Hicri yılbaşı ? 4

Abone Ol

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Yüce ALLAH ın:

Önce en yakın akrabanı uyar   emri gereğince, önce yakınlarından başlamak

üzere insanları İslâm a davet etmeye başlamıştır. Kendilerini İslâm a da vet

ettiği kimseler O nu, el-emin = güvenilir kişi olarak tanıyorlardı. O nun

dürüstlüğü ve ahlâkî üstünlüğü üzerinde ittifak halinde idiler. Kendisinin

ALLAH tarafından gönderilmiş ve görevlendirilmiş Peygamber olduğunu duyunca,

O na inanmaya ve etrafında toplanmaya başladılar. O nun bu davetine uyanların

sayısı günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu. Ancak Mekke-i

Mükerremede Kureyş Kabilesi nin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum

üzerindeki hâkimiyetlerini kaybedeceklerinden korktukları için O na engel

olmaya çalışıyorlardı. Bunun için Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize ve O na

inananlara amansız düşman kesilmişlerdi. Mekke-i Mükerremeli müşrikler bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen

bu Yüce Elçi ye akla hayale gelmedik işkence ve zulmü reva gördüler. O na kucak

açma, O nunla insanlık onuruna yeniden ulaşma yerine; O nu dışladılar, hayatına

kastettiler.  Mekke-i Mükerreme

müşrikleri Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize karşı İslam ı tebliğ etmeğe

başladığı andan itibaren karşı bir tavır takındılar, engellemeye çalıştılar. Bu

tavır ve engelleme, sadece İslam ı reddetmekten ibaret kalmadı, Hz.Peygamber

(S.A.V.) Efendimiz alaya alındı, müminlere baskı uygulandı ve bu baskılar

İslam ın Mekke-i Mükerreme de yayılmaya başlaması üzerine eziyet ve işkenceye

dönüştü. Neticede Müslümanlara zulmederek, akıl almaz işkencelerde bulundular.

Hatta Ammar b. Yasirin babası Yasir ve annesi Sümeyye işkenceyle öldürüldü.

Kendilerince Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimize tâbi olanları vazgeçirmek

istediler. Yüce Kitabımızda şöyle buyurulmuştur:

  Onlar ağızlarıyla

ALLAH ın nurunu söndürmek isterler. Halbuki kafirler istemeseler de ALLAH

nurunu tamamlayacaktır.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Mekke-i

Mükerremelilerin kendisine ve Müslümanlara karşı takındıkları tavır

karşısında, hiçbir zaman yılmadı, doğacağına kesinlikle inandığı İslâm

güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü. Müşriklerin, tahammülü çok güç olan bu

zulümleri karşısında, Mekke-i Mükerreme de müslümanlar korunamaz hale

gelmişlerdi. Amcası Ebu Talib tarafından himaye edildiğinden bu tür eziyetlere

uğramayan, fakat ashabının başına gelenlere son derece üzülen ve işkenceleri

engellemeye de gücü yetmeyen Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz, göç etmeyi

düşünen ve aralarında Hz. Osman (R.A.) ve hanımı, aynı zamanda Hz. Peygamber

(S.A.V.) efendimizin Hz. Rukiyye (R.Anha), Cafer b. Ebi Talib (R.A.) ve hanımı Esma

binti Umeys(R.Anha), Osman b. Mazun (R.A.), Zübeyr b. Avam (R.A.), Halid b.

Said (R.A.) ve karısı Ümeyme bint Halid (R.Anha), Abdullan b. Cahş (R.A.),

Abdullah b. Mesûd (R.A.), Abdurrahman b. Avf (R.A.), Ebu Ubeyde b. Cerrah

(R.A.), Musab b. Umeyr (R.A.) gibi meşhur kişilerin de bulunduğu bir grup

müslümanın Habeşistana gitmesine izin verdi. Habebiştan Necaşisi Ashamenin

semavi bir dine mensup, adaletli bir hükümdar olması ve Arapça bilmesi hicret

için Habebiştanın seçilmesinde önemli bir sebep teşkil ediyordu. Ayrıca ulaşım

kolaylığı ve muhacirlerin mali sıkıntılarını daha rahat şekilde giderebilme

imkânı da bu seçimi etkilemişti. Onbir erkek ve dört kadından oluşan Müslüman

kafilesi 615 yılında Mekke-i Mükerremeden Şuaybe limanına, oradan da bir

tekneyle Habebiştana gitti. Bu hicret, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin

henüz tebliğinin ilk yıllarında iken Afrika ile temasa geçmesini sağladı. İlk

muhacirlerin iyi karşılanması üzerine ikinci hicret kafilesine yetmişten fazla

Müslüman katıldı.