RABBİMİZİN rahmeti bazen yağmur olarak yağar, bazen kar
olarak iner, bazen dolu olarak bize rahmet saçar.
Tabi bu üç rahmete bakan insanlar, yapılarına,
inançlarına yaptıkları işe göre değerlendirirler rahmet mi yoksa zahmet mi
olduğunu.
Isınma sorunu olan garip, Zemheride kar yağacağına kan
yağsın demiş.
Zemheride, kocakarı soğuklarının her tarafı dondurduğunda
ciğerleri yanan hasta, kar pekmezlemesi istermiş.
Ayakkabı dükkânı açan, yağmurların yağmasından memnun
olurken, hasadı harmanda olan ise rahatsız olurmuş.
Hava bulutlanınca köpek, Gökten kemik yağacak demiş.
Kedi itiraz etmiş ve Gökten fare yağacak demiş.
Ekimde buğdayını tarlasına saçan çiftçi de, Yağmur
yağacak demiş.
Herkes ve her şey kendi açısından olaya bakar, ümit ve
ümitsizlik sergiler.
Gerçek Müslüman ise kâinat/evren üzerinde kayıtsız
şartsız hâkimiyetin Allah a ait olduğuna inandığından her olayın arkasında
Rabbinin binlerce lütfunun olduğuna inanır ve her saniye umutla yaşar.
İnkâr tsunamileri gelse üzerine, Allah, dağına göre kar
verirmiş der ve imtihanın ağırıyla karşılaştığından görevini aşkla, şevkle
yapar ve tsunami enerjisini yıkımdan yapıma dönüştürmeye çalışır.
AIDS, bonzai ve her türlü uyuşturucudan bin beter
kâfirlik mikrobunu, en güçlü olduğuna inanan devletleşmiş teröristler saçmaya
başlasalar, iman kalkanıyla o mikroplara karşı mücadelesini verir ve mücadele
konusunda bağışıklık kazanır.
Kinle üzerimize saldıranlar, evlerimizi yıkıp
ailelerimizi yok etseler onlara anlayacakları dilden karşılığını verirken
onların içlerindeki kinlerinde boğulmamaları için kalplerine imanın girmesi
için çalışırken Rabbinden hidayet ister.
Bu yolda ölse, ecelin değişmeyeceğine imanı tam
olduğundan şehit olarak gittiğine sevinir.
Malına el koysalar, Yükümü hafifletiverdiler, bundan
sonra daha fazla koşuştururum diyerek coşar.
Sürgüne gönderseler, Orada edineceğim dostlardan hem
yararlanırım, hem yararlandırırım diyerek gider.
Makamını alsalar, rütbelerini soysalar, Makamın ve
rütbenin getirdiği sorumluluktan kurtuldum, şimdi mevcut gücüme göre hizmet
etmem gerekir der ve daha bir aşkla sarılır davasına.
Dünya kâfirlerinin hepsi bir araya gelseler, Müslüman a
hiçbir zarar veremeyeceklerini Rabbimiz haber verir:
111-Onlar, size eziyetten başka zarar veremeyecekler.
Eğer sizinle harp ederlerse, size arkala-rını dönüp kaçarlar. Sonra onlara
yardım edilmez. (Al-i İmran Suresi, ayet: 111).
Ancak, zarar verememelerini üç şarta bağlar, iman, sabır
ve takva:
120-Size bir iyilik dokunsa onları (kâfirleri)
tasalandırır. Size bir kötülük dokunsa onunla neşelenirler. Eğer sabreder ve
sakınırsanız onların hilesi hiçbir şeyle size zarar veremez. Şüphesiz Allah yaptıklarını
kuşatmıştır. (Al-i İmran Suresi, ayet: 120).
Kâfirler, ancak iki faydadan birini yerine getirme suçunu
işleyebilirler.
Ya şehit ederler, ya gazi olunmasını sağlarlar.
Rabbimiz buyurur:
52-De ki: Siz, bizim hakkımızda iki güzellikten (gazilik
veya şehitlikten) başkasını gözetleyemezsiniz. Biz ise, Allah katından veya
bizim ellerimizle bir azabın size isabet etmesini gözetliyoruz. Gözetleyin; biz
de sizinle beraber gözetleyenlerdeniz (Tevbe Suresi, ayet: 52).