Bir takım kişiler AKP’den ayrılıp yeni bir parti kuracaklar diye aklına esen herkes konuşuyor!
Kimi tasvip ediyor, kimi karşı çıkıyor! Hepsine saygı duyuyoruz!
Elbet herkes ne düşünüyorsa söyleyecek!
Ama Numan Kurtulmuş tarafından söylenenler bir türlü içimize sinmiyor, kabullenemiyoruz. Tamam, herkes konuşsun ama bu konuda hiç olmazsa O dilini tutsa!
Dilini tutmayı bir başarabilse!
Ne güzel olacak.
Ancak ne var ki dilini tutamıyor ve O da konuşuyor.
Bakın neler diyor:
“Kendi kararı, saygı duyarız.
Buna bizim bir şey dememiz doğru değil.
Kendi kurucusu olduğu partiden ayrılma kararı vermiş, Allah hayırlı etsin.
Siyaset hakikaten zor bir iş!
Bir iddiaya ve iradeye sahip olma işi. Belki bir ömür sürecek, zaman zaman yoklukların, zorlukların, darbelerin, dimdik yokuşların olduğu bir mücadele süreci.
Emek, zaman, sabır istiyor.
Mukavemet edebilmek becerisi istiyor.
Siyaset kişisel hesaplarla yönlendirilebilecek alan değil.”
Açıklamanın her satırı adeta demirden leblebi gibi!
Yenilir yutulur cinsten değil.
Kurtulmuş’un bunları AKP’den ayrılıp yeni parti kuracak olan kişilere söylemeden önce kendi nefsine söylemesi gerekmez miydi?
Mesela siyasette nasıl bir iddiaya ve iradeye sahipti?
Dilerseniz biz hatırlatalım.
Bugün bu iddiayı dile getiren zat-ı muhterem geçmişte, “Bizim en büyük sorunumuz içimizdeki gizli ve sinsi AKP’lilerdir” diyordu.
Sonra da bu sözü hiç etmemiş gibi kapağı AKP’ye atıyordu.
Evet, bugün siyasetin mukavemet edebilme becerisi istediğini söyleyen zat-ı muhterem geçmişte siyasi mukavemeti kendi partililerine karşı alabildiğine göstermiş ama AKP’nin koltuk teklifi karşısında bu mukavemetten eser gösterememiş kişidir!
Bu yüzden, “Hiç olmazsa dilini tutsa” deme ihtiyacını duyuyoruz. Susmayı başarabilse ne geçmişte yaşadıklarımızı hatırlayacağız ne de başkalarına hatırlatma ihtiyacını duyacağız. Ama O bir türlü susmayı başaramıyor. Bizler de O konuşunca yazmadan yapamıyoruz.
Oysa bütün bunlara ne gerek var?