Hırs Ve Tamah Bataklığı

Abone Ol

İnsan olmanın zorlukları, kolaylıkları daha çok kendisiyle olan sınanmasındaki olumlu ya da olumsuz son dönemi ve durumudur. Hayırla düşünen, hayrın peşinde koşan, azmeden, didinenler için bu yolculuğun zor yanları oldukça fazladır. Kendisini sınırlayan, iç denetimini sağlayan edimlerin baskın olması, onu birçok şeyden mahrum ediyor gibi görünse de sonuçları kişiyi huzura erdirir. İster bu dünyada isterse ötede olsun, fark etmiyor. İnsanın iradesi, seçimi, yönelimini ve yolculuğunu belirler.

İnsanı huzura erdirecek olan sonucudur. Yeryüzüne adım atan insan arayışına başladığı andan itibaren bir bilinç kuşanmıyorsa, ya da bu ruhla beslenmemişse, sonuçlara bakmaksızın kapıldığı dünya tamahının onu nerelere sürüklediği yaşanır, görünür. Elbette olumlu diyeceğimiz yolculuğundan istenilen, arzu edilen kimi şeyler elde edilemeyebiliyor. Görünürde o kayıplar hanesi içinde yer alır. Öyle görünür. İçinde bulunduğu dünyanın görünürlükleri insanı kimi şeylere zorluyor ister istemez.

Dünya hırs tamahının sınırı yoktur. Açtır, asla doymayı, sınırları bilmez. Kimi kavramlar ve düşünüşler devre dışı kalır. Buna ister gözü karalık densin, ister doyumsuzluk, açlık densin sonuçlarının insanı sürüklediği, götürdüğü hayat onun uçurumu olur.

İnsan uçurumunu da huzur ve ferahlığına da elleriyle oluşturur.

İnsanın kimi zaman çevresini yanılttığı ya da kendisini yanılttığı çok doğaldır bu ruh hâliyle. Önce kendi nefsini veya duygusunu inandırması, tatmin etmesi ve söz konusu hayatı geçerli yani meşru kılması kendi mantığı içinde doğaldır.

İnsanın kendisini sınaması, hayat yolculuğu insanın kişiliğinin bir belirtisiyle kendini gösterir. Çünkü bir insana bakılınca dışarıdan çok fazla ne olduğu bilinmez, bilinemez. O hâli görmenin, görebilmenin sezisi önemli. Ancak bu sezi de, sezi sahibinin kişinin kendisinin de nasıl bir hâl içinde bulunduğu önem kazanır. İnsan sarrafı diye bilinen kişilerin hayat deneyimleri insanı tanıma bilme açısından bir yoldur. Bu yeterli midir, değil midir çokça sorulan bir soru ve yaklaşımdır.

İnsanlar biliriz, birlikte yaşadığımız, ortamlarda bulunduğumuz, gözlemlediğimiz sonuçlarına baktığımızda nasıl bir durumdan nasıl bir duruma erdiklerini biliyoruz. Bunun için insan kendisiyle bir sınanmada olduğunda, hayata başlangıç niyetinin halisliği kimini koruduğunu, kiminin yenik düştüğünü anlayabiliyoruz. Kişilerin adlarını vermek yerine etrafı gözlemlemek, insanları geçmişleriyle içinde bulundukları günle tartmak bir yoldur.

İnsanın önce kendisine bakması gerekir. Yolculuğunun hayır üzere olduğu veya olmadığı, geçmişiyle bugünü arasındaki mesafenin ne olduğunu bilmesi yeterlidir. Başkasını sınamak yerine kendi kendisini sınaması en doğru olanı.

Tanıdık ve bildiklerimizin sürüklenmiş oldukları durum elbette ki insanı düşündürür ve üzer. İnsanın kendisini bu yapı, bu hayat anlayışı içinde korumasının güçlüğünü biliyoruz.

Kapitalist ruhun aşırılıkları insanda sınır bırakmıyor. Bir tüketim çarkı ve savurganlığı, tamahı, hırsı insanda ne düşünme ne de irade bırakıyor. Hırs ve tamahın aşırılığı insanı türlü yollara sürükler. Süreç helâl midir, haram mıdır, başkasının hakkı var mıdır, yok mudur gibi düşünüşlerden uzak tutar. Ne yapılıp edilir, amaçlanan şeye varmak için türlü yollara girilir, denenir, kendine göre sonuç da alınır.

Müslümanlar kendi medeniyetlerinin ruhundan uzaklaştıkça başkalarının güdümüne girerler. Bu da asıl uçurumu olur. Bir Müslüman’ın kendisine meşruiyetler oluşturması bahanesi olmaz, olmamalı. Müslüman’ın sınırları var nerede duracağını, nerede yaşama alanı olduğunu, ne yapması gerektiğini bilir. İradeye hâkim olma, kendisine sahip olma budur.

Not: Değerli kardeşim Mustafa Kasadar Bey’in gözbebeğinin, yavrusunun hunharca öldürülmesi, derinden üzmüştür. Merhuma rahmet diliyoruz, makamı cennettir inşallah. Mustafa Bey’e, ailesine, sevenlerine sabır ve dua ile niyazda bulunuyorum.