Hiçlik duygusunun hatırlattıkları

Abone Ol

İnsanların hayatları boyunca bir gayeleri vardır. Bazı

felsefeciler ne düşünürse düşünsün idealsiz bir insanı düşünmek neredeyse

imkânsız gibidir. Varlık ve yokluk manasında içinde bulunulan hayat dünyaya

bakış açısında etkilidir. Hayatı düşünen insan Allahsız yapamaz. Bu bakımdan

din (batıl dinler bir kenara); bütün insanların huzuru, saadeti bulacağı ve bu

sebeple de yöneldiği bir inanç sistemidir. Allah a inanan Müslüman kendine çeki

düzen verir. Allah a şah damarından daha yakın olan insan, dinin hükümlerine

sıkı sıkıya bağlandığı sürece de Yaratan ın has kullarından olur. Hz. Mevlana,

dünya hayatı nedeniyle ikilemde bulunan insanın Allah katında sonsuzluğa

ulaşmasını ve yoklukta kayboluşunu şu sözlerle ifade etmektedir: Allah tan

başka her şey fanidir. Allah ın zatından başka her şey fanidir. Mademki onun

zatında yok olmamışsın, artık varlık arama! Kim bizim zatımızda, hakikatimizde

yok olursa, yok olmaktan kurtulur, sonsuzluğa erer.

İşte bu yüzdendir ki, kim Hakk ın kapısında ben ve

biz diyerek varlık iddia ederse, o kapıdan kovulur, yokluk makamında dolaşır

durur.

İnancı zayıf bazı insanlar din, Allah ve insan ilişkisini

şu şekilde yorumluyorlar: Tanrı insanı bir hiç olarak yaratmıştır. Ancak aynı

görüş sahibinin çelişkiye düştüğü görülür: Bedenin hiçbir önemi olmamasına,

bedenin hayvanlarda da bulunmasına karşın insanı insan yapan değer akıldır

demektedir.

İnsanla hayvan arasındaki en önemli fark ruh ve akıldır.

İnsan öldüğünde ruhu yaşayacak hayvan ise yok olacaktır. Aklını iyi

kullanamayan insan hayvandan farksızdır. Hayvansal bir yaşam sürer. Ancak

aklını iyi kullanan evrenin bir yaratıcısı olduğunu, insanın bir amaç için

yaratıldığını düşünen insan hayvani yaşamdan insani yaşama geçer.

İnsanlar mutluluk için büyük gayret sarf eder. Çünkü

mutluluk dünya hayatında işlerin yolunda gitmesi demektir. Ancak mutluluk

ararken bir de bakıyorsunuz ki insanların gözleri, zihinleri kara bir perde ile

perdeleniyor. Sadece kendi mutluluğu için çalışmak demek toplusal hayattan

tecrit edilmesi demektir. İnsan kendi mutluluğunu ararken çevresindekilerin

mutluluğunu da göz ardı etmemelidir. Peygamber Efendimiz Müslümanları kırk

komşudan sorumlu olduğunu buyurmuştur. Kırsal kesim insanları büyük şehirlere

iltica etmektedirler. Göç vd. nedenlerle kendi mahallelerinde yaşayan

insanların sayısı ise azalmaktadır. Bazı evlerde yaşayan birkaç insanın yerine

göre arayıp soranı da yoktur. Gençlikte bazı yanları zayıf olmasına karşılık

güçlü yanları daha fazladır. Her türlü güçlüklere göğüs gerer. Ancak adeta

elden ayaktan kesilen ihtiyarların gün geçtikçe hayattan ümidi kesilmeye

başlar. Aile bağları zayıfladıkça zayıflamaktadır. Komşu komşunun külüne muhtaç

atasözü günümüzde anlamını kaybetmeye başlamıştır. Bu nedenle de kırk komşudan

sorumluluk duygusu da kaybolmaktadır. Gün oluyor komşusunun durumundan habersiz

bir hayat sürülüyor. Evinde yalnız kalan ihtiyarlar bir şekilde vefat ettiğinde

günler sonra mevtası bulunuyor! Bu tür dramlar yaşanmaya başlamıştır. İslami

değerler ve ananeler öylesi bir vurdumduymazlığa kurban edilmektedir.

Dolayısıyla yakınındakinden sorumlu olan insanlar büyük vebale girmiş

olmaktadırlar. Çağımızda insan kendine ve topluma yabancılaşmaktadır. Kapitalist

sistem insanların hayatına hâkim olmaya başlamıştır. Manayı ancak dini bayram

ve günlerde görmeye başlamak toplumsal çürümüşlüğe yol açmaktadır.

Kendine yüklenen değerden bir şekilde sıyrılan insan

kendini başka değerlerin kolları arasında bulmuş gibidir. Madde mana ile

birleştiğinde bir mana teşkil edebilir. Materyalist yaşam insanı bir bakıma

hiçlik duygusuna itmektedir. Ancak farkına varılmasa da insanın içine düştüğü

hiçlik gibi durumlar sorumluluğu ötelemez. Somut ve soyut tüm varlıkların

dışında kalan ve sonsuzluk olarak nitelendirilen yerleri bir büyük irade

kuşatmıştır. Cüzi iradeye sıkışıp kalmak külli iradeyi görmemek bir beden için

ne büyük bir ezadır. Her şeyin bir ilacı vardır ve insan kendini bir boşlukta

görmemelidir. Dünyanın belirleyici özelliği de olsa sonuçta bu geçicidir.

Zamanı gelince bazı şeyler de fani olacaktır. Bu bakımdan insan yaşadığı ana

bir moda bakar gibi heves içinde olmamalıdır. Hiçlik durgusuna kapılanlar

Allah ın yüceliği ve bilgisi karşısında, O na hayranlık ve saygı duyarak kendi

küçüklüğünü idrak ederler. Gerçek hiçlik boşlukta gezinmek olmamalıdır. Yoksa

bu boşluğun sonu hüsrandır.