Beyoğlu Belediye Başkanı nın gururla ve bir AKP liye
yakışan övünçle ilan ettiği Madame Tussauds müzesinin bir şubesini Beyoğlu na
açtırarak, Beyoğlu ruhunu yaşatmayı amaçlamasından daha önce haberdar olmuştuk.
Diyorlarki: Londra daki Madame Tussauds müzesindeki
Mustafa Kemal in balmumu heykeli, müzecilerin iddialarının aksine Mustafa
Kemal e benzemiyordu. Sergilendiği yer ise devlet adamlarına ayrılan bölüm değildi.
Her yıl bir milyondan fazla olan ziyaretçilerin arasındaki
Türk vatandaşlarının rahatsızlık duymalarını da umursamıyor ve dikkate
almıyormuş Madame Tussauds müzesinin yetkilileri.
Bu saygısızlığın temelinde, Türklerin dikkatini daha
fazla çekmek, daha fazla ziyaretçi çekmek hesabı mı var, bilinmez.
Fakat bildiğimiz, bazı insanlarımızın bir pişmanlık
yaşaması ve işe bizzat el koymasıdır.
Profesör Yılmaz Büyükerşen, kendimiz yapmazsak, elaleme
bırakırsak, olacağı bu diye düşünmüş mesela. Sonra da balmumu heykel
çalışmalarına başlamış, onca heykelci mezun eden fakültelerimiz varken. Üstelik
ülkemizde balmumu heykel yapmak için malzeme üretilmemesine rağmen
Kendimiz yapmazsak, elaleme bırakırsak
Müzedeki diğer büyük devlet adamları heykellerini de o
devlet adamlarının dahil olduğu milletlerin profesörleri mi yapmıştır
Madame Tussauds müzesi bizi rahatsız eden bu duruma bir
açıklama yapma ihtiyacını hiç duymamış. Nerden mi anladık bunu
Mustafa Koç işi üstlenip Atatürk heykelini değiştirmek
istiyoruz teklifini resmen yapınca..
Mırın, kırın etmiş müze yetkilileri. Tarihimizde böyle
bir değişikliğin örneği yok demişler.
Müzecilerin demek istediği ne Sizden başka
heykellerinden şikayetçi olan yok. Ya da diğer milletlerin hiçbiri
heykellerindeki benzemezliklerle, yanlışlıklarla ilgilenmiyorlar.
Veya bizim rahatsızlığımızın boyunu anladıkları için
pazarlık kızıştırmak istiyorlar Saniye saniye müzelerini mi takip ettik
Nerden bilelim başka değişiklikler olmadığını Ama siz çok özelsiniz
okşamalarını da hissetmek mümkün bu arada.
İki şartla kabul etmişler istediğimizi. Masrafları biz
yani Koç grubu karşılayacak, üstüne de 70 bin pound ödeyecek. İkinci şart ise
daha şahsi. Heykeltraşları profesor Büyükerşen le birlikte çalışacakmış.
Elaleme bırakmama işini galiba yüzde elli başarmaktır bu.
Bir heykeli heykelle değiştirmek ve onu daha uygun bir
yere yerleştirmek, bir müzenin masraf hanesini 70 bin pound kabartır mı, yoksa
bu müzede icabında ticaret de yapılır kaidesi mi var Sorusu aklımıza gelmiyor,
iki şartlarına iki şartta cevap verdiğimizden.
Şartımız bir: Müzenin heykeltraşı Lord Kinross un Atatürk
biyografisini okuyacak. Bir İngilizi bir başka ingilizin kitabını okutarak
eğitmek de bize mahsus olmalı. Hem nerden biliyoruz o heykeltraşın o kitabı
birkaç kere okumadığını
İkinci şartımız ise heykeltraş için turistik bir gezi
sayılabilir. Anıtkabir i ziyaret etmesi, orayı görmesi Seve seve kabul
etmişlerdir.
Bir sene sonra istediğimiz olmuş bizim.
Mustafa Koç un emekleri 10 Kasım 2005 te, Atatürk ün
gerçeğe yakışan heykelini, diğer büyük liderlerin heykellerinin bulunduğu ana
salona taşıttırmış.
Madame Tussauds müzesine biz şimdi Beyoğlu muzu tahsis
etmekle, Londra başarımıza bir başarı daha mı ulamış olacağız Yoksa Madame
Tussauds Müzesine yaptığımız ödemeyi az bulduğumuzdan bir jest yapmak ihtiyacı
mı kıvrandırıyor bizi.
Beyoğlu Belediyesi açıklar, biz de öğreniriz. Beyoğlu
camilerinin yanındaki eğlence mekanlarına ruhsatı bakanlık veriyor açıklamaları
yapmaktan zaman bulduklarında
Not: 21 Ocak ta vefatını duyduklarında, gazetelerinin en
erken baskısına kaptırmamak için yazı yetiştirenlerden öğrendik, tabutuna
Osmanlı sancağı sarılan Mustafa Koç a bu müze olayını dönemin HKK nın
anlattığını, fikri verdiğini...
BİR TORUNUN ARDINDAN
Bu küpur 1965 tarihli bir solcu dergi fıkrasıdır. Vehbi
Koç un Türk basınındaki gelenekselleşmiş anlatımına en iyi örneklerinden biri
olduğu için koyduk buraya onu.
- Mustafa Koç bütün bunları tanıyor ve anlattıkları kadar
dostları idiyse, kendi işlerini ne zaman yapıyordu Başkalarının şirketlerinden
fazla şirketi, kalabalık bir ailesi
Gözü ekrandaki bir insanımız bu kelimeleri sese
dönüştürürken, bir diğer insanımızda şöyle konuşuyordu:
- Gerçekten sevdikleridir Mustafa Koç. Ya da öteki
işadamlarına bir diyecekleri var.
Duyanların yüzünde, o işadamlarıyla da merhum Mustafa
Koç la oldukları kadar dostturlar, arkadaştırlar; ama şimdilik bilemeyiz
ifadeleri
Tv seyircilerinin söyledikleri uçar, gider. Gazetelerinde
anı yazanlar kervanına biz de katılalım; içinde Koç ailesi geçen bir yazıyla.
Rahmetli Muammer Dolmacı ağabeyin Genel Müdür olduğu
şirkette çalışırken tanık olmuştum Rahmi bey in ziyaretine. Ev sahibi kiracı
ilişkisinin ötesindeki samimi sohbetin bir kısmına da
Bir zamanlar Koç ailesinin ikametgahı olan ve sonraları
işyerlerine kiraya verilen, terası Marmara manzaralı Lalezar apartmanından
bahsediyorum. Anlatacağım da o apartmandaki Vehbi Koç ve torunlarının
hayatından bir küçük enstantane.
Hizmetlileri Musa bey den dinlemiştik. Lalezar hanının
sorumlusuydu. Torunlarından biri nazlanır dedelerine bir akşam. Geceleri
üşüdüğünü söyler. Musa bey e kaloriferleri yakma emri vermesini ister.
Vehbi bey in cevabı nettir. Musa bey e sen söyle, sana
bir battaniye daha versin.
Kupürümüzün tanıttığı Vehbi Koç a çok uygun bir
anlatımdır bu. Fakat gerçek bu değil. Yani mali hesabı yok Vehbi bey in, o
cevabının içinde. Kış yaklaşıyordu, havalar soğuk gidiyordu, doğru ama, işin
kanuni boyutu vardı bir de. Belediyelerin, kaloriferler yakılabilir iznini
vereceği tarih gelmemişti.
Biz de katılalım kervana deyip, yarım asırdan fazla bir
hayatın içinden birkaç dakikayı bugün paylaşıyor olmamızın bir tek sebebi
vardır: Kim neyi önemsiyor ve biz onları nasıl anlamalıyız sorularına cevap
aranırken kullanılsın istedik.
Mehmet Barlas tan da üç cümlelik destek alalım: Vehbi
Koç torunlarına çok önem verirdi. Onlara gazete okutur, görüşmelerinde yanında
bulunmalarını isterdi. Onları iş hayatına hazırlardı. (25 Ocak 2016 Sabah
Gazetesi Mehmet Barlas özel röportajı)
Gazete okumak
En zengin olsanız da bu bir ihtiyaçtır diyor Vehbi Koç
torunlarına. Sınır da koymamış, gazetelerin okunacak yerlerine. Öyle anlıyoruz.
Birkaç yıl önceki bir Milli Gazete gecesinde gösterilen
bir veterede, ilk gençlik günlerini yaşayan bir çocuğun, okumaya nerden
başlıyorsun sorusunu, vefat ilanlarından başlıyorum diye cevaplaması,
gülümsetmişti duyanları.
Mustafa Koç un ardından verilen başsağlığı ilanlarını
öğrenmiş bulunuyoruz klişeli yazdıranların, bizim çocuğumuzun vefat
edenlerimize dahi meraklı olmasıyla karıştırılmasını istemediğimizden yazdık
bunu da
Allah vefat edenlerimize rahmet eylesin
CHP İCRAATI
CHP de halen devam eden Atatürk resmi krizine müdahil
olmayacaktım. (Ah bu iddia ne iddia!) Fakat gazeteci Önkibar ın adını okuyunca
yorumlarda, iki cümle de biz edelim dedik.
Bir CHP milletvekili odasındaki Atatürk resmini indirmiş.
Bir diğer milletvekili de tekrar yerine asmış.
Günlerdir çözülmeye, anlaşılmaya çalışılan meseleleri bu
imiş CHP nin. Halbuki olay o kadar da çetrefilli değil. O iki milletvekili de
partimizi ve kendinizi gündemde tutun, gazetelere yazdırın emrini yerine
getiriyorlardır.
Önkibar bu işin neresinde
CHP li bir vekilin, Artık yeni şeyler söylemek lazım
diyerek, duvardaki Atatürk resmini indirdiğini, söylemesinde
Bir yorumcu, olayın araştırılmasını isteyen bir yorumcu
diyorki: Varsayalım ki CHP yönetimi Önkibar a itibar etmedi
İşte beni bu okumalar mahvetti.
AKP nin kurulduğu ve A.Latif Şener in ilk dört içinde
sayıldığı günler. Bir tv programında Sayın Önkibar ın karşısında.
Sorulan bir soruya sayın Şener, Emin Çölaşan la bir cevap
vermek isteyince sayın Önkibar alevlenivermişti. Ben buradayken Çölaşan ağbime
laf söyletmem. Çölaşan ağbime muhalefet ettirmem, gibi cümlelerdi ağzından
çıkan. Sayın A.Latif Şener sus pus olmuş, ne diyeceğini şaşırmıştı.
İnsanlar nerelerden nerelere devşiriyorlar da, yine
itibar etmiyormuş CHP yöneticileri.
Şaştım kaldım.
Büyük takımlar şişti
Futbolumuz gelişti
Bizim spor servisimizin çocukları dahil, Türkiye de büyük
takımlardan biri, hele bir alt ligden bir takıma yenildi mi, aman bir üzüntü,
bir üzüntü Ortada suçlayacak bir hakem de yoksa, ikiye üçe katlanıyor o
üzüntüler.
Yapmayın, etmeyin, sevinin diyorum ama, dinleyen kim
Sebebi de söylüyorum o sevinmeler için Futbolumuzun geliştiğini gösteriyor bu
durum diyorum. Liglerimizde fark kalmadı diyorum. İkinci lig futolcuları da bir
büyük takımı yenecek kadar bilgi, beceri ve cesarete sahipler diyorum. Dünyanın
öbür ucundaki ülkelerden futolcu devşirmeye çıkanlar, burunlarının dibindeki
takımlardan da almayı düşünebilirler artık. Bu ihtimal dahi sevindirmeye yetmez
mi bizi
Olmaz olmaz demeyin. Bakarsınız ilerideki günlerde şimdi
yenilen büyük takımın taraftarları övünebilirler, bu iş bizim takımımızla
başlamıştı iddiasını seslendirerek. Sonra sıra ötekilere de gelir.
44. yıl anısına
90 lı yılların başı. Mecidiyeköy de geçitin altında sergi
açtım, maça gidenlere örgü, bileklik, şapka satıyorum.
Yanıma, benim yaşlarımda sandaviç satan bir çocuk geldi.
Şu tepsi burada durabilir mi dedi. Biraz sonra geldiğinde elinde bir Milli
Gazete vardı.
Aaaa dedim, bizim evde de Milli Gazete okunur. Ben
okuyamazsam duramam dedi. Sonra sohbetimize devam ettik.
Unutmadığım o olayın ayrıntısı şu: Gazetenin parası bir
sandaviç parasına eşitti.
Gazete almadığım günlerde o sandaviççi arkadaşın
fedakarlığı aklıma gelir ve beni gazete bulmaya yönlendirir.
BİR LOKMA BİR
HIRKA
Kanaatkardı, hep bir lokma bir hırka derdi,
Mütevaziydi dün, yamalı bohçalar gibi,
Seçilmiş bir yere, giyinirken marka derdi,
Çok hırslı bu gün, dünya malı bohçalar gibi.
CUMA NAMAZI
Cuma ezanını duyan kimse,
Bırakıversin dünyayı kılsın;
Namaz vakti yıkılacak ise,
Bırakıversin dünya yıkılsın!..
SEMA
Kullar rahmet bekler Allah tan
Eller duaya, başlar semaya;
Birhoş olmuşsa Zikrullah tan
Coşar da ehli dil, başlar semaya...
EKREM ŞAMA