Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
Heva; insanın aşırı istekleri, Allah’tan gelen ilme yani vahye uymayan tutumları, boş ve zararlı tutku ve istekleridir. Bir kimse, Allah Teâlâ’dan gelen ilme tabi olmaz, yalnızca kendi görüşüne, zevkine, kararına, arzusuna itibar ederse, bu kişi hevasını ilah edinmiş olur. CASİYE 23: “Hevasını ilah edinen ve Allah Teâlâ’nın bir ilme göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi görmedin mi? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?” Hevasını ilah edinenlerin kulağı ve kalbi mühürlü, gözü ise perdelidir. Bundandır ki bunlar, gerçeği göremezler ve hakka, adalete yönelemezler. Böyle kimseler ile bir ve beraber olup saadet yolunda yürünmez. Çünkü bunlar, dünyaya saplanıp kalmış ve dünya nimetlerini ahiret nimetlerine tercih etmişlerdir. Bunların işi gücü ifsattır. İfsat, bozmak ve yıkmaktır. Allah cimridir diyen inkârcı Yahudiler, Allah üçün üçüncüsüdür diyen Hıristiyanlar, İneği kendilerine ilah edinen Budistler, güneşe, aya, yıldızlara, dişi tanrılara tapınanlar, hakkı değil kuvveti ustun tutanlar, maneviyatçı değil materyalist olanlar, kendi kanaatlerini İslam bilgisinden üstün tutanlar, nefislerinin esiri olmuşlardır. Bunların batıl kıstaslar üzerine bina ettikleri “faizci kapitalist zulüm düzeni” ile insanlık saadet bulamaz.
BİR MÜSLÜMAN
İşler her geçen gün biraz daha içinden çıkılmaz hale geliyor. Ortalık toz duman, kafalar karışık, bölünmeyelim, parçalanmayalım, bir olalım, iri olalım, diri olalım söylemleri ile yeniden elde edilmek istenen saltanat. Bütün bu karmaşanın arasında, ben Müslüman’ım diyen bir kimsenin takınacağı tavır, duracağı yer, yöneleceği istikamet bellidir. Müslüman, her zaman İslam’ca bir tavır takınır. Duracağı yer, İslam durağıdır. İstikameti ise Adil Düzen yoludur. Müslüman; kula köleliği değil, Allah Teâlâ’ya kulluğu benimser. Allah’a kulluk ise “din ve düzen” olarak İslam’a teslim olmayı gerektirir. Müslüman; şahısların iktidarı için değil, inandığı hak ve adalet esaslarının tesisi için mücadele eder. Kişiler fani, esaslar bakidir. Ölüm var. Biz öldükten sonra, dünya hayatımızın hesabını kime vereceğiz? Elbette ki, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a vereceğiz. Bu dünya hayatında Müslüman’dan istenen şey, “Kur’an’ın Nizamını” hayata ikame etmektir. Kur’an’ın biri bütün insanlık için “maruf ve münker düzeni”, diğeri de Müslümanlar için “helal ve haram düzeni” olmak üzere iki düzeni vardır. Bu iki düzen, birbiriyle çelişmez. Bütün insanlar; dünya hayatlarında saadet içinde yaşamak istiyorlarsa bu ancak, Kur’an’ın “maruf ve münker düzeni” ile gerçekleşebilir. İnsanlar ahiret hayatında da saadet içinde yaşamak istiyorlarsa, Kur’an’ın “helal ve haram düzenine” de tabi olmaları gerekir. Ancak burada bir zorlama yapılmaz. Bunun esası şudur. ŞURA 15: “İşte onun için sen (İslam’a) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru (Müslüman) ol. Onların hevalarına (kanun ve düzenlerine) uyma ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği Kitab’a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz (sevaplarımız) bize, sizin amelleriniz (günahlarınız) sizedir. Bizimle sizin aranızda çekişmeye gerek yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar. Dönüş yalnız O’nadır.” İnsan kendine göre değil, Allah’a göre doğru olmalıdır. İşbirlikçi zalim, kendine göre bir gerekçe bulmuş, “topluma hizmet ediyorum”, yediği faiz, ihalelerden aldığı komisyon için de “hakkımı alıyorum” diyor. İnsanlar arasında hak ve adalet ilişkilerini en iyi şekilde düzenleyen Kur’an’ı Kerim’dir. Marifet, Kur’an’ın düzenine uymaktadır. Müslüman, boş lakırdıların peşine takılan kimse olamaz.
SEÇİMLER VE SAADET PARTİSİ
Bir ilime dayanarak ifade edecek olursak 15 yıllık AK Parti iktidarı döneminde uygulanan faizci israf politikaları yüzünden ülkemiz, büyük bir felaketin eşiğine getirilmiştir. Ahlaki ve manevi değerlerdeki aşınma, AB uyum yasaları sebebiyle tahrip edilen aile yapısı, materyalist muhtevası yüzünden nesilleri çürüten eğitim sistemi, faizci kapitalist düzenin çökerttiği ekonomi, işsizlik ve borç yükü, geciken adalet, dış politikada yaşanan belirsizlikler ülkemizi tam bir felaketin eşiğine getirmiştir. Bu duruma biz; Müslüman olduğumuz için değil, elde edilen bir takım kazanımları kaybetmemek adına faizci israf politikalarına rıza gösterildiği için düştük. Bu zelil durumdan kurtulmak ancak, önümüzdeki seçimlerde Milli Görüşün tek temsilcisi Saadet Partisi’nin göstereceği Cumhurbaşkanı adayının iktidarı mümkündür. Milli Görüşçü Cumhurbaşkanı işbaşına geldiğinde “Adil Düzen” uygulamalarını devreye sokacak, kaynakları ölü yatırımlara değil, üretime, tarım ve hayvancılığı geliştirmeye, sanayileşmeye, madenlerimizi işletmeye aktaracaktır. Bunun için Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu her fırsatta karşı karşıya bulunduğumuz tehlikeyi dile getiriyor ve milletimizi: “Ya yok olacağız ya da ihtilafları bir kenara bırakıp birlik olacağız. Bütün insanlık bizi bekliyor. Bunun için de yanlışlarımızın farkına varmamız ve birbirimizi uyarmamız gerekir. Ne yazık ki bugünkü iktidar, onun elindeki medya ve şakşakçıları yangına körükle gidiyor. Allah rızası için İslami kesime sesleniyorum; kendinize gelin… İlim adamının ilim erbabının mesuliyeti herkesten daha fazladır. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Bilenler bilerek yanlış yaparsa bunun hesabını verir. Bunun bir de öbür tarafı var. Allah rızası için yanlışa destek vermeyin. İlim erbabına sesleniyorum; siz soyguna nasıl cevaz verirsiniz, israfa nasıl göz yumarsınız. Adalet, zalim sultanın karşısında tereddüt etmeden hakkı terennüm edebilmektir. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Özellikle iktidar mensuplarına, belli makamları işgal edenlere sesleniyorum; gelin şu memleketi el birliğiyle düzeltelim” diyerek uyarıyor. Daha ne desin… Selam hidayete tabi olanlara…