İnsanlığın üzerindeki karabasan ile oluşan umutsuzluk ve karamsarlıklar yılgınlık oluşturuyor doğal olarak. Coğrafyamızda, özellikle Müslümanlar için gerilim, sıkıntı ve umutsuzluk ağır basıyor. Bu da emperyal güçlerin alabildiğine ölçüsüz, pervasız ve acımasız davranmasıyla halkları yıldırmalarından kaynaklanıyor. İnsanlık adına utanç duyulacak olan bu süreçte halkların veya ulusların çaresizlikleri, çözüm üretmedeki açmazları psikolojileri iyice bozuyor.
Karanlık bir ortam, belirsizlikler ve çözümsüzlükler yumağında bulunuluyor. Kitleleri harekete geçirecek öncü insanlar, düşünürlerdir. Entelektüel bir kitle belirleyici olur. Onların dikkatleri, uyarı ve yönlendirmeleri önem kazanır. Kimi zamanlar, kendiliğinden ortaya çıkmazlar. Koşulları, özel çaba ve yetenekleriyle belirirler. En karanlık dönemlerde bir ışık olurlar. Onlara kulak verenler ilk elde olmayabilir ne ki kimi kritik zamanlardaki tutumları ve öngörüleri onları öne çıkarır.
Geçmişe bakıldığında, tarih çok kanlıdır. Savaş ve çatışmaların olduğu her dönemde insanlık dramı çok ağır olmuştur. Savaşlar acımasızdır. Hele emperyal ve sömürge zihniyetini taşıyorsa bunların önüne geçmek zorlaşır. Çünkü onların ne ahlâkî ne de insanî sınırları olur.
Savaşların ahlâkı olmaz. Günümüzde yaşanan kimyasal teknolojik savaşlar sadece insanla değil doğayla ve bütün canlılarladır. Etkileri sadece bulunulan an ve zamanla sınırlı kalmıyor. Yıllarca etkisini sürdürüyor.
Müslümanların içinde bulunduğu çok daha vahim. Emperyal güçler aralarında dünyayı, bölgeleri bölüşürler, birbirlerinin paylarına güçleri kadar saygılı veya razı olurlar.
Müslümanların asıl açmazı, aralarında birlik oluşturamayışlarıdır. Bölgesel olarak birbirine yakın ve komşu olanlar bir dayanışma içinde olurlar, güçlerini birleştiriyorsa bir varlığa dönüşürler. Bu ilk adımı sağlayacak olan bilgi ve düşünce sahibi kimselerin öncülük etmeleriyle sağlanabilir.
Pragmatik, gündelik ve sıradan bakışlı olan siyasal tutumları göz ardı etmeleri, çaba göstermeleri yol açıcı olur. Onların düşünme alanları sınırlıdır. Olayların baş döndürücü hızlı akışı bakış açılarını ve alanlarını daraltır. Onlar sadece o an için nasıl ayakta kalır ona bakarlar.
Kısa süreli tedbirler elbette önemli. Uzun soluklu ve gelecek zamanlı bakışlar ise belirleyicidir. Yeter ki insanlığa ışık olabilecek, umutlarını yenileyecek, diriliş ruhunu hareketlendirecek bir yol üzerinde olunmasıdır.
İnsan var ise, yaşanıyorsa gelecek umudu vardır her zaman. Yeter ki bilinçli bir duruş, yol alış olsun. O zaman yolculuk başlar. Kimi zaman yolda kalınabilir ancak insan soyu tükenmedikçe kalınan yerden itibaren devam edilebilir. İnsanlığın geleceği için zorunludur bu durum
Geleceğini başkalarının yol belirlemesine bırakanlar asla kendi yolları üzerinde olamazlar, yolculukları kendileri için değildir. Bu ancak yol ve yönü belirleyenlerin arzuladıkları bir sona sürükler.
Tarihin kimi dönemlerinde zalimlerin en azgın ve güçlü oldukları bilinir. Her yükselişin bir alçalış dönemi olur. Onların zaaflarının ve çıkmazlarının olduğu yönleri de bulunur.
İnanan insan gücü her şeyin üzerindedir. Bütün olup bitenler de insanla olur.
İslâm insanlığın biricik ve tek umududur. İnsanı insan olarak gören ve onu hakiki değeriyle buluşturan tek yol ve yöndür. Peygamberlerin yol aydınlığında alınan yolda çok mesafe alınır, hedeflenen yöne doğru gidilir.
Karanlık dönemleri aşmak için zalimlerin kervanına katılmadan mazlumlar ve yalnızlar güç birliği edilmesidir. Müslümanların buluşma alanları oldukça çoktur. İnsan olma sorumluluğuyla, kendinden ödün vermeden, vazgeçmeden yol almasıyla olur.