Hem küresel hem de bulunduğumuz coğrafya itibarı ile
belirsizlik ve kırılganlığın anormal düzeylere ulaştığı, istikrarsızlık
potansiyelinin çok yükseldiği bir döneme girdik. İnsanlık adına olması gereken
hassasiyetler yetersiz veya yok, olmaması zorunlu olanlar ise çok. Açgözlülerin
kurduğu şeytan sofrasında filler tepişecek, otlar veya fil olmaya çalışanlar
yine ezilecek, bozuk para gibi harcanacak. Ekonomi cephesinde riskten kaçınma
eğilimi güçlendikçe, günü kurtarmak ve hayal tacirliği yapmak adına siyasi ve
sosyal riskler kontrolsüz bir şekilde artabilecek. Türkiye de bu gelişmelerin
dışında kalamayacak, bir koyup üç alma hesabı yaparken elindekini de muhtemelen
kaybedecek.
Geriye dönüp son üç ay içinde gerek ülkemizde gerekse
bölgesel ve küresel düzeyde yaşananlara bakarak, rahat uyumaya devam etmek pek
mümkün görünmüyor. Akla hayale getiremeyeceğimiz bir kabusla uyanma, kendi
kendini besleyen olumsuz tepkiler vererek çaresizlik bataklığında çırpınma
ihtimali artıyor. Suriye, 1980 lerin Lübnan ına benzemeye başlar ise kimse
şaşırmasın ve bu durumdan en çok zarar görecek ekonominin Türkiye olabileceğini
unutmasın. Sormak gerekiyor: Arap baharı yaşanmasa, açgözlü birileri bu krizi
kendisi için fırsata dönüştürmeye çalışmasa, bugünkü durumumuz daha iyi
olabilir miydi Bu sorunun yanıtı hem evet hem de hayırdır.
Eğer Arap baharı bir şekilde yaşanmamış olsa, muhtemelen
ABD Merkez Bankası parasal genişlemeyi çok daha erken sonlandırabilir, Obama
yeniden Başkan seçilemeyebilir ve finansal sermaye gelişmekte olan ekonomileri
çok daha önceden terk etme eğilimine girebilirdi. Tarihin akışı çok daha farklı
olabilirdi. Başbakanımız bu yılın Mayıs ında ABD ziyaretini yapmaz, yapsa da
gündem Suriye olmazdı; Türk lirası çok daha önceden hatırı sayılır ölçüde değer
kaybetmiş olurdu, komşularla didişmek ve olduğundan farklı görünmek yerine
kendi sorunlarımıza odaklanmak zorunda kalmış olabilirdik. Ama olmadı: Arap
Baharı ile birlikte açgözlülerin paravanı durumundaki ılımlı İslam projesi önce
büyük destek buldu, bu yıl içinde ise paraşütsüz düşüş dönemine girdi. Böyle
olmayacağını varsayanlar ne yapacağını şaşırdı ve hem dengesiz hem de insaftan
uzak tepkiler vermeye başladı.
Mayıs ayında Suriye gündemli ABD ziyaretinden eli boş
dönüldü, istenilen yanıtı alabilmek adına belki de hiç olmayacak işlere girildi
22 Mayıs ta Federal Reserve kademeli olarak parasal genişlemeyi sonlandırma
takvimini açıkladığında etekler tutuştu: Türk Lirası değer kaybetmeye, faizler
yükselmeye, varlık değerlerinin erimeye başlaması ile birlikte bilançolar
yıpranmaya başladı. Gezi olayları siyasi iradenin imdadına yetişti, tüm
olumsuzlukları fatura edecek yeni bir suçlu yaratma çabası ile gerginlik
tırmandırıldı. Mısır ve Suriye de kendi akıbetlerini görenler gözü kararttı.
Suriye ye demokrasi götürmeye heveslenenler, aynaya bakmayı unutup temel
hakları kendi insanına çok görmeye başladı ve kontrolünü kaybetti Son on yılda
neler yaptıklarını unuttular ve herkesin de unutacağını varsayma gafletine
düştüler; sonunun nereye varacağını düşünmeden faiz lobisi , kredi kartı
kullanmayın gibi laflar edip kendi gibi düşünmeyenleri düşman gibi görmeye
başladılar
Geride bıraktığımız hafta genelinde Türkiye riskinden
kaçınma eğilimi tavan yaptı: Merkez Bankası Başkanı nın piyasaları ikna etmeyi
beceremeyen söylemleri ve Suriye nin vurulması ihtimalinin artması gerekçe
olarak ön plana çıktı. Küresel düzeyde riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi ve
bulunduğumuz coğrafyanın karışması bize hiç yaramıyor, hem sorunlar hızla
ağırlaşıyor, hem de kontrolsüz bir şekilde artan kırılganlık her şeyi ve herkesi
tehdit ediyor. Gerçeği kavramak için hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını,
ortalık iyice karışıncaya kadar da olamayacağını iyi kavramak, bunların
sebepleri üzerine kafa yormak gerekiyor.
Sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtarmak ve bu
durumdan sorumlu olmak çaresizliği arttırır, yozlaşmayı hızlandırır. Bu açmaza
düşenler inançlarını, insanlıklarını koruyamaz ve süratle değişirler; aklını
iyiye kullanmaya çalışanlara düşman olur, sürekli ava çıkmak zorunda kalır ve
sonunda av alırlar. Bu süreç az veya çok herkese, her kesime bir bedel
ödetir!.. Nasrettin Hoca nın hikayesinde olduğu gibi çıkarı gereği kazanın
doğuracağına inanıp kula kulluk edenlerin, kazanın ölümüne isyanı çok ilginç
olacak!..