Tevessül neden şirk değil Kâmil velileri vesile edenler, onların ALLAH ın kulu olduğunu biliyorlar. Onları ALLAH a ortak ve yardımcı görmüyorlar. Onlar da ALLAH a ait yetkilerin olduğunu söylemiyorlar. Sadece, onlardaki ihlas, takva ve salih amellere itibar ediyorlar. Onların bu takva ile ilahi huzurda kabul gördüklerini, naz ve niyaz makamında bulunduklarını, dualarının kabul edildiğini, ALLAH Teâlâ nın onlardan razı olduğunu düşünüyorlar. Bu halleriyle onların:
"Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana farzlara ilaveten işlediği nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Ben onu sevdiğim zaman da artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Ben den her ne isterse, onu mutlaka veririm, Bana sığınırsa, onu korurum." 3 kudsi hadis-i şerifindeki iltifat ve ikrama ulaştıklarına inanıyorlar. Bunun için onların isimlerini dualarına ekliyor, güzel sıfatlarını isteklerinin ilahi huzurda kabulüne destek yapıyorlar. Yoksa onlar, ALLAH Teâlâ dan istenecek bir şeyi velilerden istemiyorlar.
Bu kudsi hadis-i şeriften anlaşılıyorki: Önce farzları, sünneti, sonra da nafileleri işlemeye devam eden müslüman, sürekli mücahede içinde olan insan demektir. O zaman da ALLAH ın sevgisini kazanır. ALLAH ın yardımı ve hidayet her işinde görülür. "İşiten kulağı gören gözü..." beyanları, ilahi yardımın o kulun bütün hayatında tecelli edeceği anlamında güzel, güçlü ve tatlı bir mecazi anlatımdır.
Farzlar ve nafilelere devam etmek, ALLAH ın kulunu sevdiğine işarettir. ALLAH a ibadetlerle yaklaşılır. ALLAH, razı olduğu kullarına her işte yardım eder. ALLAH dostlarının duası makbuldür.
Salihleri vesile yapıp ALLAH Teâlâ dan bir şey istemeyi tenkid edenler, bunun her namazda Fatiha suresinde okunan:
"ALLAH ım! Ancak Sana kulluk eder, sadece Sen den yardım isteriz"4 ayet-i kerimesine ters düştüğünü söylüyorlar. Halbuki bu ayet-i kerimede, ALLAH tan bir şey isterken içimizdeki salihlerin zikredilmesine red değil, açıkça bir işaret vardır. Çünkü, ayet-i kerimede: "Sadece Sen den isterim" denmiyor, "isteriz" deniyor. Ayet-i kerimeyi okuyan kimse yalnız da olsa, "ben" değil "biz" ifadesini kullanıyor. Bununla kul, kendini aciz görüp tevazuya bürünür ve şöyle demek ister: "ALLAH ım! Bizler topluca Sana yöneldik; ancak Sana kulluk ediyor; sadece Sen den yardım istiyoruz. Ben Senin huzurunda tek başıma bir şey taleb etmeye ehil ve layık değilim. İçimizde gerçek kulluk yapan ve duasında samimi olan salihlerle birlikte Sen den istiyorum. Benim isteğimi onların duasına kat, kabul eyle" Eğer kibirimizi kırar da ALLAH a giden yolda o saadetli büyükleri terbiyemizde rehber, dualarımızda vesile edersek inşaALLAH maksadımıza ulaşırız.
Bazı kimseler, "İslâm da türbe ziyareti yoktur" şeklinde konuşuyorlar. Yanlış söylüyorlar. İslâm dininde kabir ziyareti vardır. Evliyaullah tan ve eski büyüklerden birinin türbesi de bir kabirdir ve Müslümanlar bu gibi yerleri ziyaret edebilirler. Bir kabrin başında Fatiha okuyup sevabını orada yatan mevtaya bağışlamak kesinlikle şirk değildir. Ancak dileklerin gerçekleşmesi için veya hastalıktan kurtulmak amacıyla din âlimlerine veya şeyhlere ait türbeleri ziyaret edip mum yakmak, çaput-bez bağlamak, taş yapıştırmak ve adak adamak suretiyle ölülerin ruhaniyetinden medet ummak yaygın hurafelerden birisidir.