Hile, hilecinin ayağına dolanabilir!..

Abone Ol

Sistemin esasını egemenliğin millete ait olması oluşturur. En azından böyle söylenir. Millet Meclisinin duvarına "Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir" diye yazılmışsa elbette bunun ifade ettiği manaya uygun davranılması gerekir. Bir başka ifade ile millet iradesine herkesin saygı duyması, teslim olması esas olmalıdır. Ama, ülkemizde böyle olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü, millet egemenliğinin tek kullanıldığı yer birtakım Anayasal ve yasal düzenlemelerle çeşitli kurumlar arasında taksim edilmiştir.

Denebilir ki, millet egemenliğine karşı duyulan güvensizlik hakim güçleri karşı tedbir almaya, bir başka ifade ile birtakım tuzaklar kurmaya itmiştirBu kurulan tuzaklar vasıtasıyla millet iradesinin bazı çevrelerin arzularına uygun tecelli etmemesi halinde milletin hizaya getirilmesini öngören düzenlemeler devreye girmiştir.

Bunları şimdi tek tek saymaya gerek yok.. En taze örneği üzerinde durmak istiyorum.

Bilindiği gibi üniversite rektör adayları  önce tüm üniversite öğretim üyelerinin adaylar arasından yaptıkları seçimle belirleniyor.. Daha doğrusu üniversite öğretim üyeleri rektör olmasını arzu ettiği adaya oy veriyor. Bu oylama sonucu YÖKe gidiyor.. YÖKde bir mülakat oluyor ve üç aday sıralamaya tabi tutularak Cumhurbaşkanına atama için gönderiliyor.

Üniversitedeki seçimde en çok oy alan rektör olamayabiliyor, çünkü düzenleme böyle.. YÖK de kendi yetkisi dahilinde bir sıralama yapıyor ve Cumhurbaşkanı kendisine gönderilmiş üç adaydan birisini rektör olarak atıyor. Böyle olunca da bazen üniversitedeki oylamada en az oyu almış olan bir rektör adayı rektör olarak atanmış olabiliyor. Böyle olunca da "Madem ki en az oy alan rektör olarak atanabiliyor o zaman üniversitedeki seçime ne gerek var " sorusu akla geliyor ve yıllarca bu husus tartışıldı.

Nasıl ki, egemenliğin  Millet Meclisi ile birlikte başka kurumlar tarafından da kullanılması esas kabul edilmiş ise ünivesite rektörlerinin atamasında da öğertim üyelerinin iradesine güvenilmemiş ve bazı süzgeçlerden geçmeye tabi tutulmuştur. Bunu yapan ise elbette bugün "Karşı çıktığı şeyi yaptı" diye eleştirilen Gül ve AKP değildi.

Halbuki, bir üniversitede rektörün kim olması gerektiği yönünde seçim yapılıyorsa bu seçimin sonucu belirleyici olmalıdır.. En azından araya YÖK gibi yeni bir belirleyici girmemelidir. Üniversetedeki oylamada en çok oyu alan iki ya da üç aday -bana göre iki aday yeterlidir- Cumhurbaşkanına sunulmalı ve bunlardan birisini de Cumhurbaşkanı rektör olarak atamalıdır. Bunun sebebi de Cumhurbaşkanını bir tasdik makamı olmaktan çıkartmaktır.

Çünkü, Cumhurbaşkanına eğer tek bir isim gönderilecek ve Cumhurbaşkanıda bunu onaylamak durumunda olacaksa bu doğru olmaz. O takdirde Cumhurbaşkanının onaylamak ya da geri iade etmek gibi bir tercih hakkı bulunması gerekir. Hükumetten gelen atama kararnamelerinde olduğu gibi. Böylece hem üniversite öğretim üyelerinin iradesine ipotek konulmamış, hem de Cumhurbaşkanına takdir yetkisini kullanma imkanı verilmiş olur.

Aslında sistemin top yekün tuzaklarlardan ve hilelerden temizlenmesi gerekiyor. Bunun için başta Anayasa olmak üzere yeniden bazı yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu düzenlemeler sırasında kendilerini yasama, yürütme ve yargının üzerinde gören birtakım kurumların ya tasfiye edilmesi ya da dokunulmazlık zırhlarının kaldırılması gerekiyor. Sanıyorum bu kurumların sahip olduğu dokunalmazlık zırhının kaldırılmasına milletvekillerinin dokunulmazlık zırhının kaldırılmasından önce ihtiyaç vardır.

Sistemin tuzaklardan ve yaşanan birtakım çelişkilerden kurtulmanın yolu budur. Böylece dün Sezer üçüncü sıradaki rektör adayını atarken alkış tutanların bugün Gül ikinci sıradaki adayı atadı diye sitemde bulmalarına gerek kalmaz. Kimse kimseyi tutarsızlıkla suçlayamaz.. Tutarsızlığın kaynağı kurutulmadıkça bu tür uygulamalar sürüp gidecektir. Sadece zaman içinde bu tutarsızlıklıklara itiraz edenler değişmiş olacaktır.