle düşünmek zorunda bırakıldı: "O zaman asıl suçlu öldürülen 12 yaşındaki Uğur!"
O merminin orada ne işi vardı?
Uğur Kaymaz‘ın ölümünden 5 yıl sonra Diyarbakır‘da meydana gelen bir başka olay Türkiye‘yi yine derinden üzdü. 14 yaşındaki Ceylan Önkol, hayvan otlatmak için gittiği kırsal bölgede askeri bir mühimmatın patlaması sonucu hayatını kaybetti. Annesi Ceylan‘ın dağılan parçalarını eteğinde taşırken küçük kızın yakınlarda bulunan bir karakoldan yapılan atışla öldürüldüğü söylendi. Savcı olay yerine gitmedi ancak bir açıklama yaptı:
"Ceylan Önkol‘un, daha önce araziye atılmış ancak patlamamış 40 milimetrelik bombaatar mühimmatına elindeki tahta ile vurduğu, mühimmatın patlaması neticesinde hayatını kaybettiği sonucuna varılmıştır" denildi. Bazı tanıklar civarlarda bir patlama sesi duyduklarını söylerken aile de kızlarının karakoldan yapılan atışla vurulduğu görüşünde ısrarcı. Savcılığın açıklamasında ise "suçlu" orada ne işi olduğu belli olmayan mühimmata elindeki tahtayla vuran 14 yaşındaki küçük kız.
Evlat acısı 50 bin etmez
Hakkari‘de polis panzerinin ezdiği 5 yaşındaki Adem Yiğit‘in ailesinin İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davası da tartışmalı bir kararla sonuçlandı. Ailenin 50 bin TL tazminat talebi "Küçük yaşta ölen birisinin anne ve babaya vereceği üzüntü ile belirli bir yaşa ve sosyal konuma gelmiş birisinin ölümünün vereceği üzüntü bir olamaz" denerek reddedildi. 11 Ağustos 2004‘te bir özel harekât polisi, kullandığı zırhlı aracın hâkimiyetini kaybetti ve kaldırımda oynayan 5 yaşındaki Adem‘i ezdi. Adem olay yerinde can verirken, aile hukuk mücadelesi başlattı. Aile, polis memuru Yalçın hakkında "tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme neden olmak" suçundan dava açtı. Mahkeme polisi kusurlu buldu ama serbest bıraktı.
Köylüler, yüksekte yürüyemiyorlar ölüyorlar!
Geçtiğimiz yıllarda her gün ölüm haberleri gelen ve artık toplum bu haberleri kanıksadığımız Tuzla Tersanelerinden gelen bir "yetkili" açıklaması da vicdanları kanatmıştı. Tersane işçilerinin yüksekten düşerek ölmesi üzerine İş Sağlığı Genel Müdürlüğü‘nden kamuoyuna böyle makul bir şekilde açıklanıyordu: "Tersanede çalışan işçiler genellikle köylü. Toprağa basmaya alışık oldukları için yüksekte yürüyemiyorlar."