Hevayı ilah edinmek şirk ve çirkin bir suçtur

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Gazali, ihyasında İLÂH kelimesinin MABUD anlamında kullanıldığını, MABUDUN da emrine uyulan demek olduğunu, davranışlarında HEVAYA uyup her türlü şehvetlerini haram ve batıl yollardan karşılayanların hevalarını ilâh edinmiş sayılmaları gerektiğini söyler. Hevalarına uyanlar, tam bir sapıklık içindedirler. CASİYE, 23: “Hevasını ilah edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir Hâlâ ibret almayacak mısınız ” Hevasını ilah edinenlerin peşinden gidenler, Allah’ın razı olduğu İslam yolundan sapmış olurlar. ENAM 56: “De ki: Allah’ın dışında taptığınız şeylere tapmak bana yasak edildi. De ki: Ben sizin arzularınıza uyamam, aksi halde sapıtırım da hidayete erenlerden olmam.” Müminler, birçok Kur’an ayetinde, hem kendi hevalarına ve hem de inkârcı, zalim, münafık, fasık ve facir, İslam yolundan sapmış, kalpleri mühürlenmiş kimselerin hevalarına uymaktan menedilmiştir. Hevaya Allah’a bağlanır, O’na teslim olur gibi yapışmak, büyük bir şirk, çirkin bir suçtur. Peygamberimiz buyuruyor: “Allah’ın yanında gök kubbe altında Allah’tan başka tapınılan ilahlar içinde, kendisine uyulan HEVADAN daha büyüğü yoktur.” (Taberani). Cahiliye döneminde müşriklerin puta tapmaları, hevaya tabi olmalarının bir sonucudur. Lut kavminin işlediği livatacılık, eşcinsellik gibi rezillikler de, hevayı ilah edinmenin, bütün şeytansı arzulara uymanın sonucudur. Kötü alışkanlıklara düşkün, şehevi arzularının kölesi olmuş, her türlü günahı fütursuzca işleyen fert ve toplumlar, Allah’tan kaçabilmek için, önce O’nun hakkında şüphelere kulak verir, giderek inkâra varırlar. Böylece HER GÜNAHTA İNKÂRA GİDEN BİR YOL VARDIR gerçeğini ortaya koymuş olurlar. Mümin, Kur’an nizamına samimiyetle inanan, Müslüman da, bu nizama teslim olan, uyan ve hâkimiyeti için malıyla canıyla ümmet halinde cihad eden kimsedir. Kişinin kendi düşüncelerini yüceltip övmesi, kendi fikrinin üstünde bir şey görmemesi, kendi kanaatlerine göre iyi-kötü, hayır-şer, güzel-çirkin hükümleri getirmesi, Kur’an’ın ifadesiyle kişinin hevasını ilâhlaştırmasından başka bir şey değildir. Burada önemsenecek olan şey, hevasını ilahlaştıranların, sıradan kimseler olmayıp, bilgisi olan kimseler olmasıdır. İçinde yaşadığımız dönemi bu noktadan ele almalıyız ve bu asrın Bel’am bin Baura’larına karşı uyanık olmalıyız. Bel’am’lardan olmamak için, Kur’an ve Sünnet ilmine uymak ve dünyanın bütün tehlikelerinden kendimizi koruyabilmemiz için MİLLİ GÖRÜŞE, bağlanmamız tek çaredir. Her kötü iş ve söz, hevasını ilah edinen kişinin zalimliğinden kaynaklanır. İnsandaki her şerrin kaynağı hevadır. İnsan, hevanın kontrolüne girmek istemiyorsa, Kur’an ve sünnet ilmiyle cehaleti, salih amel ile zulmü bertaraf etmelidir.

İslâm’ın önemli hedeflerinden birisi, insanın arzu ve isteklerine boyun eğmesini engelleyip insanı olgunlaştırmak ve böylece yeryüzünü ıslah etmektir. Çünkü nefsin arzuları, insanın fıtri düzenini bozar. İnsan, HEVASINI ilah edinirse bu denge kaybolur, adâlet ölçüleri çiğnenir ve iş zulme varır. MÜMİNUN 71: “Eğer hak, onların hevalarına uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi…” Lüzumsuz işlerle meşgul olan, lüzumludan mahrum kalır. İslam’a, Milli Görüşe tabi olmayan mutlaka başka yollara düşer. Allah’a kul olmayan BATIYA kul köle olur. İslam’ın getirdiklerine teslim olmayan, müminlik sıfatını yitirir. Saadete ermek hevayı ilah edinmekte değil; İslâm’a teslim olabilmek iledir. Müslüman, İslam’ın ADİL DÜZEN ölçüsüne uymak zorundadır.

Ülkemizde yürütülen faizci kapitalist düzene rıza göstermek ve tüketim toplumu olmak, piyasadaki anlayış doğrultusunda özgürlük fikri, reklâmlarla galeyana getirilen mala karşı aşırı istek, DÜNYAYA BİR DEFA GELDİK, NE KADAR ZEVK ALIRSAK O KÂRDIR zihniyeti, moda, teşhircilik, vitrine, kaportaya, makyaja verilen değer bir toplumu ancak helak olmaya götürür. İslamsız saadet olmaz. Saadete ancak MİLLİ GÖRÜŞ ve SAADET ile ulaşılır vesselam.