Hicret, takvimin başlangıcıdır

Abone Ol

Allah (CC) nasip etti dün Muharrem ayına girdik. Bugün 2 Muharrem / 15 Ekim 2015 Perşembe’dir.

Muharrem ayı, hicrî takvimin birinci ayıdır. Dolayısıyla bugün hicrî yılın ikinci günüdür.

İslâm tarihinde önemli olaylardan birisi olan hicret yeni bir takvim sisteminin doğmasını sağlayan çok önemli bir olaydır.

Hicret deyince akla, Peygamberimiz Efendimizin Mekke’den Medine’ye göç etmesi gelir. Böylesi bir önemden dolayı da Hz. Ömer (RA) zamanında tarihin başlangıcı olarak kabul edilmiş, hicrî esasa göre yapılan takvimin başlangıcı yapılmıştır.

Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz’in hicreti, tarihteki bütün göçlerden farklı bir anlam taşır.

Hicret ilk Müslümanların dayanılması çok zor o sıkıntılı günlerinden kurtulmalarına vesile olmuş, huzurlu ve mutlu günlere kavuşmalarına başlangıç olmuştur.

Peygamberimiz Efendimiz’ in hicret ettiği mekân Yesrib iken, O’nun oraya gelişiyle nurlanmış ve Yesrib’ i nurlandırdı manasına gelen Medine-i Münevvere (nurlu şehir) ismini almıştır. Efendimiz (S.A.V.) hicretiyle beraber bu şehirde İslâm Devleti’ni de kurmuştur. Allah’ın izniyle İslâm Devleti’nin kuruluşunun 1431’inci yılını da inşaallah dua ve muhasebe ederek idrak etmiş olacağız. Bu bizlere Allah’ın bir ikramıdır. Bundan dolayı hamd ediyoruz, şükrediyoruz, tefekkür ediyoruz, tezekkür ediyoruz ve teşekkür ediyoruz...

Hicret bir yaşam tarzıdır. İnsanın içini ve dışını temizleyip huzurlu bir hayatın yaşanmasına bu tarz yaşam imkân verir. Her zaman bu tarzın doğduğu hicret günlerinin heyecanını elhamdülillah hiç kaybetmedik. Bu heyecanımızı yok etmek için tarih boyu az mı zulümler gördük. Zulüm, acı, ıstırap, itilme, kakılma, mukaddesatımıza el ve dil uzatmalar yapıldı; hâlâ daha da yapılıyor. Yapılmadık iftira, çektirilmediğimiz zulüm kalmadı. Örtümüzden dolayı işkence görüyoruz. Zaman içinde yavrularımıza 15 yaşına kadar Kur’an öğretmemiz kanunlarla yasaklandı. Dinî hassasiyetlerinden dolayı insanlarımız çeşitli kurum ve kuruluşlara girip vatandaşlık haklarını kullanamadılar; öz vatanımızda vatansızlık muamelesine tâbî tutulduk. Sebep, hicretin ruhunu taşımak, inancın Müslümanca hayata aksetmesine çalışmak.

Hicrette “Talâel Bedru” ilâhileriyle coşarak Peygamberimiz’ i karşılayanların ruh halini yaşayacağımıza ve asla bu ruhu kaybetmeyeceğimize yemin ediyoruz.

Örneğimiz ve önderimiz Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’ in hayatı Enfal sûresi, âyet: 74 ve Tevbe sûresi, âyet: 20’de şu üç kelime ile özetlenir:

• İman,

• Hicret,

• Cihad.

Allah (C.C.) bizden hayat tarzımızı bu üç esasa uydurmamızı istiyor.

Resûlullah’ ı tanıdıkça daha iyi anlıyoruz ki, Hicret’in gayesi, İslâm’ı yaşamaktır. Hicret, hem küfürden hem de küfrün alâmetlerini taşımaktan uzaklaşmaktır.

Servet, şöhret ve şehvet peşinde koşanların; menfaatlerinin kulu olanların, hicret aşkını taşımayanların ahir ve akıbetleri çok perişan olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır.

Âl-i İmran sûresi, 195’ nci ayette 6 sınıf mü’minden bahsedilir. Allah indinde makbul olan bu 6 sınıf:

1- İyi amel sahipleri,

2- Allah için hicret edenler,

3- Allah yolunda oldukları için zulmedilenler,

4- Yurtlarından çıkarılanlar,

5- Cihad edenler,

6- Allah yolunda öldürülenlerdir.

Bizler bu altı sınıfa dâhil miyiz Bu sorunun cevabı iman derecemizin göstergesidir.