Hicret, yapılan zulüm ve işkencelerden, kötü şartlardan
kaçış değil; İslam ın hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartların ve
mekânların aranışıdır. Hicrette bedenen rahata kavuşmak gayesi asla
güdülmemiştir. Çünkü din hizmeti; sıkıntı, eziyet ve imtihan meydanlarında
cereyan ediyor. Gerektiğinde aile efradın, memleket ve yurdun, makam ve maaşın
feda edilebilmesini istiyor.
Hicret; Hakkın batıla galip gelmesi ve İslam ı tümüyle
yaşamanın azmidir. Hicret; tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin,
gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. Hicret; Ensar
ve Muhacirinin sergiledikleri dostluk ve kardeşliğin, milli birlik ve
bütünlüğün en güzel timsalidir. Hicret; ilk müslümanların inançları uğruna
gösterdikleri fedakârlığın doruk noktasıdır.
Hicret; her şeylerini ALLAH için, göz kırpmadan terk eden
Mekke-i Mükerremeli Muhacirler ile onları bağırlarına basan, muhtaç oldukları
halde onları kendilerine tercih eden Medineli Müslümanların, Ensarın
destanıdır. Bu destanda fedakârlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik,
değerlerin paylaşımı, özgürlük aşkı, adalet, saygı ve hoşgörü temel konulardır.
Hicret, İslâm tarihinin en önemli olaylarından biri ve bu
tarihin bir dönüm noktası sayılır. İslâm tarihinde iki önemli hicret olayı
gerçekleşmiştir:
1- Habeşistana hicret: Peygamberliğin beşinci yılında
onbiri erkek, dördü kadın olmak üzere toplam 15 kişi; altıncı yılında da onüçü
kadın yetmiş yedisi erkek olmak üzere toplam 90 kişi Habeşistana hicret
etmiştir.
2- Medine-i
Münevvereye hicret ki, hicret denildiği zaman akla bu gelir.
Tarihte Hicret
Yüce ALLAH, emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmek
üzere peygamberler göndermiştir. Görevleri sadece insanları doğru yola
ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin hemen hepsi, pek çok işkence ve zulme maruz
kalmışlardır. Bazısı öldürülmüş, bazısı yurtlarından göçe zorlanmış, bazıları
da toplumdan soyutlanarak baskı altında tutulmuşlardır. Hâlbuki bu kutlu
elçiler, gönderildikleri toplum için rahmet, şefkat ve sevgi kaynağı idiler.
Kuran-ı Kerim, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizden önceki
dönemlerde de peygamberlerin ve onlara inanan insanların kâfirlerce hicret
etmeye zorlandıklarından ve bunların inançları uğrunda yurtlarını bırakıp başka
yerlere gittiklerinden bahseder. Çünkü batıl düzenler, gerçekten Hakka
inananlara hayat hakkı tanımak istemezler. Onlar gerektiğinde bütün zulüm
mekanizmalarını inananların aleyhine çalıştırmaktan geri durmazlar. Çünkü,
yarasanın ışıktan ürktüğü gibi, onlar da inananların gerçekleri ve mutlak
doğruları gözleri önüne sermeleri ve böylece kendi menfaatlerinin ortadan
kalkmasından, ilahlık davalarının sahteliğinin ortaya çıkmasından, sömürü
çarklarının durmasından endişelenirler, korkarlar. Tarih boyunca inananlara
zalim düzenler eliyle yapılan zulüm, baskı ve şiddetin asıl sebebi budur. Bugün
yeryüzünün her bölgesinde Müslümanlar üzerindeki baskı ve terör bundan
kaynaklanmaktadır.