Hilafet olsaydı (ağır ironi)

Abone Ol

Hilafet olsaydı, her şey çok kötü olabilirdi. Mesela Siyonizm, kapitalizm, emperyalizm gibi sapkın zihniyetler halifeyi ikna ederek, dünyayı ele geçirebilirlerdi. İstedikleri ülkeleri işgal eder, istemediklerini sömürge haline getirebilirlerdi. Yer altı, yer üstü ne kadar zenginlikleri varsa kendi menfaatleri uğruna çalabilirlerdi. Kendilerine karşı çıkan ülkelerde, saniyede bir çocuk öldürür, hesap vermeyebilirlerdi. Kadınların iffetini kirletir, hesap vermeyebilirlerdi. Saygıdeğer yaşlılarımızı ayaklarına paspas yapar, hesap vermeyebilirlerdi. Mesela bu düzenin en güçlü olanı, diğer dünya ülkeleri ile kovboyculuk oynayabilirdi. Kafasına göre ateşi keser, kafasına göre alev saçabilirdi bin farklı coğrafyaya… İnsanların istikballerini şekillendirecek hatta açlıktan ölmelerini sağlayacak ticari anlaşmalar yapar, yahut keyfi yasaklar uygulayabilirdi. Belki gecenin bir yarısı, başka bir ülkenin başkanını “sadece kendisi gibi düşünmediği için” askeri bir operasyonla eşiyle beraber evinden kaçırabilirdi… Allah’tan bu diktatörlere destek verebilme ihtimali olan bir halifemiz yok da kafamız rahat…(!)

Hilafet olsaydı, çağın çok gerisinde kalırdık hem… İktisat filan hak getire… Ekonomimiz yerle bir olurdu muhtemelen… Bırak geçinmeyi, evlenmeyi dahi göze alamazdı evlatlarımız… Düğün masrafları cep yakardı. Enflasyona bağlı olarak ev kiraları, otuz kırk bin liralara ulaşır, geçim olanaksız hale gelebilirdi. Masraflar arttıkça ticaret yavaşlar, esnaf kan ağlardı… Kepenk kapatmak zorunda bile kalabilirlerdi. Eğitim zorlaşır, sağlık gelişemez ve yaşam standartları yerle yeksan olurdu… Hilafet olsaydı doğru bir atama sistemi kurulamaz, eğitim sistemi yamalı bohçaya dönebilirdi. Binlerce diploma sahibi genç işsiz kalır, gelecek kaygısından bunalıma girebilirlerdi. Yoksulluk hatta açlık sınırının altında yaşamak zorunda kalabilirdi birçok insanımız… Belki yokluktan, yoksulluktan intihar edenler bile olabilirdi. Neyse ki; çağ dışı, geri kafalı, faiz ve konjonktür düşmanı, yobaz hilafet sistemi ile yönetilmiyoruz da… Hiç böyle dertlerimiz yok.(!)

Hilafet olsaydı, aydınların medeniyet eksenli ahlaki kuralları hiçe sayılabilirdi. Mesela erkekler dört eş ile bile yetinmez, farklı zamanlarda otuz dört sevgili yapabilirdi. Sevgili olarak dahi sorumluluklarını almak istemedikleri bin farklı kızla, arkadaşlık ayağına istedikleri gibi takılabilirlerdi belki de… Mesela bu “özgür ve medeni tavırlar” normalleşirse yahut rağbet görürse; flört temalı filmler, diziler, şarkılar, türküler çıkarılabilirdi. Çeşitli medya ağları üzerinden nesillerimizi sadece cinsel dürtüler endeksli yaşayan ucubelere dönüştürebilirdi… Namussuzluk meşrulaşır, manevi tüm değerler yitirilebilirdi. Arz talep dengesinde cazibeyi artırmak için her yerde kadınlar kullanılabilir, bir nevi köleleştirilebilirdi.

Toplumsal şuursuzluktan kaynaklı bin farklı konumda görev almak için mankurtlaştırılan naif hanımlar; tam evlat olamaz, tam eş olamaz, tam anne olamaz hiçbir kaba sığamazlardı. Yani, cinsel arzuları karşılamak için var olan vitrin mankenliği vazifesi hariç, hiçbir şeyi tam olarak beceremezlerdi… Tamamen orta çağ karanlığında bir hayata mahkûm edilebilirlerdi… Mesela adamlar hanımlar, sıkıldıkları sevgililerinden istedikleri zaman hiçbir mesuliyet olmaksızın ayrılabilirlerdi. Ya da ayrılmak istemediklerini saplantı haline getirebilir, onları yaralayabilir belki de öldürebilirlerdi…

Yahut bu takıntılı ve doyumsuz ilişki ortamlarında sözde hazzı artırmak için sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddelerin kullanımına yönelebilirlerdi. Hatta belki bu sapkınlık o denli büyürdü ki, ülke genelinde geniş kapsamlı bir ahlak operasyonu başlatılabilirdi. Sanatçılar, sporcular, gazeteciler, oyuncular… Envaiçeşit ünlü, fuhuş ve uyuşturucu madde kullanımı iddiaları ile tutuklanabilirdi. Sonra bu sapkın gidişatın dahi “baskılanmış duygularla” bağlantılı olduğunu iddia edecek kadar ar damarı çatlamış, Siyonist insancıklar çıkar… Bizi hilafetin kötülüğü hakkında aydınlatabilirlerdi… Neyse ki hilafet yok da hiçbir ahlaki kaygı taşımıyoruz…(!)

Hilafet olsaydı, halifeler ülkeyi kendi keyiflerinin kahyasına göre yönetebilirlerdi. Adaleti tamamen rafa kaldırabilirlerdi. Kendilerine karşı çıkan halk bile olsa, istedikleri gibi tutuklayabilir hatta darağacına gönderebilirlerdi. Ama neyse ki 3 Mart 1924 tarihinden beri hilafet yok da… Yıllarca aynı adamlar istişaresiz, seçimsiz tek başlarına ülkeyi yönetmediler… İnsanları sarık veya başörtüsü takmak için zorlamadılar… Sarık veya başörtüsü takmayanlara zorla taktırsalardı takmayanları idam etselerdi biz ne yapardık… İyi ki hilafeti kaldırdılar… Yoksa kimileri farklı inançlarını özgürce yaşamak için, kimileri zulüm gören kavminin haklarını savunduğu için, kimileri belki de sadece okumak istediği için katledilebilirdi. Hatta olayların adlarına; Şeyh Said İsyanı, Dersim Katliamı, Zilan Katliamı, 28 Şubat süreci filan gibi ilginç şeyler derdik. İlginç olabilirdi. Neyse ki hilafet kaldırıldı… Allah, kaldıranların ellerini sıcak sudan soğuk suya koymasın inşallah!

Hilafet olsaydı dine, ne idüğü belirsiz bin farklı yorum getirilir, insanların camilerden başka güvenecekleri hiçbir yer kalmazdı mesela… Allah’ın dinini yaymak adına Siyonist faaliyetler gerçekleştirilir, hoca kılıklı bin farklı ajan sürülür piyasaya da kimsenin ruhu duymazdı. Kimisi kediciklerle oynaşırdı.

Kimisi kelime-i tevhidin anlamını bilmeyen gençlere, Peygamber Efendimiz’in sözleri olan hadisleri sorgulatırdı. Kimisi yüzeysel birkaç ayeti, hadisi delil göstererek, kendi kafasına göre insanları tekfir ederdi. Kimisi yanmaz kefen satardı… Ortalık çıpıt çarşısına dönerdi…

Yahut sözde Müslüman yöneticiler Allah’ın adını kullanarak, insanları dolandırabilirlerdi. Ya Allah Bismillah diyerek açılışını yaptıkları tesisler üzerinden haram lokma havuzu oluşturabilirlerdi. Kurtlarla oturup, kuzularla ağlaşabilirlerdi. İşlerine gelene helal, işlerine gelmeyene haram diyebilirlerdi. Kendilerine çalışanlara kahraman, onlar gibi düşünmeyen herkese hain diye hitap edebilirlerdi. Devlet kurumlarını, vakıfları, dernekleri vs. kurum ve kuruluşları kendi menfaatleri doğrultusunda birer rant kapısına dönüştürebilirlerdi. Kendilerine itiraz eden herkesi cezaevine gönderebilirlerdi. Uzun lafın kısası, insanlar Allah ile aralarına set ören şarlatanlar yüzünden, Allah’ı bulamaz hale gelirlerdi de… Çatır çatır ateist, deist olurlardı… Boşluğa düşer, günah bataklığına saplanır, intihar ederlerdi… Neyse ki hilafet yok da kimse dini kendi kafasına göre kullanamıyor.(!)

Hasılı

Hilafet olsaydı… Böyle bir yazı yazılmasına gerek kalmaz, Allah nizamını konuşmak biz gibi cahillere kalmazdı… Cahil cahilliğini, âlim âlimliğini bilirdi. Sapla saman yan yana saf tutmaz, hesaplar ruz-i mahşere bırakılmazdı. Hilafet olsaydı, ölüme yaş sınırı getirilirdi. Yani Rim, şehadette yaşa takılırdı mesela... Hilafet olsaydı, Müslümanlar bin kere zayıflasa bile, sistem hakka dayalı olduğu için bin kere toparlardı. Ama kaldırdılar. Viran oldu sinelerimiz… Hanelerimiz… Memleketlerimiz… Ülkelerimiz…

Her Müslüman’ın ilk vazifesi hak nizamını geri istemektir. Hak nizamın yeniden tesisi için çabalamaktır. Bir insan hilafet istemiyorum, şeriat istemiyorum diyemez. Derse Müslümanca olmaz. Deistçe olur. Tanrı yarattı tamam ama işimize karışmasın anlamına gelir. Bu da Müslümanca bir tutum olmaz. Kur’an-ı Kerim ve hadisler bize hak ile hükmetmeyi emreder. Rabbim bizlere öz nizamı tekrar görmeyi, tatbik etmeyi nasip etsin inşallah...