Hikmet, daha başlangıçtayken mevcut sonu görmektir. Bir olayın tahkiyesi, ancak olaya sebep olan unsurların zorunlu neticeleriyle ilişkilendirildiğinde çemberin/yazgının tamamlanmasıyla kurulabilir. Gerisi laf-ı güzaftır, israftır.
Musa, hikmetle donatılmış “kullardan bir kul” ile karşılaştığında başlangıcını gördüğü olayların hakikî sonuçlarından bîhaber olduğu için yol arkadaşı hakkında bazı hükümler verdi. Hükümleri yanlıştı, çünkü sonuç hakkında hiçbir ilmi yoktu. Hızır ise hikmet ehli olarak yaptıklarının sonucunu zaten içeren bir başlangıçta sabitti. Ayrılan, esasen o değildi ama “bu, seninle benim yollarımızın ayrıldığı yerdir” dedi.
Olayları zamanın içinde, bir çizgi üzerinde okuyabildiği için “balığın karnındaki” de Musa gibi, bir mağarada yaşadığını idrak edene kadar uyanamadı: “Kendime zulmettim”, dedi sonra.
Kemâlin hareketten önce geldiğinin bir ifadesi Aristoteles’in “gâyenin iyi” olduğu fikrinde yatar: İyi olan tamamlanmıştır ve tamamlanmış olan, o şeyin gâyesidir. Zaten modern düşünceden önce zamanın dairesel olarak tasavvur edilmesinin gerekçesi de başlangıç ve sonun, oluş ve gâyenin bir ve aynı olmaları; iyi olanın kemâl bulmuş ve ilk olan olmasından dolayıdır. İsa da bu yüzden “Bizler, birinciler ve sonuncularız” dedi. Çünkü birinci olan sonuncu, sonuncu olansa birincidir daima bu dairede…” diyor Alper Gürkan abi şahsına ait bloğunda ve bugünümüz için önemli bir meseleyi gündemimize taşıyor: Hikmet nerededir, kimdedir? … (bknz: alpergurkan.blogspot.com.tr)
***
Bugün ülkemiz insanın temelde yaşadığı en önemli sorunların başında hikmet ehlini tespit edemiyor oluşu gelmektedir. Bunun başlıca nedeni düşünce dünyamızın birçok dünyevi fikriyat tarafından taciz edilmesi ve zihni berraklığımızın kirletilmesidir. Kirlenen zihin, doğru düşünceyi ve doğru düşüncenin sahiplerini yakalamakta pek tabi zorlanmakta, aklına yatanı, ya da karizmasına tav olup gönlüne en yakın olanı kendisine rehber/yoldaş tayin etmektedir. Ardında kalan boşlukları doldurmak, içselleştiremediği düşüncelerini tatmin etmek için ise “vardır bir bildiği” kartını oynamaktadır ki bu sorunlu alanlardan hem çok kolay bir sıyrılış, hem de seçtiği yola/yoldaşa daha bir aşkla bağlanıştır…
Dün başka bugün başka konuşlarda, evvelce söylediğini yenice inkâr edenlerde, çok kolay aldanıp aynı kolaylıkta aldatanlarda bilgelik arayanları, imam efendinin farz namazın öncesinde uyardığı gibi yapmak lazım gelir. Çünkü eğer biz onları sıkı tutup iyiyi, doğruyu, faydalıyı ve adil olanı anlatmazsak yuvarlanıp düşecekler, kafayı gözü yaracaklardır…
Hikmet, bugün için söylediğin her şeyi bundan yaklaşık elli yıl önce kaleme almaktır. Hikmet, ne olduğu belirsiz yapıların iç yüzlerini ilk görüşte anlayıp tehlike arz eden durumları insanlara defaatle anlatmak, insanları uyarmaktır. Hikmet, kimin ne iş yapacağını, hangi işin hakkından kimlerin gelip kimlerin gelemeyeceğini adamın mayasına bakarak ifade etmektir. Hikmet, size yıllarca alenen düşmanlık beslemişlerin yayın organlarına çıkıp, size en yakınların en ağır hakaretlerine maruz kalacağını bile bile, sadece dokuz yıl sonra gün yüzüne çıkacak gerçekleri bas bas bağırmaktır. Hikmet, bir kardeş kavgasında ilk araya giren olmak, kardeşleri buluşturup barıştırmak için her türlü yolu denemek, kardeşkanı akmasın diye mücadele etmektir. En nihaye hikmet, her zaman haklı çıkmaktır.
“Kur’an bir harita, akıl bir pusula, iman ise önümüzü aydınlatan bir fener hükmündedir” derken Merhum Erbakan Hocamız, Milli Görüşçülerin nasıl hikmet ehli olduklarının, daha işin başındayken sonucu nasıl gördüklerinin ipuçlarını veriyordu. Her Milli Görüşçünün elindeki fener ve pusula ile önündeki haritayı takip ederek kurutuluşun kapısını tuttuğunu ifade ediyor, herkesin bu kapıya kafayı gözü yarmadan gelmesini cani gönülden arzu ediyordu. Her defasında muhatabımıza hikmeti göstermenin yolunun ancak hikmetle anlatmaktan geçtiğini anlatıyor, aksi takdirde onların etrafımızdan dağılıp gideceğinin uyarısını yapıyordu…
***
Hikmet, daha yolun başındayken mevcut sonu görmektir. Ne mutlu hikmet ehli olanlar ile yoldaş olanlara… Hamdolsun bizleri bu yolda tutana… Ves’selam.