Hesaplaşarak Yenilenme

Abone Ol

İnsan her şeyden önce kendisinin muhatabıdır. Kendisinden sorumlu ve hesap verici.

İnsan, sürekli olarak bir yol üzerindedir. Bu yoldaki yürüyüşünde eksiklikler olabileceği gibi yanlışlıkları da olur. İnsan bu, doğasında var olan. Kendisiyle, nefsiyle bir çekişme hâlinde. Olmaması gerektiği hâlde gönlün arzuladıkları, sınırsız istekleri olur. Bunları yerine getirirken sonuçları kendisini bağlıyor. Çünkü yapıp eden kendisi.

İnanmış bir Müslüman’ın temel ilkeleri insan hayatını, doğası gereği denetletiyor. Yanlıştan vazgeçmenin, pişmanlığını bilmesi, yanlışının farkına varması tövbe iledir. Sığınağı Allah’tır. O’na sığınır, O’ndan bağış diler. O’nun merhameti sonsuzdur. İnanan, bunun farkındadır. Ondandır ki hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmaz. İnanma bilinci var ise o, kurtuluş kapısındadır ve o kapıdan önünde sonunda içeri alınacaktır.

Sonsuzluk kapısı orada duruyor. Bilen, anlayan ve düşünenler için. İnanan ve iman edenler oradan mutlaka gireceklerdir. Eksikleri, yanlışları ve günahlarıyla. Elbette ki en önemlisi bunların az olması. İyiliklerinin, güzelliklerinin, hayırlarının çok olması dilenen, arzulanandır.

İnsan, her şeyden önce kendisinin muhatabıdır. Bunu ikinci kez vurgulayarak ifade ediyorum. Kendisinden sorumlu olduğu kadar başkalarından da sorumludur. Yapıp ettikleri sadece kendisini bağlamaz. Bu, mutlaka çevresini de etkiler.

İnananlar, ibadetlerini yaparken de Allah’a sığınırlar. Bağış dilerler. Yaptıkları hataları bir daha yapmamak üzere tövbe ederler. Klasik ifadesiyle azm u cezm ile bir daha yanlışa düşmemek üzere istiğfar ederler. Tövbe kapısının açık olması, kişiyi sürekli yanlışlıklar yapmaya götürmesi anlamına gelmez. Aksine bir daha yapmamak üzere bir ikrarda bulunur. Bu, bir söz vermenin tekrarıdır.

Sorumluluk alanları geniş olanların işi elbette ki çok daha zordur. Kendini bilenler, endişelenenler sorumluluktan kaçınırlar. Bu kaçış, korku, ihmal ya da ilgisizlikten değildir. Altına gireceği sorumluluğu hakkıyla yerine getirip getirmeyeceği endişesindedir. Endişe, insanların haklarını yeterince teslim edemeyiş, adaletsizliğe düşüşüdür.

Sorumluluk alanı sınırlı olan bir insan, gece sessizliğinde başını yastığa koyduğu anda kendisiyle baş başadır. Günün toplamının değerlendirmesi içinde bulur kendini, bulmalıdır da. O anki duygusu yarınını belirler. Ona göre sabahın ilk ışıklarıyla dış kapıdan adımını attığı anda önceki günün ve zamanın yanlışlarına düşmemenin bilincinde olur. Bunları belki belli bir disiplinle yapmıyor ama iç dünyası onu böyle olmaya yönlendirir.

Geçen zaman geçip gitmiştir ama yapılıp edilenlerle. Geçmişin geri getirilmesi olası olmadığından o zamanlar ancık bir yerinme ve pişmanlık olarak kendisini anımsatır.

İnsanın, insanın yüzüne bakmaya yüzü olmalı. Kendisiyle yüzleşirken yüzünün kızarmasına neden olabileceklere tekrar düşmemenin bilinç ve düşüncesi içinde olması bir iç denetim sağlar. Bu, hayatının bir ilkesi hâline dönüşürse onun yanlışlarının ya da günahlarının azaldığı, azalacağı anlamına gelir.

İnsan kendisini yanlışlarına odaklarsa, yanlışlarını kanıksarsa, onun yüzleşmesinden söz edilemez. Kişi güçlüyken dünyayı kendinden ibaret sanır.  Yükselişler olabileceği gibi düşüşler de kaçınılmaz ve gerçektir. Her insanın önünde, yaşlılık, düşkünlük bir ölüm ve öte dünya gerçeği var.

İnsanın en güçlü olduğu zamanları onlar için tehlikeli dönemleridir. En güçlü görünen zamanlarda yapılan yanlışların giderilmesi zorlaşır. Muhatapları çoktur ve geneldir. O zaman insanlardan bağışlanma, hoş görülme azalır.

Gerek bireysel ve gerekse toplumsal ortamlarda insanların yüzüne kendinden emin ve rahat olarak bakılabileceği bir geçmiş insanlık için geleceğin güzel olması anlamına gelir. Tam tersi durumda ise insan gelecek zaman içinde zavallılaşır. Hele tam anlamıyla güçsüzleştiğinde insanların bakışı altında ezilir.